• Yenişafak'ın İtirafı ve 15 Temmuz Tezgâhının Perde Arkası!

    Yenişafak'ın İtirafı ve 15 Temmuz Tezgâhının Perde Arkası!

    17 Mayıs 2017

     
    | Devamı



    Yenişafak'ın İtirafı ve 15 Temmuz Tezgâhının Perde Arkası!

    Yenişafak Gazetesi Ankara Haber Müdürü Hüseyin Likoğlu ise 15 Temmuz’la ilgili büyük itiraflarda bulunmuşlardı. Likoğlu yazısında "14 Temmuz günü darbenin kendilerine bildirildiğini" doğrulamıştı. Bu iddiayı ilk olarak Doğu Perinçek gündeme taşımıştı. Likoğlu yazısında şunları yazmıştı: “14 Temmuz günü telefonum çaldı. Telaşlı bir ses: ‘Hüseyin Bey filan yerdeyiz acil gelmen lazım’. Yukarda bahsettiğim ekip, herkesin yüzünde müthiş bir telaş: ‘Hüseyin Bey, bunlar darbeye girişecek. Bunun önüne geçmek artık imkânsız. Halkı bilinçlendirecek bir haber yapılmalı. Ancak halk durdurabilir bu hainleri’.” Bu cümlelerle 14 Temmuz’da kendilerine Perinçek ekibinin darbeyi haber verdiğini doğrulayan Hüseyin Likoğlu, 15 Temmuz’la ilgili “eniştemden öğrendim” tezini de çökertmiş olmaktaydı. Oysa Saray ve Hükümet, “eniştemden öğrendim” teorisiyle darbeden haberdar olmadıklarını ısrarla işliyorlardı. Ancak bilginin bir gün önceden Yenişafak’ın Ankara Haber Müdürü’ne kadar düştüğü Likoğlu’nun bu itirafıyla ortaya çıktığına göre artık bu 15 Temmuz’a “en azından” önceden kontrollü olarak yol verildiği kesinlik kazanmaktaydı!

    Her satırı itiraflarla dolu bu yazı üzerinde niye durulmamıştı?

    Bu noktada Likoğlu kritik bir bilgi daha aktarmıştı. Darbenin kime mal edileceğiyle ilgili. Likoğlu, 15 Temmuz akşamı semada uçakları görünce aklına hemen “FET֒nün darbe yaptığının” bu refleksi verme sebebinin de kendisine Perinçek’in adamı Hasan Atilla Uğur’un anlattıkları olduğunu yazısında açıkça şöyle vurgulamıştı: “Sayın Uğur ile 15 Temmuz günü yaklaşık 3-4 saat sohbet ettik. Akşam saatlerinde semada savaş uçaklarını görür görmez ilk tepkim, ‘F…’ın …leri darbe yapıyor’ oldu. Böylesine bir refleks vermeme neden olan şey neydi? Şüphesiz birkaç saat önce sohbet ettiğim Hasan Atilla Uğur’un söyledikleri etkili oldu.” Her satırı itiraflarla dolu bir yazıydı ve Perinçek’in iddiasını doğrulamaktaydı. 14 Temmuz günü Yeni Şafak’ı arayıp telaşlı bir sesle “darbe yapılacak” diye uyarmışlardı. Yani bir gün önceden haber ulaştırmışlardı. 15 Temmuz sabahı ise Hasan Atilla Uğur, Yenişafak’a giderek uzun uzun yapılacak darbeyi Cemaat'in üzerine yıkmış ve bir nevi CIA'yı aklamıştı. Yani Perinçek ekibi darbenin algı altyapısını oluşturmuşlardı. 14 Temmuz’da haber verilmiş, 15 Temmuz’da ise kimin yaptığıyla ilgili etiketleme yapılmıştı. Bu kritik bir itiraf çünkü 15 Temmuz’dan sonra Alman Focus dergisinde çıkan bilgiyi doğrulamaktaydı. Focus Dergisi 2016 Temmuz’unun son haftası çıkan sayısında; İngiliz istihbaratının, Türk hükümetinin darbenin ilk yarım saatindeki maillerini ele geçirdiğini, maillerde “Yarın temizlik başlatılsın, darbe Gülen’e yıkılsın!” talimatının olduğunu yazmıştı.[5]

    Ama şu sorular hala yanıtını aramaktaydı:

    1. Doğu Perinçek Yenişafak’a bilgi verdiklerini neden 7 ay gizledikten sonra açıklamıştı?

    2. Aynı şekilde Yenişafak 7 ay boyunca “Perinçek bize haber vermişti” gerçeğini niye saklamıştı?

    3. Perinçek bu olayı neden şimdi açıklamıştı? RTE ve AKP’yi neyle tehdit ediyordu veya bu itiraflar hangi şantajın pazarlığıydı?

    4. Perinçek 15 Temmuz bilgisine nereden ulaşmıştı? Olayları sanki kendi eliyle koymuş gibi çözmeyi nasıl başarmıştı?

    5. Perinçek 15 Temmuz’u Yenişafak dışında, RTE/AKP ve MİT’e de haber taşımış mıydı?

    6. Ahmet Takan’ın 10 Ağustos’taki yazısında bahsettiği, 15 Temmuz’da saat 18’de girişimi RTE’ye haber veren siyasi lider Perinçek mi olmaktaydı?

    7. Yenişafak Perinçek’in iddiasını kabul etmek için neden günlerce bekleyip durmuşlardı? Gerçeği açıklamak için neden zorlanmış, kimden ve neden korkmuşlardı?

    8. 15 Temmuz’u bilmelerine rağmen neden önlem alınmamıştı? Neden 240 insanı bile bile ölüme yollamış, yüzlerce insanımız yaralanmıştı?

    9. 15 Temmuz soruşturmasının boyutunu baştan aşağı değiştirecek bu bilgi için Savcılar neden harekete geçmemiş ve soruşturma açmamışlardı? Perinçek’e “sen kimden haber aldın? Bu bilgiyi neden sakladın?” diye niye sormamışlardı?

    10. Perinçek bu bilgiyi gizlememişse ve Yenişafak dışında devlete de bildirmişse, savcılar neden ilgili kişiler hakkında görevi ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten davalar açmamışlardı?

    Askerleri kim tuzağa çekmişti?

    Tayyip Erdoğan’ı gözaltına alacak ekibin başındaki General Gökhan Sönmezateş,“kendilerinin 4 saat boyunca bekletilip, ardından boş otele gönderdiklerini” söyleyip şunu sormuştu: “Bizi kim tuzağa düşürdü, ben bu sorunun peşindeyim.” Aslında bu sorunun cevabı ortaya çıkmaya başlamıştı. Perinçek grubundan Hasan Atilla Uğur’un 15 Temmuz öncesi paylaşımları, 14 ve 15 Temmuz’da Yenişafak ve diğer medya organları üzerindeki algı çalışmaları dikkate alındığında, acaba 15 Temmuz, TSK’daki NATO ve Batı demokrasileri yanlısı subayların tasfiyesi için kurgulanan kanlı bir ittifakın (RTE-Perinçek) senaryosu mu olmaktaydı? Ve zaten Perinçek’in istediği tasfiyeler yapılmış, Erdoğan'a ise başkanlık yolu açılmıştı.

    Kanlı darbeye kim yol vermişti?

    Perinçek'lerin: “Hüseyin Bey, bunlar darbeye girişecek. Bunun önüne geçmek artık imkânsız. Halkı bilinçlendirecek bir haber yapmalı.” ihbarı üzerinde durmak gerekirdi. Eğer olay bu şekilde cereyan ettiyse ve darbeyi sadece halk engelleyebilecekse, Ordu emir komuta içinde darbe yapacak demektir, ki bu durumda bütün komuta kademesinin soruşturmaya dahil edilmesi gerekirdi. Oysa durum böyle değildi. Eğer böyle değilse, 15 Temmuz’da, başlamış bir girişimi büyük oranda kendi içinde bastıran TSK, tedbir alınsaydı girişim kışladan çıkmadan rahatlıkla bastırabilirdi. Bunun yerine daha kanlı olan TSK-Halk karşılaşmasına kim yol vermişti? Komuta kademesi mi; MİT mi; AKP mi? Bu sorunun cevabı da Müyesser Yıldız’ın imzasıyla yayınlanan haberde verilmişti. 14 Temmuz’da telaşlı ses Yenişafak’ı arayıp algı operasyonuna başladığı saatlerde Hakan Fidan ve Hulusi Akar 6 saat baş başa görüşmüşlerdi. Müyesser Yıldızhaklı olarak şu soruyu dile getirmişti: “Darbenin iki sır isminin, 15 Temmuz’dan bir gün önce yine 6 saat baş başa görüşmesi, ayrıca adeta herkesin bildiği bu sırrın 7 ay geçtiği halde hiç gündeme getirilmemesi ve konuşulmaması başlı başına ilginç değil miydi?”

    Evet, tıpkı Yenişafak sırrının 7 ay sonra ortaya çıkması gibi eş zamanlı olarak “sır görüşme” de 7 ay sonra gündeme getirilmişti. Bu sırrı aydınlatan da şu an tutuklu yargılanan keskin nişancı Piyade Üstçavuş Mehmet Bilge’nin 22 Şubat’ta mahkemede yaptığı şu savunma olabilirdi: “14 Temmuz’da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda bir kurs kapanış töreni yapıldı. Normalde Cuma günü yapılması lâzım, Perşembe yapıldı. Niye Perşembe? Bunun bir nedeni var mı, Özel Kuvvetler’e sorulsun. Katılımcılar kim; Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı. Paraşüt atlayışları yapılacaktı, ama hava şartları bahane edilerek, iptal edildi. Bildiğimiz kadarıyla o gün Ankara’da hava gayet iyiydi. Meteorolojiden o günkü hava durumunun da sorulmasını istiyorum. Tören saat 17.30’da bitiyor. Adamlar başına bir şey gelmesinden korktuğu için söyleyemiyor, belki de inkâr ederler; Törenden sonra Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı havuzlu bahçede sohbete koyuluyor. Duyduğum, bildiğim kadarıyla anlatıyorum; Zekai Paşa bile yanlarına yaklaştırılmıyor. Bu sohbet saat 23.00’e kadar sürüyor. Önce MİT Müsteşarı’nın çıkması gerekirken, Genelkurmay Başkanı çıkıyor. MİT Müsteşarı orada askeri bir yöneticiyle kalıyor.”

    Bu algı iki günde yerleştirildi!

    Doğu Perinçek Yenişafak’a darbeyi haber vermek için 14 Temmuz’da özel adamını gönderiyordu. Aynı gün Hakan Fidan ve Hulusi Akar baş başa 6 saat görüşüyordu. 15 Temmuz’da Hakan Fidan ve Hulusi Akar gündüz tekrar bir araya gelip 6 saat görüşüyordu. Ve yine 15 Temmuz’da Perinçek Hasan Atilla Uğur’u Yenişafak’a göndererek, darbeyi Cemaat'in yapacağı ve halkın sokağa hazırlanması bilgisini aktarıyordu. Ardından da“eniştemden öğrendim” formülü devreye sokuluyordu. Ve artık herkes böyle olduğuna inandırılıyordu.[6]

    FETÖ şebekesinde ABD adına hareket eden polis, savcı hâkim, istihbaratçı, asker bir merkezden yönetiliyordu. Çünkü NATO'da görev yapan koca koca paşalar Gazeteci ve Yazarlar Vakfı'na gidip ders veriyordu. Amerika adına ülkeyi ele geçirmek için yola çıkanların başında kiralık askerlerbulunuyordu. Üzerinde üniforma olan, Ay-Yıldız taşıyan askerlere ve sivillere bu fırsatı sağlayan AKP iktidarı oluyordu!

    Makalenin Tamamı İçin: http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/suriye-tuzagi-ve-baskanlik-pazarligi













    Bu Haber 16757 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS