• KARLOV SUİKASTI VE TÜRKİYE’NİN SAVRULMASI

    KARLOV SUİKASTI VE TÜRKİYE’NİN SAVRULMASI

    11 Şubat 2017

     
    | Devamı
     




    Rus büyükelçinin Ankara'da öldürülmesi dünyada şok etkisi yapmış, bu haber dış basında geniş yer almıştı. İngiliz The Guardian gazetesi, “suikastın Ankara ve Moskova'yı daha da yakınlaştıracağını” yazmıştı.

    Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Karlov’un, katıldığı bir sergi salonunda suikasta uğrayarak hayatını kaybetmesi kafaları karıştırmıştı. Olayın ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin "Türk-Rus ilişkilerine zarar verilmek isteniyor" kanaatini paylaşmışlardı. Olayla ilgili yorumda bulunan İngiliz gazetesi The Guardian'ın editörü Julian Borger, buna karşın Türk ve Rus liderlerin ilişkilere gelebilecek zararı önlemek için hızla harekete geçtiğini vurgulamıştı. Rusya Büyükelçisi Karlov'un öldürülmesine dair Moskova'dan sağduyulu açıklamalar gelmeye başlamıştı. Putin oynanan oyunun farkına varmış ve Büyükelçi Andrey Karlov'un alçakça öldürüldüğünü hatırlatmıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Direktörü Alexander Bortnikov ve Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin ile bir araya gelen Putin, "Türkiye'den trajik haber geldi. Rusya Büyükelçisi Andrey Gennadyeviç Karlov alçakça öldürüldüifadelerini kullanmıştı. Putin açıklamasının devamında kullandığı kelimelerle ise oynanan oyunun farkında olduğunu yansıtmaktaydı. Büyükelçi Karlov'un öldürülmesine karşılık Rusya'nın teröre karşı mücadeleyi güçlendireceğini ifade eden Putin; “Rusya'nın Türkiye Büyükelçisi'nin öldürülmesi, Türkiye'yle iyi ilişkileri ve Suriye'deki çözümü bozma yönünde yapılan bir provokasyon” diyerek olumlu ve sorumlu bir yaklaşım ortaya koymuşlardı.

    Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’da, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov'un öldürülmesi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmış, bu görüşmeye ilişkin bilgi veren Erdoğan, "Putin'le bunun provokasyon olduğu konusunda hemfikiriz" tespitinde bulunmuşlardı.

    Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a suikast düzenleyen saldırganın Mevlüt Mert Altıntaş isimli çevik kuvvet polisi olduğu resmen kesinlik kazanmıştı. Uluslararası haber ajansı Reuters Rusya büyükelçisi suikastçısının polis olduğunu duyurmuş ve bu bilgi en üst düzeyden doğrulanmıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu saldırıyı yapan suikastçının kimliğini bizzat açıklamıştı.

    Mevlüt Mert Altıntaş kim olmaktaydı?

    Rus büyükelçisini öldüren saldırgan Mevlüt Mert Altıntaş isminde bir polis çıkmıştı. 24 Haziran 1994 Aydın Söke doğumlu olan Mevlüt Mert Altıntaş Manisa Şehzadeler nüfusuna kayıtlıydı. Söke Cumhuriyet Anadolu Lisesi mezunu olan Mevlüt Mert Altıntaş, İzmir'de polis yüksekokulu mezunlarındandı. Ankara Çevik Kuvvet Müdürlüğü'nde görev yapan Mevlüt Mert Altıntaş 2.5 yıldır bu görevde bulunmaktaydı. Mevlüt Mert Altıntaş'ın FETÖ'cü olduğu iddiaları vardı. Bakan Soylu basın toplantısında bu konuya değinmekten sakınmıştı. Suikastın hedefi hakkında konuşan Soylu, "Bu suikast, bu saldırı, bu terör eylemi Türkiye-Rusya ilişkilerine gerçekleştirilmiş bir terör eylemidir. Büyük bir provokasyondur" açıklaması yapmıştı.

    Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, saldırganın İzmir polis okulundan mezun olduğunu ve o dönemde FETÖ örgütünün ilgili okulda yapılanmasının bulunduğunu hatırlatmıştı. Bu arada Prof. Dr. Yaşar Hacisalihoğlu, CNN Türk'te katıldığı canlı yayında, saldırgan polisin ÖSYM sorularının çalınmasıyla ilgili davada şüpheli sıfatıyla ifade verdiğini vurgulamıştı.

    FETÖ firarisi Abdullah Bozkurt'un olaydan 4 gün önce attığı bir tweet, Ankara'daki hain saldırıyla ilgili kafalarda soru işareti bırakmıştı. FET֒cü Bozkurt, attığı bir tweetle saldırının ipuçlarını vermiş olmaktaydı. Bu bir ahmaklık mıydı, yoksa hedef saptırma mıydı?

    Ankara'daki hain saldırıda tüm deliller FETÖ'yü ve tabii CIA’yı işaret ediyordu. FETÖ firarisi Abdullah Bozkurt'un attığı bir tweet, bu iddiaları daha da kuvvetlendiriyordu. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye'den kaçan Bozkurt'un 3 gün önce Türkiye'deki büyükelçilerin güvende olmadıklarını yazdığı ortaya çıkmıştı. FETÖ'nün yayın organlarından Today's Zaman'ın firari yazarlarından olan Abdullah Bozkurt'un günler öncesi attığı bir tweet kafaları karıştırmıştı. FETÖ sanığı olan ve Ankara'daki diplomatları yakından tanıyan bir isim olan Bozkurt, 3 gün önce twitter hesabından Türkiye'deki diplomatların güvende olmadığını yazarak, saldırının ilk ipuçlarını vermiş olmaktaydı.

    ABD'nin resmi makamlarınca yapılan ilk açıklamada suikastı kınadıkları ancak "FETÖ yaptı" haberlerine tepkili ve temkinli yaklaştıkları dikkatlerden kaçmamıştı.

    ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby;"ABD veya koruduğu Gülen'in bir şekilde bunun parçası olduğu yönündeki iddialar hakkında endişeli misiniz? Buna hazır mısınız?" şeklindeki bir soruya: “Bu tür "iddiaları duyduğunu" ancak olayın henüz çok yeni olduğunu, soruşturma sona erene kadar gereksiz yere buna işaret etmenin sakıncalı bulunduğunu”belirtmesi, bir suçluluk psikolojisini yansıtmaktaydı.

    Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yapılan suikastın ardından, İran ve ABD’nin bazı temsilciliklerini açmayacaklarını duyurmaları, Türkiye’de bir panik ve korku havası oluşturmaya katkı sağlamaktı. Fars Haber Ajansı'nın ilgili haberine göre, İran’ın Ankara Büyükelçiliği bir bildiri yayımlayarak, İstanbul, Erzurum ve Trabzon Başkonsoloslukları Salı günü kapalı olduğunu duyurmuşlardı. İran Büyükelçiliği, vatandaşlarını bugün bu mekanlara başvurmaktan kaçınmaları konusunda uyarmıştı. Öte yandan ABD Ankara Büyükelçiliği, İstanbul Başkonsolosluğu ve Adana Konsolosluğu'nun da o gün kapalı olacağını duyurması anlamlıydı.

    Asıl gizemli soru şuydu: Sağ yakalanması gereken saldırgan neden öldürülmüş ve ortadan kaldırılmıştı?

    Ankara’da yaşanan ve dünyayı sarsan suikast sonrası herkes “Rus Büyükelçi”yi öldüren Mevlüt Mert Altıntaş neden sağ yakalanmadı?' sorusunun yanıtını aramaktaydı. Güvenlik kaynakları, bu durumu şu şekilde geçiştirme çabasındaydı: "Yakın mesafeden kurşunların hedefi olan Büyükelçi yaralıydı ve kan kaybediyordu. Saldırgan da elinde silahıyla olay yerinden ayrılmıyordu. Rus Büyükelçi Andrey Karlov'a hemen müdahale edilebilmesi için saldırganı etkisiz hale getirmek icap ediyordu. Çünkü kurşun yaraları nedeniyle kan kaybeden Karlov'un hemen hastaneye kaldırılması gerekiyordu."

    Ayrıca; suikastçı polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş da: "Benim buradan ancak ölüm çıkar" diye bağırmıştı. Oysa bu saldırganın öldürülmeden yaralanarak yakalanması, Onun arkasındaki odakların ortaya çıkmasını sağlayacaktı. Yoksa bu yolun kapatılması için mi öldürülüp ortadan kaldırılmıştı?

    Katil öldürüldüğüne göre Büyükelçi Karlov suikastının hesabı kimden sorulacaktı?

    Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov soğuk savaş dönemlerini yaşamış, Kuzey Kore’de görev yapmış, dikkatli ve dengeleri gözetici bir diplomattı. Türkiye-Rusya arasındaki Suriye’de düşürülen Uçak krizinde ağırbaşlı davranmış, ortamı yumuşatmıştı. Tam da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağı Moskova’ya gitmek üzere havalandığı sıralardaki saat 19.05 civarında kürsüde konuşmaya başlamış ve “Yıkmak kolay, yapmak zordur” dediği sırada suikasta uğramıştı. Hemen arkasında koruma pozunda duran polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş silahını çekerek; “Siz Halep’te çocukları öldürdünüz!”şeklinde kendisine ezberletilenleri tekrarlamış ve Büyükelçiye sıkmaya başlamıştı. Nasıl oluyorsa katil kapıdaki güvenliğe polis kimliğini göstererek kolaylıkla yukarı çıkmıştı. Sızdırılan ama bir türlü açıklanmayan bilgilere göre, o gün görevli değilmiş. Peki, görevi neymiş ki o gün görevde değilmiş? Soruları halâ yanıtsızdı. Nedense İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da bu konuda hiç soru almamıştı. İlk açıklamasını artık Rusya, ABD filan açıklamalarını yaptıktan sonra, olayın üzerinden üç saate yakın zaman geçtikten, kendisi olay yerine geldikten iki saat kırk dakika sonra yapmış, ama soru almamıştı. Bir süre sonra, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hemen hemen aynı anda kameralar karşısına geçip açıklamalarda bulunmuşlardı. Putin de Erdoğan gibi“bu cinayetin gelişmekte olan Türk-Rus ilişkilerine yönelik bir kışkırtma olduğunu hatırlatmış, iki ülkenin bundan etkilenmeyeceğini” vurgulamıştı.

    Ama Putin bir konuya daha parmak basmıştı:

    “Katillerin arkasında kim vardı? Bunu Öğrenmemiz lazımdı!” Bu sorunun cevabını “Zaten FET֒cüymüş, açığa alınacakmış” türü sözlerle açıklamak hiç kimseyi yatıştıramazdı. Zaten Putin soruşturmanın Rus güvenlik birimleriyle birlikte yürütülmesini istemiş, Erdoğan da bunu kabul etmiş durumdaydı. Yani eğer katil canlı yakalansaydı sorgulanacak bu gizemli konular aydınlanacaktı. Çünkü; “Çatışmada etkisiz hale getirmek” yerine yaralı yakalanabilseydi katilin arkasında kimin olduğu daha kolay anlaşılacaktı. “Eğer katil intihar etmediyse, eğer sağlam, ya da yaralı olarak yakalanabileceği, sorgulanabileceği halde çatışarak öldürüldüyse, bu da sabotaj sayılırdı ve perde arkasında gizlenen sırlar vardı” Tıpkı suikast soruşturması gibi –zaten Soylu artık istifa duvarını çoktan aştı ama- bu da soruşturulmalıydı. “Ha bir de üzerine hiç vazife olmadığı halde Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in fotoğrafa kafa uzatıp “Bu tip suikastlar devam edecek açıklaması” vardı… Ve Türkiye bu kafalarla nereye savrulmaktaydı?[1]

    İran, Rusya ve Türkiye Dışişleri Bakanları Moskova’da toplanmıştı. Oysa İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriyeli mevkidaşı Beşar Esad’ı 'Halep zaferi' dolayısıyla kutlamıştı. Ruhani’nin, binlerce insanın katledildiği Halep'i bir zafer olarak nitelendirmesi sadece, Müslümanları değil, vicdan ehli Batılıları bile şaşırtmıştı.

    İran Cumhurbaşkanlığı sitesinde yer alan açıklamaya göre, ikili arasında yapılan telefon görüşmesinde Ruhani, “Bu zafer, Suriye’ye kutlu olsun. Suriye’nin en büyük ikinci şehri Halep’in, halkın bağrına yeniden geri dönmesi, Suriye halkının teröristler ve onları destekleyenlere karşı büyük başarısıdır. Umarım Halep zaferi, nihai zaferin başlangıcı olacaktır” ifadelerini kullanmıştı. İran olarak Suriye’yi desteklemeyi bir “görev” olarak gördüklerini ifade eden Ruhani, “İran, teröristlerin Suriye’den çıkarılıncaya kadar Suriye devleti ve halkının yanında olacak” diyerek, İran’ın Halep’e insani yardım göndermeye hazır olduğunu belirtmiş, diğer ülkeleri de yardıma çağırmıştı. Peki acaba Türkiye de bu teröristler(!) arasında sayılmakta mıydı, öyle ise Moskova’da aynı masaya oturup ne konuşacaklardı? Eğer bu teröristlerin hamisi ABD ve AB ise, 100’er adet Boing ve Airbus yolcu uçakları alımı için yaklaşık 20 milyar Dolar ayıran İran kimin safındaydı?

    Evet 15 Temmuz'dan sonra ABD ve AB gibi sözde müttefiklerimiz halimizi hiç umursamamıştı, ama Putin samimi olarak yanınızdayız mesajı ulaştırmıştı. Çünkü Putin Siyonist Yahudi Huntington'ın altını çizdiği İslam ile Slavları savaştırıp ikisinden de kurtulma planlarını boşa çıkarmıştı. İslam'ın bayrağını taşıyan en güçlü ülke olarak Türkiye aramıza gelirse önümüzde kimse duramaz yaklaşımı haklıydı. FETÖ'nün CIA aleti olduğunu ilk Putin haykırmıştı. Görünüşte Müslüman geçinen, ancak NATO ve CIA örgütü gibi hareket eden FET֒yü hizaya sokma girişimleri başarılı bulunmakta ve destek çıkılmaktaydı. Çünkü Irak ve Suriye’den sonra İran, Türkiye ve Rusya parçalanacaktı... Bu Siyonist-emperyalist plana karşı ortak tavır almak lazımdı ve yararlıydı. Ama Rusya’nın Halep ve diğer Suriye şehirlerinde masum ve sivil halka yönelik acımasız katliamlarına hiçbir mazeret uydurulamazdı.

    Yani Putin Rusya’sı Siyonizm’e ve emperyalizme karşı bize dost kalır mıydı? “Putin’in Rusya’sını, AB’den ve ABD’den daha güvenilir saymak ne kadar akıllıcaydı? Halep’te yapacağını yaptıktan, korkunç tahribat ve katliamlardan sonra tahliye koridorunu açmaya yanaşmıştı. Daha önce ateş çemberinde aç biilaç sıkışmış yüzbinlerce sivil, haftalarca bombardıman altında imdat çığlıkları atarken hiç oralı olmamıştı. Ve Halep yıkıldıktan sonra yol verdiği o ateşkesi dahi yeterince çalıştırtmamıştı. Türkiye’nin çabalarıyla sağlanan ateşkes açıklandığı sırada Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi: “Halep’te savaş bitmiştir...”açıklamasını yapmıştı. Yani Moskova, Tahran ve Şam iş birliğiyle katledilen katledilmiş, kurşuna dizilen kurşuna dizilmiş, bombalanan bombalanmış, yakılan yakılmış, yıkılan yıkılmış ve halâ ayakta kalan sağların tahliyesine ancak ondan sonra izin çıkmıştı… Sözün özü; İslam Birliğini kurmadan ve Erbakan’ın beş adımlı tarihi projelerini geçerli kılmadan, onurlu ve huzurlu bir dünya kurmamız imkansızdı. Amerika ve Avrupa’ya şantaj yapıp Rusya ve Çin’e sığınmak, kısa vadeli taktik başarılar ve yararlar sağlasa da, stratejik ve uzun vadeli gerçek barışa ulaştıramazdı!

    Sonunda asıl kârlı çıkan; Suriye’deki hedeflerini ve tezlerini Türkiye üzerinden geçerli kılan Rusya’ydı. Halep’teki vahşet ve cinayetlerini unutturan hatta meşrulaştıran Rusya’ydı. Evet ve elbette Rusya ve özellikle İran’la olumlu ilişkiler kurulmalıydı, ama Milli onurlu ve sorumlu davranmalı ve dik durulmalıydı.

     “Cinayetin amacının Türkiye-Rusya ilişkisini bozmak olduğu konusunda bir ittifak vardı. Komplo teorisi üretmeye epeyce uzman olan yazar ve yorumcularımızın bu kadar yüzeysel bir tahlille yetinmeleri şaşırtıcıydı. Eylem tam Suriye’ye ilişkin Türkiye/Rusya ve İran görüşmeleri öncesinde yapılmıştı. Cinayet sonrasında Rusya’nın Halep konusundaki tavrını ‘takdirle’ karşıladığımızı açıkladık. Ayrıca kriminal soruşturmanın Rusya ile birlikte yapılmasını kabule yanaştık. Diğer bir deyişle ilişkimiz bozulmasın diye çaba harcadık ve harcamaktayız. Doğru, bu suikast Türkiye-Rusya ilişkilerini bozmayıp daha da güçlü kılacak, ama bir farkla… Bu olay Türkiye’nin Halep’te yaşananlar nedeniyle elinde tuttuğu psikolojik/manevi üstünlüğü elinden alacaktı. Türkiye’nin elini zayıflatacaktı… Her fırsatı Türkiye’yi kendi yanına çekmek ama mahkûm ederek çekmek için kullanan Rusya’nın, bu şanstan da sonuna kadar yararlanacağı ortadaydı” yorumları haksız mıydı?

    “Ayrıca bu suikastı; Rusya ile Türkiye’yi yakınlaştırıp, sonra kendisi de aralarına katılıp, Ortadoğu’da Amerika’yı saf dışı bırakmak isteyen İngiliz İstihbaratı (Ml6)’nın yapma olasılığı da hesaba katılmalıdır” diyen Ergün Diler Erdoğan’ın mı yoksa Amerika’nın mı adamıydı.

    Karlov'a yönelik suikastı an be an görüntüleyen Associated Press (AP) Foto Muhabiri Burhan Özbilici'nin o anda orada olmasıyla ilgili dikkat çekici bir yazı yayınlanmıştı.

    AP Foto Muhabiri Özbilici'nin "Bir arkadaşım haber verdiği için sergiye gittim. Büyükelçinin orada olduğunu bilmiyordum" şeklindeki sözlerini hatırlatan yazar:"Türkiye’nin en iyi foto muhabirlerinden birinin o sergide bulunmasını isteyen ‘arkadaş’, öngörüsü sebebiyle kutlanmayı hak ediyor…" diyerek suikastın önceden bilindiğini mi imaya çalışmıştı? "Uluslararası bir haber ajansında çalışan... Ülkemizin belki de en iyi siyasi haber foto muhabiri sayılan Burhan Özbilici... O gün eylem sırasında salonda bulunmasa serinkanlı bir göz tarafından çekilmiş o fotoğraflardan mahrum kalacaktık… Neden oradaydın?” sorusuna verilen cevap, pek çok soruyu ve yanıtını da içinde barındırmaktaydı.

    Bütün bu talihsiz gelişmeler öncesinde, Sn. Cumhurbaşkanı Trabzon yaylalarını Katar emirine pazarlama uçuşundaydı. Fabrikalar, Limanlar stratejik kurumlar bir bir elden çıkarılmış sıra yaylalarımıza mı gelip dayanmıştı? Sn. Tayyip Erdoğan'ın Katar emiri ve heyetine helikopterlerle yaklaşık bir saat Trabzon yaylaları üzerinde tur attırması ve "Bölgede kış turizmi yapılabilecek alanları havadan incelediler" manşetleri atılması mide bulandırıcıydı. Sn. Tayyip Erdoğan, Şenol Güneş Stadı'nın açılışı sırasında yaptığı konuşmada: "Hele hele bugün helikopterle Trabzon'un üstünde dolaşırken, kar dolu dağları dolaşırken kendisi de hayran kaldı. 'Niye biz burada kayak tesisleri yapmıyoruz?'diye de sordu. Temenni ederim ki onlara da kavuşuruz. Onun alt yapılarını da yapmalıyız tabi. Onun için oteller yapmaya da hazır olduklarının müjdesini de ayrıca verdiler" buyurması kafa karıştırıcıydı.

    Konuyu Toparlarsak:

    Karlov’un katili saldırgan Mevlüt Mert Altıntaş'ın polis okulundaki FETÖ imamı olduğu iddia edilen Süleyman E. gözaltına alınmış, Onunla birlikte aralarında sohbet toplantılarına katıldığı arkadaşları da olduğu iddia edilen toplam 6 kişinin yakalandığı anlaşılmıştı. Daha önce Altıntaş'ın annesi, babası, kız kardeşi, 2 dayısı ve yengesi de gözaltına alınmıştı. Associated Press ajansı ismini açıklamayan Türk hükümetinden üst düzey bir yetkilinin, "tamamen profesyonelce" olarak tanımladığı suikast için "tek adam işi değil" ifadesini kullanmıştı. Türk yetkili, söz konusu terör eyleminin, çok iyi planlanmış bir saldırı olduğunu da vurgulamıştı. Halinden ve eşkâlinden Haşhaşiler misali beyni yıkanmış meczup bir FETÖ adamı ve uzaktan kumandalı bir CIA elemanı olduğu sırıtan polis Mevlüt Mert Altıntaş, aslında kiralık ve kışkırtılmış bir manyaktı.

    “PKK militanları gibi cesaret hapı içirilmiş ve sanki esrar çekmiş hali, körü körüne saplanmışlara benzer bir özgüveni, arkadan vuranlara özgü bir sinsiliği vardı. Halep konusunda kafası bozulmuş bir radikal İslamcıdan ziyade, radikal İslamcı taklidi yapmaya çalışmıştı… Kullandığı sloganları bile hazmetmiş bir tetikçi konumundaydı. Ağababaları tarafından “Öyle bir davran ki herkes seni radikal İslamcı sansın” diye tembihlenmiş olduğu sırıtmaktaydı. Türk polis teşkilatında görev almış herhangi bir polisi, intihar eylemine göndermeye motive edebilecek tek yapı Fetullahçılar ve CIA’ydı. İnsanın aklına acaba; “Çevik Kuvvet’te bundan kaç tane daha vardı?” gibi uğursuz sorular takılıp durmaktaydı” şeklindeki saptama ve yorumlara kızmak değil, bu konulara kafa yormak lazımdı.

    Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yönelik suikastle ilgili konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın; saldırıyı gerçekleştiren polis memurunun eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde işe alındığını hatırlatması, ayrıca; Suriye sınırında Rus uçağının düşürülmesi olayında da sorumluluğun Davutoğlu’nda olduğunu savunması da kafaları karıştırmıştı. Evet; “Katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın ilginç bağlantıları ortaya çıktıkça, acabalar da artmaktaydı. Suikastçı polis, 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da katıldığı 8 programda görev almıştı. Cumhurbaşkanlığı korumalarından hemen sonra iç güvenliği sağlayan ekibin arasındaydı. Bu nasıl bir ihmalkârlıktı, yoksa kasıtlı bir kumpas mıydı? 15 Temmuz darbe sabahı saat 07.45’te görev yaptığı Ankara Çevik Kuvvet Müdürlüğü’ne gelip, 1 günlük sağlık raporunu teslim edip giden FET֒cü polisin, darbe gecesi ne yaptığı henüz açıklığa kavuşturulmamıştı. Ancak Körfez Dershaneleri’nde kaldığı, eğitim masraflarının Sökeli firari iş adamı Şahin İlgi tarafından karşılandığı saptanmıştı. Asıl önemli olan; neden Rusya Büyükelçisi hedef alınmıştı? Bu suikastla Rusya ve Türkiye’ye hangi mesaj verilmeye çalışılmıştı?” soruları üzerinde yoğunlaşmak lazımdı.

    Rus Büyükelçiliğinden Zaharova Rus Büyükelçi Andrey Karlov'un, Suriye'deki barış sürecine destek olmak için muhaliflerle temas halinde olduğunu açıklamıştı. Rossiya 1 televizyonuna demeç veren Zaharova, "O, Suriyeli muhaliflerle temas içerisinde olan bir insandı, onlarla diyalog kurmak için çalışıyordu. Bu gerçek, trajediye tamamen yeni bir açı kazandırıyor" ifadesini kullanmıştı. Suriye’de kalıcı ve kapsamlı bir barıştan en başta İsrail ve ABD rahatsızdı. Moskova'da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, "Bu suçun emrini veren ve örgütleyen kişileri besleyenlerin, planlarını gerçekleştirmelerini imkânsız kılacak önlemler alacağız" sözlerinin muhatabı Amerika’ydı…

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'li mevkidaşı John Kerry ile de bir telefon görüşmesi yapmıştı. Görüşme ile ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun hem Türkiye'nin hem Rusya'nın saldırının arkasında FETÖ'nün olduğunu bildiğini hatırlatmıştı.

    Polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş'ın eylemiyle, FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen'in uyuyan hücrelerini uyandırdığı iddiaları tutarsızdı. Suikastın, terörist başı Gülen'in son dönemde vaazlarında dile getirdiği "Canlı bomba eylemi mülahaza edilebilir""Eğer yapılacaksa böyle bir fedailik, çarparız kendimizi ateşe ve yok oluruz" söylemlerinin gizli ve şifreli birer talimat gibi algılandığı vurgulanmıştı.

    Terörist Gülen'in Büyükelçi Karlov'un öldürülmesinden bir gün önce yayımladığı son vaazı adeta saldırının talimatıydı. "Kalbe oklar saplanırken" başlıklı vaazda, terörist Gülen, "gerekirse feda olun" talimatı verdi. Bir gün sonra ise Karlov suikasta uğramıştı.

    Ankara'da Rus Büyükelçisine suikast olayının Türk-Rus ilişkilerini bozma hedefine dönük olduğu yolunda başta Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin olmak üzere hemen herkes hemfikir durumdaydı. Rusya Savunma Bakanlığı Kamu Konseyi Başkanı ve Ulusal Savunma dergisinin baş editörü İgor Korotçenko"Partnerlerimiz bize karşı daha ne gibi sürprizler hazırlıyor? Ankara'da Rus Büyükelçi'nin öldürülmesi, yalnız hareket eden bir teröristin eylemi değil, bu, ipleri Körfez bölgesine veya okyanusun öbür tarafına uzanan bir komplodur" diye yazmıştı. Times gazetesinde, "Cinayet, Putin'in Erdoğan'la yeni ittifakında gerilime yol açacak" başlıklı bir analiz yayınlanmıştı. Guardian gazetesinde ise Dünya Haberleri Editörü Julian Borger tarafından kaleme alınan analizde, cinayetin Türkiye ve Rusya'yı daha da yakınlaştırabileceğini vurgulamıştı.

    Peki cinayeti işletenler, böyle bir saldırının ters tepeceğini öngöremeyecek kadar akılsız mıydı? Değilse nasıl bir fayda umuyorlardı? Beşiktaş'ta Türk polisine, Kayseri'de Türk komandosuna yapılan saldırılar ile Rus Büyükelçisine suikast aynı merkezden planlanmış göründüğüne göre, Türkiye'yi "yönetilemez bir ülke" durumuna getirmeye uğraştıkları açıktı. Bu da Türkiye kendi iç meseleleriyle uğraşırken, Suriye krizine müdahale etme imkânını bulamasın diye mi tezgâhlanmıştı. Türkiye, Rusya ve İran'ın dışişleri bakanlarının, suikasta rağmen Moskova'da toplanması ve Suriye'de kalıcı ateşkes için daha hızlı çalışma kararı alması gösteriyor ki “bu saldırı, Suriye krizinde ABD, İngiltere ve İsrail'in devre dışı bırakılmasına bir cevaptır” yaklaşımı doğru bir bakış açısıdır. Çünkü İsrail, ABD ve AB, Irak gibi Suriye’nin de parçalanmasını amaçlamıştır.


    [1] 19 12 2016 / Hürriyet / Murat Yetkin











 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS