Yazar: yonetici
0 Yorum 24 Görüntüleyen

İleride Vali ve Üst Düzey Yönetici Olacak;
KAYMAKAM ADAYLARINA, İNGİLTERE’DE
DİL KURSLARI VE KÜLTÜR AŞISI!?

Epstein lağımıyla ortaya saçılan Amerika ve Avrupa çağdaşlığının haksızlık ve ahlâksızlık tuzağı olan AB kriterlerini ülkemize yerleştirmek için çırpınan bir iktidarın atadığı Bakanların ve yüksek bürokratların: Milli Görüş kökenli oldukları, hafızlık eğitimi aldıkları, İlahiyat okudukları, dindar bir hayat yaşadıkları özellikle vurgulanırdı. Yöneticilerimizin bu sıfatları taşımaları elbette halkımızın manevi duygularını okşardı. Ve pek çok dindar ve duyarlı insanımız, yıllardır hasretini çektikleri bir döneme kavuştukları tesellisiyle avunurlardı.

Hatta, sözde muhalefetin; İmam Hatip ve İlahiyat eğitimi almış, Kur’an kurslarında hafızlığını tamamlamış, hanımının başı kapalı, namaz kılan, oruç tutan, içki kullanmayan Bakan ve bürokratlar üzerinden, iktidarı gericilikle ve Atatürk ilkelerini dejenere etmekle suçlayıp saçmalamaları bile iktidara puan kazandırmakta ve dindar halkımızda: “Pek çok yanlışı ve tahribatı olsa da din düşmanlarına meydanı bırakmaktansa, yine de bunlara sahip çıkmalıyız!..” kanaati oluşmaktaydı. Yani elebaşları bilerek, yandaşları ise bilmeyerek; muhalefet bu tavırlarıyla, iktidara çalışmış olmaktaydı.

Oysa AKP iktidarı, Siyonizm’in gizli hizmetkârıydı ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, AKP-MHP oylarıyla reddedilmiş durumdaydı!

SP’nin: Gazze Barış Kurulu’nun uluslararası hukuki dayanaklarının, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı üzerindeki etkilerinin ve Türkiye’nin TBMM devre dışı bırakılarak bu sürece dahil edilmesinin anayasal sonuçlarının müzakere edilmesi amacıyla Genel Görüşme açılması önerisinin, AKP-MHP oylarıyla reddedilmesi bunların gerçek ayarını ortaya çıkarmıştı. Halbuki, zerre vicdan taşıyanların; elbette HAMAS Liderliğinde bir hükümetin herkes tarafından tanınması lazımdı. Fakat “TBMM devre dışı bırakılarak, Cumhur İttifakı Türkiyesi’nin” Siyonist barış süreci tuzağına çekilmesi, sadece cehalet ve gaflet değil, açık bir hıyanetin kanıtıydı.

AKP ve MHP’nin Filistin konusundaki tutumu zaten açıktı. Görünüşte İsrail’e en sert sözlerle yüklenilmesi, ama gerçekte malzeme yüklü gemilerin İsrail’e gönderilmesi “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözünü hatırlatmıştı. Lakin bu önerge ayrı bir tehlikeyi de içinde barındırmaktaydı. Son dönemde maalesef Saadet Partisi ve diğerlerinin Kürt açılımıyla ilgili Erbakan Hocamızı da iftiralarla bu hıyanete alet ederek yaptıkları açıklamalardaki şeytanlığı çağrıştırmıştı. Bu uygulama self-determinasyon olduğundan, gündeme sokulması Kürtlerin de yarın böyle bir hamleye kalkıştıklarında onlara da “Bakın Filistin (HAMAS) için de bunu istemiştik, şimdi Kürtler için de istiyoruz” yaklaşımının gerekçesi yapılacaktır. Yani Siyonizm her yerdedir, hiçbir taşın altını boş bırakmamıştır. Ama şükür ki Milli Çözüm vardır.

Dil eğitimi dolayısıyla görev yaptıkları ilçelere veda eden Kaymakamların Ankara’da “hazırlanma”, İngiltere’de “olgunlaşma” eğitimleri yapılmaktaydı?

Kaymakamlar için son derece önemli sayılan dil eğitimleri, Ankara’da başlamaktaydı.  Ankara’da başlayan eğitim maratonunu tamamlayan kaymakamlar daha sonra İngiltere ağırlıklı olmak üzere yurt dışına yollanmaktaydı. Kaymakamlar yaklaşık 6-8 ay da yurt dışında kalmaktalardı. Yurt dışı eğitimleri ise hem dil, hem kültür eğitimleri olarak programlanmıştı. Çünkü kaymakamlar Büyükelçiliklerde, devlet yönetimi ve devlet sistemleri üzerinde çalışmalar yapıyorlardı. Buradaki zahiri amaç ise, mülki idare amirlerinin daha vizyonel bir yönetim anlayışına sahip olmasını sağlamaktı… Yurt dışındaki eğitim sürecini tamamlayan kaymakamlar, 3 aylık kaymakamlık kursunu da başarıyla tamamlayınca kura çekimi ile asaleten atanıyorlardı. 

Peki İngiltere’de, Siyonist güdümlü üniversitelere bağlı ve masonik ağırlıklı Enstitülerde, devlet kesesine pek ağır külfetlerle yaptırılan bu; DİL ve KÜLTÜR eğitimleri niye kendi ülkemizde yapılmazdı ve acaba buralarda hangi KÜLTÜR aşılanmaktaydı?

Kaymakamlarımıza, Türkiye’de İngilizce öğretilip imtihandan geçirilemez miydi? İlle de İngiltere, Almanya ve Fransa’ya gönderilmeleri, hangi özel eğitimlerden geçirilmesi içindi?

Bu katılımcılar; mü’min mi gayrı müslim mi?.. Sağ görüşlü mü, sol düşünceli mi? İslamcı geçmişten mi, milliyetçi kökenli mi? Bunlara kültür aşısı yapan malum odaklar için hiç fark etmezdi. Hatta İmam Hatipli, hafızlık eğitimli, Milli Görüş gelenekli daha çok tercih edilirdi… Yoksa, Siyonist güdümlü İngiliz Kraliyet ailesinden “Bu kişi bizim yönettiğimiz dünya düzeninde ve Türkiye’de idarecilik yapabilir icazeti miydi?

Özel İngiliz eğitimli Türk Kaymakamlar Valiliğe hazırlanmaktaydı!

Kaymakam olmaya hazırlanan Türk adaylar, göreve başlamadan önce özellikle Londra’da eğitim görüyorlardı. Bu adaylarla, eğitim merkezi The Institute‘te görüşen Perihan Korkmaz aktarmıştı:

Türkiye’nin Kaymakam adayları, Londra’nın en büyük eğitim kurumlarından biri olan Middlesex Üniversitesi‘ne bağlı ‘The Institute-The Hampstead Garden Suburb’de yaklaşık bir yıl süreyle eğitim görüyorlardı. (Bu enstitülerin masonik mahfillerle irtibatlı olduğu saptanmıştı.) Eğitim aldıkları yılın üçte ikisi, sadece İngilizce derslerine ayrılmaktaydı… Son üç ayda ise yerel yönetimler, polis, okul, ceza mahkemesi, hastane, itfaiye, huzurevi gibi kamu hizmeti veren kuruluşları ziyaret ederek İngiltere’de kamu sektörünün nasıl işlediğini öğreniyorlardı. Haftada 21 saat ve 38 hafta süren program sonunda başarı hedefi, adayların en yüksek puanının 9 olduğu IELTS (International English Language Testing System) sınavında 7’nin üzerinde puan almalarını sağlamaktı.

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi