• TÜRKİYE, TARİHİ VE KRİTİK BİR YOL AYRIMINDAYDI…

    TÜRKİYE, TARİHİ VE KRİTİK BİR YOL AYRIMINDAYDI…

    01 Haziran 2019

     
    | Devamı
     


    TÜRKİYE, TARİHİ VE KRİTİK BİR YOL AYRIMINDAYDI…

          

    31 Mart 2019 Belediye Seçimleri sonuçları AKP’de sarsıntıya yol açmıştı. Cumhur İttifakı’nın ortakları, birbirlerini savunuyor ve sahip çıkıyor görüntüsü altında, toplumu ve teşkilatları daha da kızıştırıp kışkırtan tavırlar takınmaktaydı.

    Cenaze töreninde Kemal Kılıçdaroğlu'na saldıran Osman Sarıgün, bizzat Ömer Çelik’in açıklamasıyla AKP üyesi çıkmıştı!

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, Ankara'daki Şehit cenazesinde yumruk atan kişinin, Akkuzu’lu köyünden Osman Sarıgün olduğu saptanmıştı. Saldırıdan sonra kaçan Osman Sarıgün, jandarma ve polis tarafından Sivrihisar'da yakalanmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun şehit cenazesinde saldırıya uğramasını, "Erdoğan’ın ‘musafaha’ ve ‘Türkiye İttifakı’ söylemini bozma amaçlı olabileceği…"yorumları yapılmıştı.

    Kemal Kılıçaroğlu'nun Ankara Çubuk'ta katıldığı şehit cenazesinde saldırıya uğraması tartışılmaktaydı. İstenmeyen olayın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim sonrası ortamı yumuşatan açıklamalarından hemen sonra gelmesi kafaları karıştırmıştı. Hatırlanacağı üzere; Türkiye İttifakı çağrısı yapan Erdoğan, "Dönem, kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir." açıklamasını yapmıştı.

    "Çubuk’taki olayın, AKP Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye İttifakı’ söylemini gündeme taşıyıp, farklı düşünenlerle musafahayı (el sıkışmayı) tavsiye etmesinden saatler sonra meydana gelmesi herhalde dikkat çekmiştir. Eylem CHP liderine karşı yapılmış olsa da aslında olayla sınanan iktidar partisidir. Herhalde istenen ve hedeflenen, bir süredir politika haline dönüşmüş dışlayıcı ve toplumu kutuplaştırıcı söylemden vazgeçilmemesi, o söylemin ayniyle sürdürülmesidir. AKP bu tuzağa düşmemeli, kendi aralarında veya yakınında bulunup telkinleriyle yönetilemez bir ülke tablosuna harç taşıyanların neye hizmet ettiklerini doğru değerlendirmelidir.”[1] yorumları anlamlıydı.

    Ve zaten Kemal Kılıçdaroğlu saldırısına karşı, CHP'den hemen sokağa çıkma kararı alınmıştı!

    Şehit cenazesi sırasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na gerçekleştirilen saldırının ardından, CHP İl örgütleri 81 ilde eş zamanlı sokağa çıkma kararı almıştı. Olağanüstü toplanan MYK toplantısında alınan kararın ardından, eylem duyuruları yapılmıştı. Evet, maalesef ülkemiz, yeni bir kavga ve kaos ortamına kaydırılmaktaydı…MHP'nin Antalya kampında konuşan Sn. Devlet Bahçeli'ye göre: “İstanbul'da Belediye seçimlerinin yenilenmesi bir BEKA meselesiydi.” Bu yaklaşıma göre: “Yapılan seçimleri şayet AKP ve MHP ittifakı kazanırsa; bu durum, Cumhurun feraset ve keramet olgusu demekti, Milli iradenin tecellisiydi… Ama eğer muhalefet seçimi kazanırsa, o zaman bu bir BEKA SORUNU haline gelirdi, kıyamet ve felaket senaryosu demekti!?..”

    Antalya kampında yaptığı açıklamada iktidarın ve ortağının sayım hazımsızlığını tenkit eden Fehmi Koru’ya yüklenen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şu ifadeleri kullanmıştı:

    “'Mesela FETÖ'nun Fehmi'si ve Pennsylvania’nın Koru’su alenen husumet aşılamaya çalışmaktadır. Öteden beri kronik MHP düşmanı olan bu zat anlaşılan 15 Temmuz'un rövanşını almak için kuyruğa girenler arasına adını çoktan yazdırmıştır. Bu şahsın halen elini kolunu sallayarak geziyor olması hayret verici bir garabettir. Türkiye'yi yöneten parti bellidir, görevinin başındadır. MHP ise denge ve denetleme konusunda sorumluluk üstlenmiştir. Bu çürük yumurta ne hakla yazıp çizmekte, bunları söylemektedir.''

    Oysa bir zamanlar FET֒yü desteklemek ve o dönemlerin hasretini çekmek ayrı bir şeydi, ki o süreçte Fetullah Gülen hainini en çok destekleyenlerin, büyütüp besleyenlerin başında Sn. Erdoğan ve ortakları gelmekteydi. -Ama genelde bütün yurt sathındaki, özelde İstanbul'daki seçim hazımsızlığını, tekrarlanan sayım sonuçlarını ve ille de AKP (Cumhur) adayını kazandıracağız şeklindeki dolaylı dayatma tavrını eleştirmek başka bir şeydi- Bu antidemokratik ve despotik tavrı tenkit eden herkesi “FET֔cülükle suçlamak, saçmalamaktan öte bir iftira ve susturma yöntemiydi. Yoksa Fehmi Koru'nun tarafını da, tarzını da, ayarını da herkes bilmekteydi.

    Seçimden sonra MHP lideri Bahçeli, “Halk Büyükşehirlerin Başkanlarını seçsin, bağlı İlçelere Başkanları da o atasın” gibi bir teklif getirmişti. Hatta bazıları “tüm Belediye Başkanlarını Cumhurbaşkanı tayin etsin!” demişti. Ee, Cumhurbaşkanı YÖK Başkanını seçsin. Cumhurbaşkanı rektörleri belirlesin. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyelerini tayin etsin. Ve şimdi de “Cumhurbaşkanı, Belediye Başkanlarını da seçsin” teklifleri bizim; “Cumhuri Krallık” dediğimiz sürece doğru bir gidişin ifadesiydi.

    Oysa bazı yazar ve yorumcular, “CHP’nin resmi görüşü olarak henüz ortaya koyulmamışsa da, bu girişimlere karşı fikir jimnastiği olarak konuşulan olasılıklar şöyle" diyerek madde madde şu seçenekleri sıralamışlardı:

    • Seçimlerin adil biçimde tekrarlanacağına inanırsak girelim ve daha farklı bir biçimde kazandığımızı gösterelim.

    • Tekrarın yasalara uygun biçimde yapılmasını sağlamak önemli. Seçmen listelerinin değişmesine, AKP’nin İstanbul dışına taşıdığı seçmeni bu kez yeniden İstanbul’a taşımasına izin vermeyelim. Böyle bir durum zaten tüm seçimin iptali anlamına gelir.

    • Şayet tekrarlanan seçimlerin adil olmayacağına dair bir kanaat oluşursa, seçimleri boykot edelim. Tekrarlanan seçimlerde aday göstermeyelim.

    • Gerekirse seçilen ve mazbatasını almış olan CHP’li Belediye Başkanlarını da istifa ettirelim.

    • Bir sonraki aşamada ise TBMM’deki CHP grubu da tümden istifa ederek çekilelim ve ülkedeki antidemokratik ortamı protesto edelim.

    Habertürk yazarı Nagehan Alçı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik şehit cenazesindeki saldırıyla ilgili merak edilen tüm detayları, 22 Nisan 2019 tarihli yazısında paylaşmıştı.

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Ankara Çubuk'ta şehit er Kırıkcı'nın cenaze namazı sonrası bir grup tarafından protesto edilerek saldırıya uğramış, Kılıçdaroğlu güvenlik için götürüldüğü evden zırhlı araçla çıkarılmıştı. Merak edilen korkunç olayın perde arkasına ilişkin detayları, yazar Nagehan Alçı, Habertürk'teki köşesinde şöyle anlatmıştı:

    Soru işareti yaratan değişiklik neden yapılıyordu?

    "Cenazenin ilk başta Çubuk ilçesinde yapılması planlanıyor. Ve İlçede polis geniş güvenlik önlemleri alıyor. Fakat sonra ne olduysa cenaze doğrudan köye alınıyor. “Köyün camisinin avlusu ve dışındaki meydan daha geniş” gibi bir gerekçe sunuluyor. İşte birinci tuhaflık bu noktada sırıtıyordu!?

    Jandarma, bu ziyareti son dakikada öğreniyordu!

    Köy doğal olarak polisin bölgesi değil, jandarma bölgesi oluyor. Jandarma da ekstra bir güvenlik önlemi alamıyor. Sadece rutin bir güvenlik tedbiri ile yetiniyor. Jandarma yetkililerinin aktardığına göre, Kemal Bey’in bu cenazeye geleceğini onlar da bilmiyor ve neredeyse son dakikada öğreniliyordu!?”

    Şehit ailesi Kılıçdaroğlu’nun geleceğini biliyordu!

    Kılıçdaroğlu'nun cenazeye katılacağını çok önceden şehit ailesine ulaştırdığını, onların da sıcak karşıladığını, CHP kaynaklarından edindiğini yazan Nagehan Alçı, Kılıçdaroğlu'nu geldiği andan itibaren hemen yuhalamaların başladığına da dikkat çekiyordu!

    Kalabalıkta taş ve sopaları kimler dağıtıyordu?

    Yazar, CHP'li kaynağın “Toplantıda bir Genel Başkan Yardımcımız da dile getirdi. Elimizde görüntüler var. İki kişi orada taş ve sopa dağıtıyordu.” iddiasını da aktarıyordu. Ayrıca bu köyde cep telefonu da çekmiyordu!

    Emrindeki devlet gücünü hoyratça kullanan, kazanmak için yapmayacağı hiçbir pervasızlık bırakmayan, yukarıdakilerin gözüne girmek uğruna yetkilerini dibine kadar kötüye kullanmaktan sakınmayan, iktidara bağlılığını ispatlamak adına kanun imkânlarını sınırsızca istismar etmeye kalkışan, muhalefete göz açtırmak şöyle dursun, aldığı nefesi bile kontrol etmeyi bir hak sayan, sandığın üzerine var kudretiyle kapanan, oylar üzerinde resmen ve alenen hâkimiyet kuran fedakâr memurlar, satın alınan ve kiralanan medyaya ve yandaşlara rağmen yine de bu sonuçlar çıkmışsa, başını elleri arasına alıp düşünmesi gereken AKP iktidarı ve Sn. Erdoğan maalesef daha da saldırganlaşmışlardı.

    AKP'nin seçimlerin iptali ve yenilenmesi için yaptığı başvuruya değinen Abdurrahman Dilipak bile şöyle uyarmıştı:

    "Dün İBB seçimini kazanan bir Belediye Başkanı idi. Bugün yaşanan süreçten sonra mazbatasını alırken zafer kazanır gibi aldı. Yarın seçim yenilenir ve yine kazanırsa CHP’de liderliğe giden yol açılır. Mazbatası iptal edilir ve tekrar seçilemezse, dün yaşanan sayım tartışması tekrar yaşanır ve İmamoğlu ‘mağdur’ olarak görülür ve yine öne çıkar. İmamoğlu seçim kazanan biri olarak, orada oturursa CHP’de yıldızı parlar. Kılıçdaroğlu’na rakip olur ve partisi yönetimin başını ağrıtır. Sonra bir açığını yakalarsanız görevden alırsınız, kimse de size ses çıkartmaz, partisi de sahip çık(a)maz… Ama onu görevden alırsanız, partisi ona sahip çıkar, saldırırlar, İmamoğlu AKP’nin başına bela olur ve birtakım yolsuzluk dosyaları açılır ki, ortalık çamur deryasına döner. İmamoğlu’nun ilk mesajlarının satır aralarında aba altından sopa gösterimi vardı sanki. ‘Deme derim ha’ der gibi idi. Yani, bir ‘günah dengesi’nden söz eder gibi idi. İmamoğlu geçmiş dönemdeki işleri hakkında kendisinden hesap sorulmasın diye, İBB dosyalarından işine yarayacak bir şeyler bulmaya çalışacaktır… Bu iş adamlarına da güvenmeyin. Onlar için ‘gelen ağam, giden paşam.’ Mühür kimdeyse onların aşkı onadır. Onların satmayacakları kimse yoktur."

    İstanbul seçimlerine ilişkin olarak "XYZ kuşağına, bir gecede bütün Türkiye’yi sayıp, 2 ilçedeki oyları 19 gün, gece gündüz çalışıp nasıl sayamadığınızı anlatamazsınız" diyen bay yandaş: "Milletin zekâsı ile alay etmeyin" uyarısı yaparak,"Ayıptır, yazıktır, günahtır. Bir de ne olur Allah rızası için; ‘Bizim de bu hatamız, ihmalimiz, eksiğimiz oldu’ deyin" diye yakınmıştı.

    "Hatta açık ara bir fark ortaya çıkarsa" (ne olacaktı?!)

    “Merak ediyorum, seçim yenilenir ve sonuç değişmez ve hatta açık ara bir fark ortaya çıkarsa ne olacak. Bakın parti ayrımı yapmadan söylüyorum, seçmeni küstürdünüz. Ve en az 45 gün daha seçim kavgası. Hatta yeniden itirazlar söz konusu olursa, bir 20 gün daha sayım tartışması. Bir yılın dörtte üçünü bir seçim için heba edeceksiniz. Böyle demokrasi, Milli İradenin tecellisinin işlemi, böyle seçim olmaz… Varsayalım, YSK mazbatayı İmamoğlu’na verdi, ne yapacaksınız? Bu konu hep böyle devam edecekse sonu nereye varacak. Ha! Zaten AKP Mecliste çoğunlukta. Yanlış yapmasına izin vermezsiniz. İçişleri Bakanı da sizden. Şehircilik Bakanı da. Maliye Bakanı da. Ben adamı boğun demiyorum. Ama siz İstanbul’u boğarsınız.” diye uyarmıştı.

    Bu uyarılar üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan bir Twitter paylaşımı yapmış ve “Türkiye İttifakı”na çağırmıştı

    Sn. Recep T. Erdoğan Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, seçim tartışmalarını geride bırakarak ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmanın şart olduğunu açıklamış, “Siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak, 82 milyon hep birlikte Türkiye İttifakı olarak hareket etmeliyiz” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan; geçtiğimiz gün de dönemin kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemi olduğunu hatırlatmıştı. Cumhurbaşkanı’nın, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye’nin önünde 4,5 yıllık kesintisiz bir icraat dönemi bulunduğuna işaret ederek, “Seçim tartışmalarını geride bırakarak, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır. Dönem, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi perçinleme dönemidir. Gayemiz, milletimizin refahını artırmak, güvenlik ve özgürlük dengesini koruyarak devletimizin bekasına yönelik tehditleri bertaraf ederek, Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmaktır.” ifadeleri yer almıştı.

    Ama hayret, bu haklı ve hayırlı çağrılarına ve olumlu çıkışlarına, Sn. Erdoğan’ın kendisi bile uymamıştı. Üzerinden bir gün bile geçmeden muhalefetle ilgili zehir zemberek açıklamalarına tekrar başlamıştı.

    Ankara’da katıldığı şehit cenazesinde saldırıya uğrayan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun: “Bunları buraya taşıyanların kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Bunun hesabını soracağım.” sözleri de bu tür kışkırtıcı söylemleri hatırlatmaktaydı.

    Ve hele Devlet Bahçeli'nin: “O adama yumruk attıracak ne yaptın Kılıçdaroğlu?” sorusuyla hâlâ Kılıçdaroğlu'nu suçlaması tam bir aymazlıktı!

    Sn. Devlet Bahçeli'nin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırıyı değerlendirirken, CHP-İYİ Parti ittifakının saldırının yapıldığı bölgedeki aldığı oy oranını hatırlatması ve “Bir parti lideri nereye, nasıl gideceğini araştırmalı” ifadelerini kullanmasının üzerinde durmak lazımdı. Ne yani, artık siyasilerin, az oy aldığı yörelere gitmesi yasak mıydı, neden çok sakıncalı sayılsındı? Türkiye 12 Eylül öncesi gibi “Kurtarılmış Bölgelere” mi ayrılmıştı? Sizlerin her seçim sürecinde oy oranınızın çok düşük olduğu il ve ilçelere gitmeniz kuru kahramanlık adına kışkırtma ve provokasyon hesaplı mıydı? Bu kraldan fazla kralcı tavrınızın ve Sn. Erdoğan'ın “Türkiye İttifakı”çağrısından bu denli rahatsız olmanızın altında, hangi korkular ve kuşkular yatmaktaydı?

    Cumhur İttifakı’nda çatlak başlamıştı!

    AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nda anlaşmazlık artmaktaydı. İki partide farklı söylemler öne çıkarken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı sert açıklamalarla AKP kanadını da hedef almaya başlamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “kızgın demiri soğutma ve Türkiye İttifakı” çağrısına yanıt vermeyen Bahçeli, çıkışlarıyla Cumhur İttifakı’nda yaşanan çatlağı açığa vurmaktaydı.

    Yerel seçimler geride kalırken siyasette atmosfer her geçen gün daha da kararmaktaydı. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı ve musafahalaşma” mesajları verirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı açıklamalarla siyasette tansiyonu fırlatmaktaydı. Özellikle yaşanan gelişmeler ve Bahçeli’nin konuşmaları Cumhur İttifakı’nda çatlağa neden olurken, Erdoğan’ın Türkiye ittifakı ile ilgili açıklamalarına Bahçeli’nin manidar yanıt vermesi ittifaktaki çatlağı ortaya çıkarmaktaydı.

    Maalesef yandaş havuz medyası, kutuplaştırıcı dil ile demiri körüklemeye uğraşmaktaydı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kızgın demiri soğutmalıyız” sözleri havuz medyasında karşılık bulmamıştı. Seçim süreci boyunca toplumu kutuplaştıracak haberler yapan havuz medyası, Cumhurbaşkanı’nın sözlerine rağmen kutuplaştırıcı dilini bırakmamıştı. Kutuplaşmadan beslenen havuz medyası, toplumu gerginleştirmek için sürekli nefret tohumları ekecek yayınlarını yoğunlaştırmıştı. Oysa yüzde 51’in yüzde 49’a tahakkümü demokrasi değil, despotizm olmaktaydı.

    İstanbul 4. İdare Mahkemesi aldığı son dakika kararıyla, Ekrem İmamoğlu'nun elektronik verilerin kopyalanması talimatını durdurduğunu açıklamıştı.

    Ekrem İmamoğlu'na karşı ilk hamle, AKP’nin İstanbul İl Genel Meclisi üyelerinden geldi. Üyelerin başvurusu sonucu İstanbul 4. İdare Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki verilerin kopyalanması kararını durduruvermişti. Bilindiği gibi Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ona bağlı kurumların tamamındaki elektronik verilerin incelenmesi, araştırılması ve kopyalanması talimatı vermişti. Kamuoyuna yansıyan talimat sonrasında yargıdan çok hızlı bir karar gelmişti: İdare Mahkemesi İBB'deki veri kopyalama işlemine 'yürütmeyi durdurma' kararı vermişti. Acaba AKP iktidarını bu denli endişelendiren ve ürküten hangi belgeler ve bilgilerdi.

    Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın gazeteci kuzeni Cengiz Er, “AKP medyasının kullandığı dilin Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ı yücelttiğini kolaylıkla söyleyebilirim”itirafında bulunmuşlardı.

    İsrail gazetesi Times of Israel'e yerel seçimleri değerlendiren Cengiz Er,“Hükümeti destekleyen gazete ve televizyonlar, Erdoğan'ın konuşmalarını yayınlamanın ötesinde ciddi bir katkı sunmadı. Erdoğan seçim sürecinde yalnız bırakıldı” açıklamasını yapmıştı. Gazete Duvar’da yer alan haberde, 31 Mart yerel seçimlerinin Erdoğan'ın siyasi kariyerinde en çok çabayı gösterdiği ve en fazla yük üstlendiği oylama olduğunu söyleyen kuzen Cengiz Er“Erdoğan’ı yakından tanıyan bir kişi olarak, yerel seçim sonuçlarından memnun kalmadığı söylenebilir mi?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı: “Genel olarak memnun kalmadığını söyleyemem, ama İstanbul onun için büyük bir sürpriz oldu. Geçmişte Başbakan Yardımcılığına ve Meclis Başkanlığı’na atadığı Binali Yıldırım’ın, açık farkla kazanacağına inanıyordu. Ama bu olmadı. Erdoğan’ın İstanbul’a ne kadar önem verdiğini biliyorsunuz!”

    İtham edilen YSK mıydı?

    Oysa; Seçim sandıkları ve oy sayımı ilçelerde ve illerde seçim kurullarının, sürecin bütünü ise Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) sorumluluğundadır. YSK her biri yüksek yargı kurumlarından titizlikle seçilip atanmış, mesleğinin zirvesinde olan hukukçulardan oluşmaktadır. İlçe ve illerdeki kurulların yöneticileri de hukukçulardır. Hepsinin yargı mesleği mensupları olarak aynı zamanda devlet görevlisi olduklarını da unutmamalıdır. Sandıkların başında görevlendirilenler de değişik devlet kurumlarının mensuplarıdır, onlar da devletin memurlarıdır. Müşahit olarak sandık mahallinde bulunan partili veya partisiz kişilerin orada aktif bir görevleri yoktur; onlar temsil ettikleri partiler veya sivil toplum kuruluşları adına, oylama sırasında ve sonrasında sayımda yanlış yapılmadığını gözlemlemek için bulunmaktadır. Yani bütün süreç baştan sona devlet memurları tarafından yönetilir durumdadır.

    Şimdi AKP yetkililerinin ‘Organize usulsüzlük ve suistimal’ olduğu iddiası doğru ise, bunu, kimler yapmıştı ve hesabı kimlerden sorulacaktı?

    Görevlerini “iktidarın söylemlerine ayak uydurmak” olarak tanımlayan yani yağcılık ve yalakalıklarını itiraf buyuran kalemler, AKP sözcülerinden birkaç adım ileriye giderek, seçim sonuçlarında ‘yabancı parmağı’ bile aramaya başlamışlardır. İnsanın içinde yer aldığı her süreçte hatalar ve ihmaller olması doğaldır, olağandır. Ne kadar dikkatli olursa olsunlar, sandık başlarında bulunan görevlilerinin sayım sırasında veya sonuçlarla ilgili bildirim belgeleri doldurulurken hata yapmış olabilecekleri, kural olarak doğrudur. Nitekim, her yeni sayımda bir miktar eksik veya fazla değerlendirme yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bir sandıkta üç-beş oy A partisine yanlışlıkla yazılmışsa bir başka sandıkta da yine bir o kadar oyun B partisi hesabına geçtiğine rastlanmıştır. Bunlar toplamda hepsi topu birkaç yüz, hadi cömert davranayım, birkaç bin oy civarındadır. Oysa Ankara ve İstanbul’da A partisi (CHP) ile B partisi (AKP) arasındaki oy farkı, on binden fazladır. Yapılan beşerî hatalar düzeltildikten sonra bu kadar açık aranın kapatılacağını düşünmek yanlıştır. “Bir daha sayılsın, hatalar biraz daha azalsın” denilmesini kusursuz bir sonuç alma hassasiyeti ile yorumlamaya kalksak bile, yok edilen hataların sonucu etkilemediğini de artık görmek lazımdır.” tespitleri haklıydı.

    AKP’li yetkilinin itirazlarını sıraladığı her cümleyi “Ben CHP’yi suçlamıyorum” ve “Sorumlu CHP’dir demiyorum” kanaat ifadeleri nasıl okunmalıydı? Zaten, “İstanbul seçimi iptal edilsin” anlamı taşıyan itirazlarının hemen hepsi seçim sürecini yürüten kamu kurumlarının noksanlıkları ve hatalı tasarrufları üzerine kurgulanmıştı. Sandık müşahitlerinin sayısı eksik bildirilmiş miş… Kurulda kamu görevlilerinin yer alması gerekirken görev yanlış kişilere verilmiş miş… İtirazlar arasında kamuoyunun haftalardır meşgul edildiği geçersiz oylarla, AKP oylarının CHP’ye yazılmasıyla, yanlış sayımla, seçimde hile yapılmasıyla ilgili tek bir sözcük bile kullanılmamıştı. Sanki YSK’ya “Seçimi kaybetmemizin sebebi senin bazı tasarruflarındır, bu yüzden seçimi iptal etmek zorundasın!” dayatması yapılmaktaydı.

    Her şeye rağmen yenilenen seçimde, İstanbul'u AKP adayının kazanma garantisi var mıydı?

    Habertürk TV Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir, son ankete göre "Bugün kime oy verirsiniz?" sorusuna verilen yanıtlarda, Ekrem İmamoğlu'nun, Binali Yıldırım karşısında 7 puan farkla önde olduğunun görüldüğünü açıklamıştı.

    Bülent Aydemir, "Para Gündem" programında, seçim itiraz sürecinde yapılan anketleri gündeme taşımıştı. İptal olursa yenileme seçimleri 2 Haziran Pazar günü yapılacaktı. Seçim itiraz sürecine ilişkin yapılan anketleri canlı yayında açıklayan Aydemir, ankete göre katılımcıların yüzde 60'ının Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazandığı yönünde düşüncesi olduğunu vurgulamıştı.

    MAK'ın yaptığı yeni araştırmada ise dikkat çeken bulgular ortaya çıkarmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin tekrarlanması durumunda, tercihini değiştirecek seçmenin yüzde 78'ini 31 Mart'ta Cumhur İttifakı'na oy verenler oluşturmaktaydı.

    31 Mart seçimlerinden sonra İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanı'nın belli olması ve mazbatasını alması 17 gün almıştı. Sürecin sonunda CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu İBB Başkanı olsa da seçimin tekrarlanması tartışmaları giderek hızlanmaktaydı. İşte bu tartışmalar sürerken MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, Twitter hesabından seçimlerin tekrarlanması durumunda seçmenin tercihinin ne olacağını araştırmıştı.

    Üstelik oyunu değiştirenler arasında Cumhur İttifakı çoğunluktaydı!

    "31 Mart’ta yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi yenilenirse tercihiniz değişir mi?" sorusunu, ankete katılanların yüzde 84'ü “değişmez”, yüzde 16'sı “değişir” şeklinde yanıtlamıştı. Üstelik “kararım değişir” diyenlerin yüzde 78'ini 31 Mart'ta İBB Başkanlığı seçimlerinde oyunu Cumhur İttifakı adayına verenler oluşturmaktaydı.

    Seçmen hile yapıldığına inanmamakta ve AKP’nin tavrını haklı bulmamaktaydı!

    "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde hile/usulsüzlük yapıldığını düşünüyor musunuz?" sorusunu ise; yüzde 61 “hayır”, yüzde 39 ise “evet” şeklinde yanıtlamıştı.

    Türkiye’de işsizlik oranı, Ocak’ta geçen yılın aynı ayına göre 3,9 puan artışla yüzde 14,7 olurken, işsizlikte son 10 yılın zirvesine ulaşılmıştı.

    Bu ekonomik manzara kriz değil, buhrandı ve işsizlik çıldırmıştı!

    Türkiye’de işsizlik oranı, Ocak’ta geçen yılın aynı ayına göre 3,9 puan artışla yüzde 14,7 olurken, işsizlikte son 10 yılın zirvesine ulaşılmıştı. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 1 milyon 259 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişiye ulaşmıştı. Genç işsizlik oranı Ocak’ta 6,8 puan yükselerek yüzde 26,7’ye çıkmıştı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ocak 2019’a ilişkin iş gücü istatistiklerini açıklamıştı. Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Ocak’ta geçen yılın aynı ayına göre 1 milyon 259 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişiye çıkmıştı. Aynı dönemde işsizlik oranı 3,9 puan yükselerek yüzde 14,7’ye varmıştı. İşsizlik oranı Ocak’ta bir önceki aya göre 1,2 puan artmıştı. Tarım dışı işsizlik oranı ise 4,1 puanlık artışla yüzde 16,8 olarak saptanmıştı. Söz konusu ayda 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 6,8 puan yükselerek yüzde 26,7’ye fırlamıştı. İşsizlik oranı, 15-64 yaş grubunda ise 3,9 puan artışla yüzde 15’e çıkmıştı. İstihdam edilenlerin sayısı, Ocak’ta geçen yılın aynı dönemine kıyasla 872 bin kişi gerileyerek 27 milyon 157 bin kişi, istihdam oranı ise 1,9 puanlık azalışla yüzde 44,5 olarak açıklanmıştı.

    Tarım ve inşaatın payı azalmıştı

    Söz konusu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 345 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 526 bin kişi azalmıştı. İstihdam edilenlerin yüzde 17’si tarım, yüzde 19,9’u sanayi, yüzde 5,4’ü inşaat, yüzde 57,7’si ise hizmetler sektöründe yer almıştı. Ocak’ta geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında, tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,7 puan, inşaatın payı 1,6 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,3 puan artmıştı. Sanayi sektörünün, istihdam edilenler içindeki payında ise değişim olmamıştı.

    Üstelik çalışanların üçte biri sigortasızdı

    Ocak’ta herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı da geçen yılın aynı dönemine göre, 0,6 puan artarak yüzde 33,1’e çıkmıştı. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puan artış göstererek yüzde 22,5 olarak hesaplanmıştı.

    Bu seçim tartışmaları, acaba geçim sıkıntılarını unutturma çabası mıydı?

    Bütçe açığı patlamıştı!

    Bütçe Mart ayında 24,5 milyar lira açık verirken, Ocak-Mart dönemindeki bütçe açığı ise 36,2 milyar liraya ulaşmıştı. Mart ayında bütçeden faize 11,3 milyar lira aktarılmıştı. 3 aylık dönemde faize ödenen tutar ise 33,3 milyar liraya çıkmıştı. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Mart 2019’a ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını açıklamıştı. Buna göre, Mart’ta bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,8 artarak 54,4 milyar lira, bütçe giderleri yüzde 15,2 artarak 78,8 milyar liraya ulaşmıştı. Ocak-Mart döneminde bütçe gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30,4 yükselerek 218,3 milyar lira, bütçe giderleri ise yüzde 35,4 artışla 254,4 milyar lira olarak kayıtlara geçmiş durumdaydı. Böylece merkezi yönetim bütçesi, Mart’ta 24,5 milyar lira, Ocak-Mart döneminde ise 36,2 milyar lira açık vermiş olmaktaydı.

    Faize 3 ayda 33,3 milyar yatırılmıştı.

    Mart ayında faiz giderleri; geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,7 artışla, 11 milyar 381 milyon lira olarak kayıtlara geçmiş bulunmaktaydı. Ocak-Mart dönemindeki faiz giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49,8 yükselerek 33 milyar 364 milyon liraya ulaşmıştı.

    Yeni parti hazırlıkları ve Erdoğan’ın hırçınlığı!

    Ankara, İstanbul, Adana ve Antalya'nın CHP'ye geçmesi sonucu, AKP içinde tartışmaların arttığını belirten bazı yazarlar, uzun zamandır yeni parti kuracağı iddia edilen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ilişkin kulis bilgilerini paylaşmışlardı. Ahmet Davutoğlu’nun 12 Nisan Cuma günü Ankara’ya gittiğini belirten Ahmet Takan, eski Başbakanın 1 günlük Ankara turu yaptığını ve çok sayıda eski ve yeni AKP’li ile görüştüğünü yazmıştı.

    “Davutoğlu’nun en az 50 milletvekili ile yeni parti kuracağı” iddiasının kulislerde dolandığını belirten yazısında şunları aktarmıştı:

    "Hoca" (Ahmet Davutoğlu), yeni parti kurma konusunda çok kararlıymış... "En az 50 milletvekili ile" yeni partisini kuracağını iddia ediyor fakat bu isimleri söylemiyormuş..."Beni Batı da destekliyor" diyormuş... Ali Babacan'ın da kendi yanında yer alacağını iddia ediyormuş. Ancak, Davutoğlu ile görüşen AKP’liler çok temkinli davranıyormuş... "Hoca" ile Abdullah Gül arasında uzun süredir yaşanan soğukluğun devam ettiğine dikkat çekiliyormuş... Ali Babacan'ın tavrının da kesinleşmesi bekleniyormuş..."… Acaba Ahmet Davutoğlu’nun: “Batı da beni destekliyor!?” sözü; Dış Güçler ve Siyonist Merkezler, şimdi de iyice yıpranan Erdoğan’ın yerine artık beni kullanmak istiyor!” mesajı mıydı?

    Yeni parti kuracağı söylenen Ahmet Davutoğlu, Facebook hesabından yaptığı açıklamayla gündeme taşınmıştı. Herkes bu açıklamayı bir manifesto olarak yorumlamıştı!

    AKP hükümetlerinin seçimle işbaşına gelen son Başbakanı olan Ahmet Davutoğlu, 22 Nisan 2019 tarihinde Facebook hesabından bir açıklama yapmıştı. “Partimiz dar ve çıkarcı bir gruba terk edilemez” diyen Davutoğlu'nun şu satırları yeni bir bölünmenin ilk adımlarıydı.

    • "Son üç yıl içinde yaşanılan kritik süreçlerde ülkemiz ve partimizle ilgili değerlendirmelerimi ve endişelerimi Sayın Cumhurbaşkanımıza doğrudan sözlü ve yazılı olarak aktarmış, ancak farklı çevreler tarafından art niyetli tartışmalara gerekçe kılınmaması adına bunları kamuoyu ile paylaşmamıştım.

    • “Cumhurbaşkanı’nın; seçimlerin birinci derecede tarafı olarak seçim ortamının gerektirdiği yoğun ve çoğu zaman da sert siyasi polemiklere girmek durumunda kalması, eşit mesafede durması gereken Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmıştır.”

    • "Demokratik Başkanlık Sistemlerinde gözlendiği gibi Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte, parti Genel Başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesi; hem devlet çarkı, hem parti kurumsallaşması açısından büyük sakıncalar doğurmaktadır. Bu nedenle yeni sistemin en asli unsurlarından biri olarak görülen partili Cumhurbaşkanlığı uygulaması, mevcut Cumhurbaşkanımızın şahsından bağımsız olarak yeniden değerlendirilmeli ve Cumhurbaşkanlığı ile parti Genel Başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncalar ortadan kaldırılmalıdır".

    Abdullah Gül'ün Erbakan istismarı

    Parti kuracağı konuşulan ve uzun zamandır sessizliğini koruyan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çok tartışılacak açıklamalar yapmıştı. Birçok konuya dair görüşünü bildiren Abdullah Gül, FETÖ'yle ilgili yıllar sonra “itiraf” kılıflı bir iftirada bulunmuşlardı.

    Türkiye’nin geçirdiği yoğun seçim gündemi sonrası, nihayet İmamoğlu mazbatasını alarak İstanbul Belediyesi’nde göreve başlamıştı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İmamoğlu’na tebrik mesajı yollamıştı. Abdullah Gül, yakın arkadaşı Fehmi Koru’nun kurucusu olduğu sitede, gazeteci Veysi Dündar’a konuşurken; AKP’yle neden ters düştüğünü, yeni partinin kurulup kurulmayacağını, Cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinde Hulusi Akar ve İbrahim Kalın’ın ziyareti, Bank Asya’nın açılışı ve FET֒yle olan ilişkisine dair birçok konuda açıklamalar yapmıştı. Abdullah Gül, AKP’yle neden ters düştünüz sorusunu; “AKP’nin kurucu ilkelerinden yolunu çeviren ben miyim? Elimdeki 30 km öteyi gösteren dürbün ile baktığımda gördüğüm engeli, engebeyi işaret ettiğim için suçlanmam haksızlık değilse nedir?” diye yanıtlamıştı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’la uzun zamandır görüşmediğini vurgulayan Gül; “Benim Cumhurbaşkanlığım sırasında iade edilen kanunların çetelesi tutulmamıştır. Ama bugünü anlamanın arka planı işte geçmişte uyarılarıma da yol açan, konulara farklı yaklaşımlardır. Kanun hazırlıklarını yakından takip ettim, yanlış bulduklarımın Meclis’e sunulmadan önce değişmelerini sağladım.” ifadelerini kullanmıştı.

    İbrahim Kalın ve Hulusi Akar’ın, tartışılan Abdullah Gül ziyaretinin amacı?

    Gül, Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde çok konuşulan İbrahim Kalın ve Hulusi Akar ziyaretiyle ilgili; “Birisi okul arkadaşım (Akar), diğeri ise bizatihi kendimin yurtdışından-Amerika’dan davet edip siyasete kazandırdığım (İbrahim Kalın) kişidir.” Bu ikilinin; adaylık sürecini öğrenmek için geldiklerini, ilikli ceketler ve saygın bir seviyede kendi görüşlerini sorduklarını ve cevaplarını aldıklarını belirten Gül o görüşmede; “Kimsenin kimseyi tehdit etmeye ne ihtiyacı ne de cüreti olduğunu” hatırlatmıştı.

    “Erbakan’ın talimatıyla gittim” palavrası!

    FET֒yle ilgili de önemli açıklamalar yapan Abdullah Gül, yıllar sonra açılışına katıldığı ve sürekli medyada yer alan, FET֒nün bankası Bank Asya’nın açılışına dair kafa karıştırıcı iddialarda bulunmuşlardı. FET֒yle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten Abdullah Gül, Erbakan’ın talimatı ile iştirak ettiği banka açılışı haricinde bu yapılanma ile hiçbir tevafuka (irtibat ve ittifaka) tabi olmadığını açıklamıştı. Daha önce defalarca hıyanete kalkıştıkları, şahsi ikbal ve ihtiras uğruna, sayesinde rağbet ve etiket sahibi oldukları Erbakan Hoca’yı yarı yolda bıraktıkları halde, şimdi vefat edip ahirete göçen ve kendilerine şahitlik edemeyecek bir şahsiyetin hatırasını istismara kalkışmaları, bunların ayarını ortaya koymaktaydı!

    Çünkü artık AKP’de Erdoğan tartışılmaktaydı!

    31 Mart seçimlerine gelinceye kadar AKP içinde yaşanan tartışmalarda hep teşkilat sorumlu tutuluyor ve Genel Başkan Erdoğan, terazinin öteki kefesine konuluyordu. Yani AKP içinde Erdoğan'ın dışında kalanların birbirleriyle kıyasıya mücadele ettikleri ama Erdoğan'ın ağırlığını koyarak AKP'nin birlik ve beraberliğini koruyarak peşinden sürükleyip götürdüğü varsayılıyordu! Tabir caizse Erdoğan'a olağanüstü güç izafe ediliyordu! “Teşkilatın elle tutulur yanı yok ama Allah'tan Erdoğan gibi büyük bir liderleri var” deniliyordu! Şimdi 31 Mart'ta ortaya çıkan sonuçlar bu büyünün bozulmasına yol açmış bulunuyordu. Yakın çevremizdeki AKP’lilerle söyleşilerimizde; AKP teşkilatının hatıralarından çok, Erdoğan'ın söylemlerinin eleştiri konusu yapıldığına tanık oluyoruz. Bu kadar sert bir söylemin artık prim yapmadığı ve seçmen üzerinde olumsuz etki bıraktığı konuşuluyor. Herkese “ders vermeye” kalkışmanın ya da herkese “haddini bildirmeye” uğraşmanın alınan bu sonuçta hayli etkili olduğu söyleniyordu.

    “Trenden inenler, bir daha binemez” diye inatlaşmanın ise seçmen üzerinde ters etki yaptığı ifade ediliyordu. Beka meselesi de AKP’li dostlarımız tarafından tasvip edilmeyen bir konu olarak karşımızda duruyordu. Evet, 31 Mart’ta alınan sonuçlarda hiç şüphesiz AKP teşkilatlarının hata ve kusurları da etkili olmuştur ama şimdi bunlardan çok Erdoğan'ın sert söylemleri tartışılıyordu!

    31 Mart'a kadar hep teşkilatı sorumlu tutan ve Erdoğan'ı ayrı bir kefeye koyan anlayış artık son bulmuş gibi görünüyordu. Ankara ve İstanbul gibi Büyükşehirlerde, AKP adaylarının yeterli oyu alamamaları, AKP için de artık farklı boyutlarda tartışma konusu oluyor ve teşkilattan çok Erdoğan sorumlu tutuluyordu. “Her şeyi ben bilirim, her şeye ben karar veririm” gibi bir yaklaşımın, artık AKP çatısı altında albenisi olmayacağı anlaşılıyordu. Bütün bu tartışmalar sürerken ortaya bir de “yeni bir parti” çıkarsa, AKP içindeki dalgalanmaların dallanıp budaklanacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Kuvvetle muhtemeldir ki, AKP çatısı altında aradıkları huzuru bulamayanlar, kendilerine yeni parti çatısı altında daha şimdiden yer arıyordu.”[2]

    Turktime yazarı Talat Atilla, eski Bakanlardan Ali Babacan'ın kuracağı partinin adını bile köşesine taşımıştı!

    Seçim tartışmaları arasında eski Bakan Ali Babacan'ın parti kuracağı iddiası siyasi kulislerde dolaşırken, Turktime yazarı Talat Atilla, önemli bir haber yazı kaleme almıştı. Eski Bakanlardan Ali Babacan'ın parti kurma çalışmalarının ilk kez ete kemiğe büründüğünü belirten Atilla, kaleme aldığı yazıda; "Yeni partinin ön ismini 'HUZUR PARTİSİ' olarak koyan Babacan, İstanbul ve Ankara'da iki kişiye de kuruculuk teklif etti" ifadelerini kullanmıştı. "Ali Babacan parti(sini) kuruyor'' diyen Talat Atilla, ''Şimdiye kadar dedikodu olarak konuşulan yeni parti kurma süreci ilk kez ete kemiğe büründü. Aldığım bilgilere göre Ali Babacan, yeni parti için kurucular kurulu çalışmalarına yoğunlaştığı gibi, isimler konusunda da netleşmeye başladı.'' haberini paylaşmıştı. Ali Babacan'ın yeni partisinin adının netleştiğini belirten Talat Atilla, şu bilgileri aktarmıştı:

    ''Yeni partinin ön ismini 'HUZUR PARTİSİ' olarak koyan Babacan, İstanbul ve Ankara'da iki kişiye de kuruculuk teklif etti. Siyaset dışı iki isimden birisi, Ankara'da yaşayan avukat Süleyman Çetin. Çetin, İş Bankası'nın eski avukatlarından olduğu gibi Ankara Barosu'nun eski Çevre Komisyonu Başkanı ve TEMA Vakfı'nın Ankara yöneticilerinden.”

    Bu arada, AKP’den kopma hazırlıkları da gün yüzüne çıkmıştı:

    AKP Eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’dan Başkanlık Sistemi itirafı: “Evet dedim ama yanıldım!”

    31 Mart yerel seçimlerinde birçok büyük şehri kaybeden iktidar partisinde, üst düzey isimlerden özeleştiriler yükselmeye başlamıştı. AKP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, 16 Nisan referandumu ve öncesinde Meclis’te yapılan Başkanlık Sistemi oylamasında “Evet” dediği için yanıldığını açıklamıştı. Başkanlık Sistemi’nin gözden geçirilmesi gerektiğini söyleyen Özdağ, “Bizim gibi derin ayrılıklar yaşayan ülkelerde, devletin tarafsızlığını kaybetmesi ülkeyi felakete götürür” ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye'nin gerçekleriyle örtüşmediğini belirten Özdağ, Twitter hesabından yaptığı açıklamada: “Bu seçim ‘Partili Cumhurbaşkanı’ sisteminin Türkiye gerçeklerine ne kadar uzak olduğunu göstermiştir. Bir ülkede her kurum taraf haline gelirse o ülkede parçalanma kaçınılmaz olur. (Ben de evet dedim, yanıldığımı görüyorum). Bu sistem tekrar gözden geçirilmelidir.” ifadeleri yer almıştı.

    Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı

    Cumhurbaşkanının bir partiyi değil tüm milleti temsil etmesi gerektiğini kaydeden Özdağ, taraf olan bir cumhurbaşkanının toplumu uzlaştırma ve barıştırma şansını kaybedeceği uyarısını yapmıştı. Açıklamalarında seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi gerektiğini belirten Özdağ,“Seçimin sonuçlarına itiraz hukuki ve demokratik bir imkândır, ancak o sonuçlara saygı göstermemek başka bir şeydir. Çünkü seçim kazanmak için sadece bir oy fazlası kâfidir”ifadesini kullanmıştı.

    Bülent Arınç’ın kaytarma hazırlığı!

    Çorum'da Hitit Üniversitesinde bir öğrenci kulübü tarafından düzenlenen söyleşiye katılan eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, seçim sonuçlarını değerlendirirken, CHP’nin neredeyse 69 yıldır iktidar olmadığına dikkat çekip, bu partinin iktidar kazanma çabasında olduğunuvurgulamıştı.

    Kendisine daha önce de “seçimleri kimler kazanacak?” sorusunun yöneltildiğini belirten Arınç: “Seçimlerden bir gün önce bana sordular. Dediler ki seçim sonuçlarını nasıl görüyorsunuz. Onlara Hoca Ahmet Yesevi’nin sözlerini hatırlattım. Tatlı dil ve üslupla ve yumuşak huyla konuşanlar ve alçak gönüllülükle yola çıkanlar kazanacak. Sertlik, tehdit, hiddetle yola çıkanlar kaybetmiş olacak” ifadelerini kullanmıştı. Yani AKP gurur ve kibirin ve sivri dilinin cezasına çarptırılmıştı.

    “Toplum içinde, kıyafetlerinden davranışlarına, konuşma biçimlerinden eleştiri tarzlarına kadar tam da AKP için biçilmiş kaftan olan figürler ve kesimler iktidara inanılmaz bir öfke ile taarruz ediyordu... Çember sakallısından takkelisine, tesettürlüsünden pardösülüsüne kadar belki de uzun yıllardır AKP'yi destekleyen insanlar, kameralara-mikrofonlara iktidara yönelik öfkelerini kusuyordu. İktidara yönelik tepkiler sadece muhafazakâr, dindar çevrelerin, hatta dinci kesimlerin sokak röportajlarından yansımıyordu. Daha da beteri; iktidarı sarsan eleştirilerin merkezinde, siyasetin beslediği (Abdurrahman Dilipak gibi) yandaş medyanın kimi kalemşörlerinin Ankara'nın kaybedildiğine, Erdoğan'ın yeni parti kuracağına dikkat çekerek, iktidar çevrelerinde yaşanan erozyona vurgu yapmaları da gerçekten şaşırtıyordu. Yandaş kalemşörler bile artık birbirine düşüyordu… Ancak hem parti tabanında hem de yandaş medya hattında iktidardan umudunu kesen çevrelerin eleştirileri, yalnızca siyasetin son dönemdeki pervasızlığı, ekonomideki sarsıntı, mutfaktaki yangından da kaynaklanmıyordu. Güç zehirlenmesinin girdabında artık zıvanadan çıkmış, kontrol dışı davranışlarla ülkeyi yönetmeye çalışan bir iktidarın, kendi tabanını bile ürkütmeye başlamasının yarattığı bir şaşkınlık yaşanıyordu.

    Peki, AKP çevrelerinde; kalemşörlerden, mürit militanlara kadar farklı kesimlerin, iktidardan neredeyse umudunu kesecek boyuta gelmesi ve seslerini yükseltmesi, muhalefet çevrelerinde şimdiden başlayan zafer çığlıklarına yeterince dayanak olabiliyor muydu? Kendi tabanındaki tepkiler yoğunlaşsa da yandaş medyada artık eleştiriler almaya başlasa da rakibi küçük görmek ve zayıf olduğunu zannetmek siyaset mücadelesinde derin bir gafleti barındırıyordu. Geçmiş seçimlerde, hele ki daha 24 Haziran'daki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde, muhalefetin erken zafer nidalarının nasıl bir hayal kırıklığına, nasıl bir umut erozyonuna yol açtığını unutmamak gerekiyordu.” tespitleri üzerinde yoğunlaşmak ve intikamcı değil, kucaklayıcı ve kuşatıcı bir tavır ortaya koymak gerekiyordu. Bu da en başta toplumun mayası olan ve bizi Millet yapıp ayakta tutan değerlere samimiyetle sahip çıkmaktan geçiyordu. Bunun için de en güzel örneği ve en mükemmel projeleri Erbakan ortaya koymuştu. Artık Adil Düzen’e geçmekten başka çare görünmüyordu.

     BU MAKALEYİ SESLİ OLARAK DİNLEMEK İÇİN:
    https://www.youtube.com/channel/UCENPVTHf7-LDnPddjAs2Hpg


    [1] https://www.internethaber.com/fehmi-korudan-kilicdarogluna-saldiriya-iliskin-

    [2] zekiceyhan@milligazete.com.tr.

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS