Yazar: yonetici
0 Yorum 163 Görüntüleyen
Ekrem İmamoğlu; bir yabancı medya muhabirine Haliç çevresinde röportaj verirken: “Hamas teröristtir, İsrail’e saldırıp sivillere zarar vermiştir. İsrail de kendisini savunmaya geçmiştir, ama fazla ileri gitmiştir!..” anlamında talihsiz ve tıynetsiz yorumlar yapmış, İmamoğlu değil de, sanki Hahamoğlu gibi davranmıştır. Bu tavrın Siyonist odaklara: “Beni Cumhurbaşkanlığına hazırlayın, sizlere uşaklık yapayım!” mesajı olduğu sırıtmaktadır. Oysa HAMAS, Siyonist İsrail’in Gazze’ye saldırıp işgal ve katliama girişme planlarını önceden fark edip bunu engelleme ve en azından geciktirme gayesi ve gayretiyle o harekâtı başlatmıştır ve geç de olsa vicdan ehli herkes tarafından haklılığı anlaşılmıştır.
Evet; CHP’nin, Milli Çözüm Dergisi Ankara Hizmet Binası açılışına davet edilen, ama önemli mazeretleri nedeniyle katılamayıp:
“Kıymetli dostlar, Milli Çözüm Dergisi Temsilciliği açılış davetiyesi için teşekkür ederim. Her ne kadar yanınızda olmak istediysem de programımın yoğunluğu dolayısıyla katılım sağlayamadım. İsmiyle müsemma bir yayın hayatı olan derginin, önümüzdeki süreçte de ülkemize sunacağı katkılar için şimdiden teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyen Cumhuriyet Halk Partisi 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gibi Milli duyarlı ve vicdani tutarlı şahsiyetlere ihtiyaç vardır.
Şimdi Ekrem İmamoğlu’na, Filistin Davasının ve İsrail barbarlığının tarihi seyrini hatırlatmamız lazımdır.
Terörist İsrail’in Kurulma Aşamaları
İsrail’in, 14 Mayıs 1948’de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcıdır. HAMAS’ın aynı tarihte ve zalim İsrail saldırılarını haber alıp önlemek üzere, harekâta başlaması da anlamlıdır. Bu tarihten sonra zorunlu göçe ve katliamlara maruz kalan, hâlâ da işgal ve abluka altında bulunan, mülteci konumunda yaşayan milyonlarca Filistinli, Nekbe’nin (Büyük Felaket) 76. yılında tekrar vatanlarına dönmenin hayalini kurmaktadır. Her yıl hayallerine ulaşmaktan biraz daha uzaklaşan Filistinlilerin geri dönüş ve bağımsızlık gibi Milli hedefleri, son yıllarda amansız bir saldırıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Arap dünyasının İsrail ile yakınlaşması ve AKP Türkiyesinin de katıldığı normalleşme çabaları, Filistinlilerin iç bölünmüşlük sorunları, uluslararası tarafların zayıf kalması ve ABD ile İsrail’in hukuk gözetmeyen yaklaşımları sonucu oluşan şartlar, Filistin davasının son yıllarda karşı karşıya kaldığı en ağır durumu oluşturmaktadır.
İsrail’in kuruluşuyla vatanlarının büyük kısmını kaybeden Filistinliler, Nekbe’nin 76. yılına, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yla birlikte Beyaz Saray’da İsrail-Filistin sorununun çözümü amacıyla açıkladığı, sözde Orta Doğu Barış Planı’nın gölgesinde ulaşmışlardı. ABD’nin sözde barış planı, İsrail’e; Akdeniz’den Ürdün Nehri arasındaki coğrafyada tam egemenlik verirken, Filistinlilere ise Tel Aviv’e tanınan bu imtiyazı “sözde devlet” ve “ekonomik refah” karşılığında kabul etmeyi dayatmaktaydı. Filistinlilerin geri dönüş hakkı, Doğu Kudüs, yerleşim birimlerinin kaldırılması gibi taleplerini görmezden gelen sözde barış planı, tarihi Filistin topraklarında “iki devletli çözüm” imkânını tamamen ortadan kaldırmaktaydı. Ayrıca işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan ve Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’daki mevcut durumun (statükonun) korunmasını öngören sözde barış planı, Harem-i Şerif’i İsrail’in tezleri doğrultusunda Yahudilerin de ibadetine açarak aslında, işgalci statükoyu Yahudilerin lehine değiştirmeyi amaçlamıştı. Trump’ın planını Filistinlilere ve uluslararası topluma rağmen Filistin topraklarında ilmek ilmek dokuyarak uygulayan İsrail, Filistinlilerin hayalini kurduğu; 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan tam bağımsız, egemen bir Filistin Devleti ideasını da tamamen ortadan kaldırmaktaydı.
76 yıldır dinmeyen acı!
Filistinliler için zorunlu göç, yağma ve katliamların simgesi olan “Nekbe” tam 76 yıldır dinmeyen bir acıyı anlatmaktadır. Filistinliler haklı bir nedenle bugüne “Büyük Felaket” anlamına gelen “Nekbe” ismini takmıştır. Çünkü İsrail’in 14 Mayıs 1948’de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcıdır. Bu nedenle İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs’ı takip eden gün, yani 15 Mayıs “Nekbe” günü olarak anılmaktadır. Günümüze kadar uzanan bu süreçte Filistin topraklarının büyük bölümü işgal altına alınmış, sistematik katliamlarla binlerce Filistinli katliama uğramış, 1 milyona yakın kişi vatanından sürgüne yollanmış, 675 köy yok edilip yıkılmış ve bazı kentler zorla Yahudilere bırakılmış durumdadır. Nekbe’den bu yana işgali genişleten İsrail, şu an 27 bin kilometrekarelik tarihi Filistin topraklarının yüzde 85’ine el koymuş bulunmaktadır. Filistinliler ise bu alanın sadece yüzde 15’ini kullanabilirken, şimdi bundan bile mahrum edilmeye çalışılmaktadır. İsrail ayrıca 1967’de işgal ettiği Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da da yasa dışı Yahudi yerleşim birimi inşaatlarını hızlandırmıştır.
1 milyona yakın Filistinli sürgüne yollanmıştır!
Filistinlilerin “Nekbe” ismini verdiği 15 Mayıs, Filistin ve İsrail toplumlarının zihninde taban tabana zıt şekilde algılanmaktadır. İsrailliler için güya “bir devletin kuruluş” günü olan 14 Mayıs, Filistinliler için ise nüfuslarının yüzde 67’sine tekabül eden 957 bin kişinin vatanlarından zorla çıkarılması, kültürel ve sosyal dokunun tahribatıyla başlayan ve günümüzde daha da azgınlaşan felaketler silsilesinin başlangıcı anlamını taşımaktadır. O tarihten bu yana nüfus artışıyla Filistinli mültecilerin sayısı dünya genelinde 6 milyon 20 bine ulaşmıştır. Bunların yaklaşık 5,3 milyonu Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) kayıtlı durumdadır.
675 köy ve kasaba yakılıp yıkılmıştır!
İsrail güçleri Nekbe süresince Filistinlilere ait 675 köy ve kasabayı ortadan kaldırmış ve binlerce Filistinli, sistemli katliama uğramıştır. Birçok tarihi Filistin şehri de Yahudileştirilmiş durumdadır. Bu süreçte Negev bölgesinde yaşayan Bedevi kabileler yerlerinden zorla çıkarılmıştır. Ayrıca yerleşim bölgelerinin isimleri değiştirilerek kültürel kimlik de hedef alınmıştır.
5 milyonu aşkın Filistinli, mülteci kamplarında yaşamaktadır!
Nekbe’de sürgün edilen yüz binlerce Filistinli, ülke içinde ve dışında oluşturulan 61 mülteci kampında zor şartlar altında kıvranmaktadır. Ülke toprakları içinde yer değiştiren Filistinlilerin yoğun olarak sığındığı yerlerden olan Gazze’de 8 mülteci kampı bulunmaktadır. İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yer alan Cibaliya Mülteci Kampı 108 bin Filistinliye ev sahipliği yapmaktadır. Bölgenin en büyük kampı olan Cibaliya, 1987’de Filistin İntifadası’nın patlak verdiği yer olarak tanınmaktadır. İsrail’in kuruluş sürecinde topraklarından ayrılmak zorunda kalan Filistinlilerin sığındığı komşu ülkelerin başında gelen Lübnan’da 12, Ürdün’de 10, Suriye’de 12 mülteci kampı vardır.
Nekbe’nin tarihi, 2 asır öncesine uzanmaktadır!
Nekbe’nin ilk tohumunun “Yahudi baronların telkinleriyle Fransız General Napolyon Bonapart’ın fikriyle atıldığı, Balfour Deklarasyonu ile hayatiyet kazandığı ve son olarak İsrail’in ilk Başbakanı Ben Gurion tarafından somutlaştırıldığı” anlaşılmaktadır. Napolyon Bonapart 1799’da Osmanlı idaresi altındaki Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması fikrini gündeme taşımıştır. Sonraki süreçte dünyanın her yerinden Yahudilerin gruplar halinde Filistin’e göç etmesi sağlanmıştır. Böylelikle Siyonist Yahudilerin Filistin topraklarını ele geçirmesi için zemin hazırlanmıştır. Osmanlı’nın ve özellikle Abdülhamid Han’ın tüm engelleme çabalarına rağmen Filistin’e Yahudi göçü yoğunlaşmıştır. İngiliz General Edmund Allenby, Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal ederek, Filistin’in Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti’ne bağlılığını sonlandırmış ve Siyonistlere hareket alanı açmıştır. Bölgenin 1917’de İngiliz mandasına girmesiyle Filistin’e Yahudi göçü daha da hızlanmıştır. İngiltere Dışişleri Bakanlığının 1917’de yayımladığı ve Yahudilerin Filistin’de devlet kurmasını öngören “Balfour Deklarasyonu” ile İngilizler, İsrail’in kurulmasına desteklerini açığa vurmuşlardır. O süreçte bu tehlikeli gidişe karşı çıkan Mustafa Kemal bile, çok sinsi bir suikastla ölüme yollanmıştır.

 

 

MAKALEYİ OKUMAK/DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi