• Suriye’de Arap Baharı ve HALKIN TÜRKİYE’YE GÖÇE ZORLANMASI BİR İSRAİL (SİYONİZM) PROJESİYDİ!

    Suriye’de Arap Baharı ve HALKIN TÜRKİYE’YE GÖÇE ZORLANMASI BİR İSRAİL (SİYONİZM) PROJESİYDİ!

    21 Mart 2020

     
    | Devamı

    Suriye’de Arap Baharı ve

    HALKIN TÜRKİYE’YE GÖÇE ZORLANMASI

    BİR İSRAİL (SİYONİZM) PROJESİYDİ!

          

    Önce şu gerçeği belirtelim ki, bizim Musevi Dini mensuplarına ve Yahudi halkına, peşin bir nefret ve husumetimiz asla söz konusu değildir. Bu tavır, İslam’a da, insanlığa da aykırı bir düşüncedir. Kur’an-ı Kerim’e göre “Düşmanlık ancak ve yalnız zalimler içindir.” Bizim tepkimiz ve dikkat çektiğimiz; kendilerini “seçkin kavim ve insanlığın efendisi...”, başka bütün milletleri ise; “Yahudilerin köleleri ve insan sûretli hayvan sürüleri…” gören bu şeytani düşüncedir ve her türlü vahşeti kolayca işleyen Siyonist ve ırkçı emperyalist kesimlerdir. İşte bu zalim ve hain kesimler, Büyük İsrail İmparatorluğunu gerçekleştirmek, Türkiye’mizin güneydoğusunu da içeren NİL’den FIRAT’a bütün toprakları ele geçirmek üzere, Suriye’nin boşaltılması ve halkının göçe zorlanıp özellikle Türkiye’ye yollanmaları planlarını da yıllar öncesinden hazırlayıvermişlerdir.

    Siyonizm’in BOP Hazırlıkları

    Arap milliyetçiliği kılıfıyla kötülenmeye çalışılan İslam Ümmetçiliğine ve İslam Birliği girişimlerine karşı çıkan her hareket, İsrail’in doğal müttefiki olarak desteklenmektedir. Ülkelerindeki Müslüman çoğunluktan bile daha iyi imkân ve imtiyazlara sahip bulunan Lübnan’daki Marunîler, Suriye’deki Dürziler, Irak’taki Kürtler ve Sudan’da yaşayan Hristiyan kesimler ise İsrail’in potansiyel müttefikleri olarak değerlendirilmekte ve sürekli kışkırtılıp isyana ve anarşik kalkışmalara teşvik edilmektedir. Müslüman olsa da, her fırsatta Arap karşıtlığıyla övünen Türkiye’deki bazı ırkçı ve şövenist kesimler, hatta Kemalist geçinenler de İsrail’in potansiyel müttefiki gibi görülmektedir. Türkiye ile 1948 yılında kurulan İsrail devleti arasındaki ilişkilere bakıldığında; ABD ve İngiltere’nin katkılarıyla İran-İsrail ittifakına Türkiye de eklenmiştir. Haziran 1958 tarihinde İsrail ve Türkiye istihbarat servisleri gizlice görüştükleri ve 29 Ağustos 1958 tarihli Türk gazete başlıklarında; El Al’a ait bir uçağın, mekanik bir arıza nedeniyle Türkiye’nin başkenti Ankara’ya zorunlu iniş yaptığı bilinmektedir. Uçakta İsrail Başkanı David Ben-Gurion ve Dışişleri Bakanı Golda Meir bulunmaktadır, ikilinin Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile yaptıkları görüşme, sonradan Türkiye-İsrail ittifakının başlangıcı olarak kabul edilecektir. Toplantının somut sonucu MOSSAD ile MİT arasındaki resmi fakat çok gizli anlaşma metnidir. MOSSAD aynı tarihlerde, İran gizli servisi SAVAK ile de benzer bir anlaşma yapmıştır. 1958 yılı sonunda üç gizli servis (MOSSAD - MİT ve SAVAK) “Trident” olarak adlandırılan resmi bir işbirliği ağı meydana getirmişlerdir.

    AKP Türkiye’si ve İsrail arasındaki ilişkiler doruk noktasındayken, 21 Aralık 2008 tarihinde Ehud Olmert, Başbakan Erdoğan ile bir görüşme yapmak için Türkiye’ye gelmiştir. Ercan Caner’in iddialarına göre; Erdoğan, İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmelerde arabuluculuk görevini yürütmektedir. Artık her şey İsrail lehine çok iyi gitmektedir, ikili uzun süre görüşmeye devam etmişlerdir. Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşürken aynı odada Terör Şebekesi, İşgalci ve zalim İsrail’in sözde Başbakanı Ehud Olmert de onlarla birliktedir. İsrail ve Suriye devletleri, Golan Tepeleri üzerinde uzlaşmaya ve bir barış antlaşması imzalamaya da hazır vaziyete getirilmişlerdir.

    Türkiye 28 Mart 1949 tarihinde, İsmet İnönü döneminde resmi olarak İsrail devletini tanımıştır. Aynı kafalar, bir yandan da Kemalist kılıfına sığınmışlardır. Oysa Atatürk, Filistin topraklarında bir YAHUDİ DEVLETİ kurulmasına cesaret ve ferasetle karşı çıkan ve 1937’de açıklanması planlanan İsrail’in kuruluşunu 11 yıl geciktiren insandır. Mustafa Kemal 1937 yılında hem Meclis konuşmasında hem de “Hakimiyeti Milliye” gazetesine verdiği röportajında: “Batılı ülkelerin, kutsal Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti kurma hazırlıkları yaptıkları haberini aldık. Böyle bir teşebbüse kalkışmaları durumunda tüm İslam ülkeleri ve özellikle Türkiye olarak, ordularımızı o bölgeye sevk edip buna mutlaka mâni olacağımızdan kimse şüphe duymamalıdır” deyince, telaşa kapılan Haçlı Batılılar, bu girişimlerini 11 yıl ertelemek zorunda kalmışlardır. 1950 yılında Tel Aviv’de ilk diplomatik misyonunu görevlendiren ise Adnan Menderes iktidarıdır. Sonrasında iki ülke arasındaki ilişkiler iniş ve çıkışlarla yol almıştır. 1956 yılında İsrail'in Süveyş Kanalı’nı işgali, 1967 yılında Kudüs dâhil geniş Arap topraklarının işgali, 1980 yılında Kudüs’ün başkent ilan edilmesi ve 2010 yılındaki Mavi Marmara hadisesi sonrasında Türkiye İsrail ile olan ilişkilerini diplomatik temsilcilik düzeyine indirmiş veya askıya almıştır. 1975 yılında Erbakan sayesinde Türkiye’nin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ve 1988 yılında Filistin devletinin tanınması, iki ülke arasındaki ilişkileri yine gerginleştirmeye yol açmıştır. Ama son Mavi Marmara olayında olduğu gibi bir formül hep bulunur. 2013 yılında Netanyahu, Erdoğan’ın gönlünü almış ve 2016 yılında Türkiye’nin, Mavi Marmara kurbanlarının ailelerine ödenen tazminatla konu kapatılmıştır. Ardından ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki İsrail ricasının gereği yapılmıştır.

    Siyonizm’in Orta Doğu’yu İşgal Programı!

    Bu konuda Siyonist katil Ariel Sharon'un; “Ne zaman bir şey yapsak bana, ‘Amerika şunu yapacak, bunu yapacak engel olacak’ gibi laflar ediyorlar. Size çok net bir şey söylemek istiyorum; Amerika'nın İsrail üzerine baskı yapmasından korkmayın. Yahudi halkı olarak, biz zaten Amerika’yı kontrol ediyoruz ve üst düzey Amerikalılar da bunu biliyorlar.” sözleri tarihi bir itiraf ve ifşaattır. Rahmetli Erbakan bu gerçeği sıkça dile getirdiği ve önleyici tedbirler geliştirdiği için, Siyonist merkezler ve Masonik işbirlikçilerce hedef seçilmiştir. Filistin Yahudi Ajansı üyesi Rabbi Fischmann, 9 Temmuz 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler Özel Soruşturma Komitesi’ne verdiği ifadede; “Va’ad edilmiş Topraklar; Mısır Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar uzanıvermektedir, bir kısım Suriye, Lübnan ve Türkiye topraklarını da içermektedir” demektedir.

    ..................

    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
























    Bu Haber 7155 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS