• SARAYIN SOLCULARI VEYA “CIA”NIN YOLCULARI

    SARAYIN SOLCULARI VEYA “CIA”NIN YOLCULARI

    05 Mart 2020

     
    | Devamı

    SARAYIN SOLCULARI

    VEYA

    “CIA”NIN YOLCULARI

          

    Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek İttifakı; Görünüşte “Aykırı”lıkların, Ama Gerçekte “Aynı Odakların” Buluşmasıydı!

    Daha düne kadar Perinçek, Ergenekon sürecinde Recep T. Erdoğan’ı “Amerikan Gladyosunun 2 Numaralı Adamı” olarak suçladığı halde, şimdi ne değişmişti de Erdoğan; “Amerikan emperyalizmine karşı koyan kahraman!” olup çıkmıştı? Ve yine geçen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu savunan ve Sn. Kılıçdaroğlu’na sahip çıkan Doğu Perinçek, şimdi neden Kemal Bey’i emperyalizmin safında olmakla suçlamaktaydı?

    Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’le eski MİT’çi Mehmet Eymür, Habertürk’teki canlı yayında tartışmışlardı. Eymür’le Perinçek arasındaki husumetin 40 yıllık geçmişi vardı. Perinçek’in, Eymür’ü “CIA ajanlığıyla, Amerikan gladyosu hesabına çalışmakla ve işkencecilik yapmakla” suçlaması… Eymür’ün ise, Perinçek’e “asıl Amerikan casusu sensin, tarihte iki Amerikan ajanı yakaladık, biri Savaşman diğeri Çağlar, ikisiyle de senin ilişkin vardı, efsane MİT’çi Hiram Abas’ı hedef göstererek öldürten de sendin” demesi bile bazı gafillerin hâlâ gözlerini açmamıştı.

    Doğu Perinçek’le ilgili “Fabrikatör”, Amerikan istihbarat servisi tarafından kullanılan bir terim olup siyasi ve şahsi maksatlar için, genellikle hakiki ajan kaynaklarına sahip olmaksızın uydurma veya şişirme haber üreten şahıs veya grup anlamındaydı. “Paper mill” (kâğıt fabrikası) tabiri de aynı maksatla kullanılmaktaydı. “Covert Action Operations” (Örtülü Faaliyet Operasyonları) ise hakiki organizatörü gizlemek ve gerektiğinde onun ilişkisini ve sorumluluğunu reddetmek imkânı yaratmak amacıyla planlanan ve uygulanan operasyonlardı. “Deception” (Yanıltma), bir millet, grup veya şahsı yanlış yola sevk etmek amacıyla düzenlenmiş faaliyetler olmaktaydı...”

    “Madem geçmişin üzerindeki esrar perdesini aralamak lazımdı... Başlamışken şu meşhur ‘İki Mehmet’in kavgası’na da el atsak, Mehmet Eymür’le Mehmet Ağar’ı yayına alarak onların şahsında 80’li, 90’lı yılların fırtınalı MİT-Polis çekişmelerini gözümüzde canlandırsak... Yeraltı dünyasına yönelik meşhur Babalar Operasyonlarını ve MİT raporu skandallarını gündeme taşısak iyi olmaz mıydı?” diyenler haklıydı!

    Ergün Diler ve Bekir Hazar’ın moderatörlüğünde Yaz Boz programında üniversiteli gençlerin sorularını yanıtlayan Perinçek, hükümeti neden desteklediğini açıklamıştı:

    Perinçek, "Türkiye'nin teröre karşı bu başarılarından sonra gündemi, artık üretim devrimi olacaktır” palavralarını sıkmıştı. Bir üniversite öğrencisinin, "Cezaevinden çıktığınızdan beri, yaptığınız açıklamalarınızda 'Erdoğan bizim istediğimiz noktaya gelmiştir' gibi, sanki iktidarı yönlendirdiğinizi açıklıyordunuz. Yakın bir zamanda ise, Erdoğan’ın size, Rusya ile barışmak için danıştığını ve heyet gönderdiğinizi iddia etmiştiniz. Gerçekten de iktidar size danışıyor mu, kapalı kapılar ardında iktidarı yönlendiriyor musunuz?" şeklindeki sorusuna ise, Perinçek, “tüm güçlerin nerede buluştuğunun önemli olduğunu” söyleyerek, güce tapındıklarını söylemiş olmaktaydı. Doğu Perinçek, Ahmet Davutoğlu ile eski Bakan Ali Babacan'ın yeni parti kurmalarını ''AKP içerisindeki Amerika’nın, yine Amerika tarafından AKP’den kopartılması operasyonu'' olarak yorumlamıştı.

    İzmir’de düzenlediği basın toplantısında siyasi gelişmeleri değerlendirirken, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile eski Bakan Ali Babacan’ın parti kurma girişimlerine dair açıklamalarda bulunan Doğu Perinçek, şunları aktarmıştı:

    “AKP ve MHP, Amerika’ya direnmeye başladı. Türkiye, Amerika’nın denetiminden çıkmış, FETÖ ve PKK’nın üzerine gitmeye başlamıştır. Amerika’nın buna yanıtlarından biri de AKP’den, AKP içerisindeki Amerika’yı koparma çabasıdır. Davutoğlu ve Babacan olayı, AKP içerisindeki Amerika’nın, yine Amerika tarafından AKP’den kopartılması operasyonu olmaktadır. Zaten Davutoğlu Başbakanlıktan uzaklaştırıldığı zaman, ABD’nin yarı resmi basın organı, ‘Amerika, Ankara’daki adamını kaybetti’ diye yazmıştır.”

    Yahu iyi de, düne kadar BOP eşbaşkanı ve Amerika’nın maşası dedikleri Erdoğan ne zaman yıkanıp arınmıştı?

    Sabahattin Önkibar’a göre, Saray’ın solcuları; Metin Feyzioğlu, Doğu Perinçek ve Öztürk Yılmaz tarafından temsil ediliyor ve Perinçek’in eski yol arkadaşı Ethem Sancak tarafından finanse ediliyordu. Önkibar Odatv sitesinde yayınlanan konuyla ilgili yazısında bunları açıklamıştı.

    Yetmez, muhalif çizgisi ile bilinen Soner Yalçın da yazdıkları ve yalakalıklarıyla herkesi şaşırtmış ve Erdoğan’a sahip çıkmaya başlamıştı. Sözcü yazarı Soner Yalçın’a; Kara Kutu-Yüzleşme Vakti kitabının imza gününde "Siz Erdoğancı mısınız?" sorusu yöneltildiğinde; “Muhalifim diye iktidarın illa her adımını eleştirmek yanlıştır. Doğru'ya doğru, Yanlış'a yanlış demek lazımdır!" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump'la görüşmesine destek verdiğini hatırlatmıştı.

    İktidar-Muhalefet hepsi Chatham House konuklarıydı!

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İngiltere ziyareti kapsamında Siyonist düşünce kuruluşu Chatham House’un konuğu olmasını, yandaş yazar ve yorumcular topa tutmuşlardı.

    Oysa Ekrem İmamoğlu’nun Chatham House’u ziyareti, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e verilen ödülü hatırlatmıştı. Chatham House, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “kristal cam” ödülünü, “Türkiye, Gül’ün liderliği altında sivil demokrasiyi yerleştirmiş, siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmiştir” gerekçesi ile sunmuşlardı. Keza, İmamoğlu’nun Chatham House’da verdiği görüntünün arkasında, Abdullah Gül’ün fotoğrafı da yer almaktaydı. Öyle ki, Aydınlık gazetesi de İmamoğlu’nun Chatham House ziyaretini manşetten sadece Abdullah Gül fotoğrafı üzerinden aktarmıştı. AKP'ye verdiği destekle bilinen Aydınlık gazetesinin, 2018 yılının Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti yetkililerinin Chatham House’daki ziyaretlerini hatırlatmamaları ve bunu saklamaya çalışmaları ayarlarını ve amaçlarını ortaya koymaktaydı.

    Hükümete yakın isimler, AKP içinde henüz kavga başlamamışken Abdullah Gül’ün Chatham House’dan ödül almasına ses çıkarmamışlar, hatta bir sürü keramet uydurmuşlardı. Fakat aynı isimler, 2017 yılının Aralık ayında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Chatham House’da konuşma yapmasına karşı çıkmışlardı. Oysa Kılıçdaroğlu’nun bu ziyaretinden 5 ay sonra bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı Chatham House’da konuşma yapmıştı. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte 2018 yılındaki Chatham House programında şu isimler yer almıştı: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın. Yani devlet kademesinin üst düzey isimlerinin hemen hepsi Chatham House’daki programa katılmıştı. Fakat AKP'yi destekleyen Aydınlık gazetesi ilgili manşetinde bu isimlerden hiçbirini yazmamıştı.

    Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı!

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile devletin üst kademesinin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ziyaret edip konuşma yaptığı, Abdullah Gül’ün “Kristal Cam” ödülü aldığı Siyonist güdümlü Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı. Resmen 1920’de kurulsa da kökleri 1900’lere dayanmaktaydı. O zamanki adı “Yuvarlak Masacılar”dı. İsrail devletinin kuruluşuna öncülük eden, Osmanlı’yla, Orta Doğu’yu ilk parçalayan Sykes–Picot haritalarını çizen ve Sevr’i yapan bu masaydı. Sonradan resmi bir kuruma dönüştürülüp, “Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü” adını almıştı. O günden beri de dünyanın sorunları ve doğabilecek krizlerin tartışılıp, yönlendirildiği ilk adres konumundaydı. Yani Sağcı-Solcu, İktidar-Muhalefet aynı Siyonist odakların güdümünde bulunmaktaydı.

    Sabahattin Önkibar: “Kontrgerilla, Aydınlıkçıları kullandı mı?” sorusuyla Erdoğan’cı Aydınlıkçıları kızdırmıştı!

    Bir başka konu, Perinçek’in 12 Eylül 1980 darbesi öncesi ülkücü kesimin baş belası olmasıydı. Öyle ki “Aydınlık gazetesinin hedef gösterdiği ülkücülerin ertesi gün öldürüldüğü” hâlâ bazı ülkücülerin iddiasıydı. Bu iddia sadece ülkücü cenah için geçerli sanılmasındı. MİT ve sol cenahtan pek çok isimin yine Aydınlık gazetesinde hedef gösterildikten sonra öldürüldüğü konuşulmaktaydı. Doğu Perinçek’in 1980 öncesinde Özel Harp Dairesi (Gladyo’nun) elemanı olduğu da bir diğer iddiaydı. Bazı kaynaklar; bir CIA enstrümanı olan Özel Harp ile Kontrgerillanın Perinçek’i kullanarak operasyonlar yaptığını ifade ediyorlardı.

    Perinçek ile Tercüman gazetesi arasındaki esrarengiz ilişkinin perde arkası

    Aydınlık gazetesi tarafından hedef gösterilen ülkücüler bir bir öldürülünce, ülkücü-milliyetçi camianın önderleri bu gazetenin perde arkasını araştırmaya başlamıştı. Bir de anlıyorlar ki gazeteyi hiç umulmadık bir kurum basmaktaydı. Aydınlık’ı basan o kurum Tercüman gazetesi çıkmıştı. Gazetenin sahibi de Kemal Ilıcak’tı. Oysa Tercüman gazetesi o dönem ülkücü-milliyetçilerin sancağı sayılmaktaydı. Bizzat tanıklığım vardı; Karaköy-Kadıköy vapurunda Tercüman okuyor diye bir arkadaşımızı solcular denize atmıştı. İlaveten Kemal Ilıcak milliyetçiliği ile tanınmaktaydı. Tercüman’dan Ahmet Kabaklı ve Ergün Göze gibi isimler ülkücülerin o dönem en çok okuduğu yazarlardı.

    İşte böyle bir gazete ve patronu ülkücüleri hedef gösteren Aydınlık’ı basmaktaydı!

    Bilgi kesinleşince konu Alpaslan Türkeş’e aktarılmıştı. Rahmetli Türkeş Kemal Ilıcak’ı telefonla arayarak: “Kemal Bey, size bir heyet gönderiyorum. Randevu verir misiniz?” ricasını aktarmış ve “Ne zaman isterlerse gelebilirler Sayın Başbuğum.” yanıtını almıştı. Türkeş’in gönderdiği heyet Ilıcak’a şunu sormuşlardı: “Söyleyin Kemal Bey, siz nasıl bu ihanetin içinde olursunuz?”

    “Ne ihaneti beyler, hayırdır?”

    “Ülkücüleri hedef gösteren komünist Aydınlık gazetesini basma ihanetiniz…”

    “Demek öğrendiniz. Ama ne olur inanın bana mecbur kaldım. Çünkü tehdit edildim!”

    “Kim?.. Aydınlıkçılar mı tehdit etti?”

    “Onları kim takar… Tehdit büyük yerden, Amerikalılardan… ABD Büyükelçisi beni yemeğe davet etti. Ve benden Aydınlık’ı basmamı ve kâğıt ile baskı paralarını almamamı istedi. Üstelik Devletimizin içinden de benzer mesaj geldi, yani Askeriyeden… Aynı şeyi söylediler… İstediklerini yapmazsam başım derde girer diye korktum…”

    Genelkurmay’a göre Perinçek olayı!

    Doğu Perinçek ile ilgili bir başka hadise de, özellikle Ergenekon kumpası sonrasında pek çok subay ve generalin Vatan Partisi’ne katılmasıydı. Bir gün Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapan İsmail Hakkı Pekin’e sordum: “Sayın Pekin, Doğu Bey ile Bahçeli’nin devletle bir şekilde irtibatı var deniliyor. Olabilir mi? Doğru mudur?”

    İsmail Hakkı Paşa bir saniye bile düşünmeden şu karşılığı verdi: “Olabilir!..”[1]

    Mehmet Eymür’e göre Hiram Abas cinayetinde de Aydınlıkçıların parmağı vardı!?

    Hiram Bey, 1971 yılına kadar kaldığı Beyrut’ta başarılı faaliyetlere katıldı. Hiram Abas Bey, 1971-1976 arasında MİT bünyesinde İstanbul’da, 1976-1980 arası Ankara’da görev yaptı. 1980’de 12 Eylül darbesinden önce daire başkanıyken istifa edip ayrıldı. İstifa sebebi, teşkilatın teröre karşı daha aktif bir şekilde görev almasına engel olunmasıydı. Bir müddet özel sektörde çalıştı. Bu devrede Cumhurbaşkanlığı tarafından özel olarak görevlendirilerek Lübnan’daki ASALA ve diğer Ermeni terör örgütlerine karşı faaliyetleri ayarladı. Zamanında kurmuş olduğu ajan şebekesi çok iyi ve hâlen etkin olduğundan operasyonel çalışmaları bir hayli verimli sonuçlanmıştı. 1986’da MİT Müsteşarı Yardımcılığına atanan Hiram Abas, MİT Raporu olayından sonra zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in talimatı ile başka bir göreve atanmasının istenmesi üzerine kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Hiram Bey, genç denecek bir yaşta, 58 yaşında suikasta uğramıştı.

    Mehmet Eymür’e göre; Aydınlık hedef gösterip, DHKP-C vurmaktaydı!

    Savaşman’ın davası daha devam ederken Doğu Perinçek’in başında olduğu Aydınlık yayını Savaşman’ın yakalanmasında yer alanlara karşı “İşkenceciler-Kontrgerilla” başlıklı yayına başladı. Türkiye’de (vatan hainliği yürüten) “solun yok edilmesinde önemli bir görev yapan bu çakma örgüt (Doğu Perinçek ekibi) tarafından Hiram Bey, ben ve Süleyman Yenilmez Albay, resimlerimiz ve adreslerimiz ile teşhir edilip hedef yapıldık. ABD gibi bir ülkede bir gizli servis mensubu bu şekilde teşhir edilse ağır suç işlemiş sayılır ve yıllarca cezaevinde tutulurdu ama CIA yönetimindeki Perinçek ve grubu bunu Türkiye’de fütursuzca yapıyorlar ve hiçbir işleme de tâbi tutulmuyorlardı. Hiram Abas Bey, 26 Eylül 1990 tarihinde taşeron DHKP-C örgütü teröristleri tarafından suikasta uğradı. Bugüne kadar öldürülme olayı ciddi olarak soruşturulmadı. Ben, Perinçek ve Aydınlıkçıların azmettirici olduğunu açıkça ilan etmeme rağmen Ergenekon Davası’na bakan mahkeme hariç, hiçbir savcı olayın üzerine gitmeye yanaşmadı. Daha sonra Savaşman gibi ABD ve İngiliz gizli servislerine çalışırken suçüstü yakalanan Em. Alb. Turan Çağlar’ın da Perinçek ve Aydınlık grubu ile ilişkileri açığa çıktı. Bütün bunlara rağmen, “Sözde Ulusalcı” takınan ama aslında “Anglo-Amerikan yapısı olan Doğu Perinçek ve Aydınlık örgütü”, Türkiye’yi karıştırmaya, sokak hareketlerini kışkırtmaya ve provokatif yayınları ile kişileri hedef göstermeye devam ediyorlardı.

    İçimizdeki Paralel Yapı ve Perinçek Kumpası!

    Yıllarca Aydınlıkçıların saldırısına, itiraflarına muhatap oldum ve hâlâ da oluyorum. Ben de bu hainlerin gerçek yüzlerini belgelerle ortaya koydum. Hiram Abas’ı bunlar öldürttü. Suikasttan sonra “2000’e Doğru” dergisinin kapağına utanmadan “Abas Yolcu Demiştik!..” diye yazmaktan bile sakınılmıyordu… Perinçek ve Aydınlıkçılara yönelik “Şafak Operasyonu” görevlisi, Aydınlıkçıları, Robert Kolej’de İngiliz İstihbaratçı hocanın lojmanında yakalayan MİT’çi Avukat Necdet Küçüktaşkıner, 2006’da Antalya’da geçirdiği bir trafik kazasından sonra hayatını kaybediyordu. Bu olayları en iyi bilen biri olarak ben kaldım… “Paralel Yapı” deyimi, yeni bir olguymuş gibi yakın tarihimizde üretiliyordu. Esasında Paralel Yapı 70 yılı aşkın içimizde bulunuyordu. Perinçek’i, Aydınlık’ı, Savaşman’ı, Turan Çağlar’ı, bürokratı, politikacısı, gazetecisi, askeri, polisi, MİT’çisi ile yıllardır aramızda, içimizde, bütün damarlarımızda dolaşıyordu.

    İsmet İnönü bile, bu “Paralel Yapı”dan ve bunların yabancılarla içli dışlı olmasından yakınıyordu. 1963 yılında Bakanlar Kurulunda “Bir görev veriyorum, neticesi bana gelmeden Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurumdan önce sefirimden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz bu devleti?” diye dert yanıyordu. Ama elinden bir şey gelmiyordu, ABD korkusundan bunların üzerine gidemiyordu.[2]

    “Uzun uğraşlar sonucu solcu bir hıyanet şebekesi tespit ettik. Bu karargâh, Hilary Summer Boyd adında Robert Kolej’de profesör olan İngiliz uyruklu şahsa ait (lojman) çıktı. Bu operasyon sonucunda İstanbul bölgesinde ve bütün Türkiye şamil olmak üzere 266 eleman yakaladık. Bu arada İngiliz’i de yakaladık. İngiliz’i aldık, emniyete getirdik, gazeteler de yazdı… Ama bu İngiliz’i bize sorgulatmadılar. Yukarıdan kesin MİT’ten gelen emir dediler, Ankara’dan kimin verdiğini bilemem. 20 tane konsolosluk arabası geldi. İngiliz’i biz sorgulamayınca o tarihte bu örgütün yabancı iltisaklarını tam tespit edemedik. Bize sol örgütü yakala dediler. Biz sol illegal örgütü deşifre etme çalışmalarına giderken altından İngiliz çıktı.

    TİİKP Şafak Operasyonu ve Ferit İlsever İrtibatı!

    Bu arada, Ferit İlsever’in defterini ele geçirdik. Bu şifreli defterde, bugün hâlen medyada yer alan elliye yakın insanın ismi vardı. Ankara 3 Numaralı Sıkı Yönetim Mahkemesi Şafak Davası dosyasında bu şifreli defter delil olarak mevcuttur… Ondan sonra aradan seneler geçti, 1973 senesinde MİT’ten ayrıldım, avukatlık yapıyorum. 1978 senesi 15 Temmuz’unda benim yazıhanem basıldı, başlarında bu Aydınlıkçı Ferit İlsever vardı… 1978’de Aydınlık “Kontrgerilla” yayınını başlattı. Bu ilk sayısının çıkmasından önce silahlı bir şekilde, resmen yazıhanemi basmışlardı. Aslında, bu Aydınlıkçılar silahlı bir örgüt değildir, onu hemen arz edeyim. Bunlar daha ziyade yayın yoluyla yıpratma, provokasyonlar, hükümet ve devlet devirme amaçlı propagandalarla uğraşır.[3]

    AKP’nin Erken Seçim Telaşı!

    Siyaset dünyası HDP'den gelen son dakika açıklamalarla sarsılmıştı. “HDP'nin Meclis’ten çekileceği ve sine-i millete döneceği” haberleri ortalığı karıştırmıştı. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli partilerinin “kayyum atamalarına” ilişkin tutumunu açıklamış, Meclis'ten çekilip “sine-i millete” dönecekleri söylenen HDP'liler, “erken seçim” istediklerini duyurmuşlardı.HDP eş başkanlarının yaptıkları açıklamalarda şu ifadeler yer almıştı:

    “Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için erken seçim istiyoruz. Bu bir erken seçim çağrısıdır, bu bir meydan okumadır. Hodri meydan diyoruz. Bütün muhalefeti erken seçim talebi etrafında toplanmaya davet ediyoruz.” Bunun üzerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Özkoç, “Erken seçim söz konusu olacaksa bir an önce olmasını biz de isteriz” diye çıkışmıştı.

    “Dünyaya posta koyarken, HDP’ye acizliğimiz kanımıza dokunuyor!” diyen yandaş yazarlar, Erdoğan iktidarının acizlik ve beceriksizliğine mazeret arıyorlardı.

    “2020 bütçesinde, partilere ne kadar hazine yardımı yapılacağı açıklanmış. Bugünlerde ülkeye yaptığı ihanetle sıkça ismini andığımız HDP’ye de, 50 milyon 99 bin TL yardım yapılacakmış… Aynı partiye, bu yıl yapılan ödeme ise, HDP’ye 92.2 milyon TL olacakmış. İşe bakınız, hâlâ; “Siyasi partiler teröre destek verse bile, kapatılmasın” diyorlar… “Nasıl olsa, kapatılsalar bile, yeniden kuruluyor, kaldıkları yerden yola devam ediyorlar, kapatmanın ne yararı oluyor ki?” diyorlar... Görülmüş bir şey mi, adamlar Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun ordusu TSK’ya küfrediyorlar… Sonra aynı devletten, para yardımı alıyorlar… Yani devlet bunlara, küfretmeleri için para veriyormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor...”[4]

     Erdoğan’ı seçim korkusu sarmıştı!

    Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, AKP’lilere Ali Babacan ve yeni partiler konusunda konuşma yasağı getirildiğini yazmıştı. Bu arada Habertürk ekranlarına çıkan Ali Babacan'ın açıklamaları tartışılmaktaydı. “Türkiye'de her alanda sorunlar büyüdü. Neredeyse ülkenin karanlık tünele girdiğini gördük" diyen Babacan, AKP'ye ve Erdoğan'a yönelik eleştirileri, siyaseti kızıştırmıştı. Abdulkadir Selvi, iktidar partisinde konuşulan Babacan'ın değerlendirmelerini, köşe yazısında şöyle aktarmıştı:

    “Babacan’ın AKP’lilerin gönlünde bir yeri var. O nedenle ‘Temiz bir yüz. Ekonomi yönetiminde başarılıydı’ diye hakkını teslim ediyorlar. Ancak Babacan’ın çok parlak bir liderlik performansı sergileyemediğinin de altını çiziyorlar. AKP kulislerinde Babacan’dan ziyade Abdullah Gül’e yönelik değerlendirmeler yapılıyor. Gül’ün tek hedefinin yeniden Cumhurbaşkanı olmak olduğunu savunan da var, ‘Gül’ün tek hedefi Erdoğan’a kaybettirmek’ diyen de... Ha, bir nokta daha: AKP’lilere Ali Babacan ve yeni partiler konusunda konuşma yasağı getirilmiş.” diyorlardı.

    “Sanırım AKP yönetiminde yer alanların şu sıralarda en istemeyecekleri şey, kendileriyle saf tutmakta olan insanların düşünmeye başlamalarıdır. Düşünen insanlar kısa süreliğine şaşkınlık geçirdikten sonra yapılanın ve durdukları safın yanlışlığını fark etmeye başlayacaklardır.” tespitleri haklıydı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Şehir Üniversitesi'yle ilgili gündemi sallayacak açıklamalar yapmıştı. Erdoğan; Ahmet Davutoğlu, Mehmet Şimşek ve Ali Babacan'ın Halkbank'ı dolandırmaya çalıştığını vurgulamıştı.

    Erdoğan, üniversiteye arazinin tahsisinin kendi Başbakanlığı döneminde yapıldığını belirtip, Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık yaptığı dönemde ise “tahsisi mülkiyete dönüştürdüğünü” açıklamıştı. Arazi tahsisi belgesinde Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehmet Şimşek ve Feridun Bilgin'in imzasının olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ve bunlar Halk Bankası'nı da dolandırmaya çalışıyorlar. Halk Bank'tan bunlar kredi talebinde bulunuyorlar. Halk Bankası bunlara ciddi bir kredi veriyor. Fakat ödeme planlarında maalesef bunlar Halk Bankası'na ödemelerini yapmıyorlar. Tabi ödemelerini yapmayınca Halk Bankası da kendilerini sürekli olarak uyarıyor. Şu anda Halk Bankası'na olan borçları 417 milyon noktasında. Şimdi yapılandıralım diyorlar." şeklindeki ithamlarla kendisinin Başbakan ve Bakan yaptığı insanların “devleti dolandırdıklarını!?” söylemesi yüz kızartıcı bir itiraftı ve Sn. Erdoğan’ın ruh röntgenini yansıtmaktaydı!

    Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasında, yakın zamana kadar yol arkadaşlığı yaptığı isimler hakkında çok kötü ifadeler kullanmıştı. Başdanışman yaptığı, partinin başına geçirdiği, Dışişleri Bakanı ve Başbakan atadığı isimden “malum zat” diye söz etmesi bile başlı başına bir skandaldı. Şehir Üniversitesi ile ilgili olarak yapılan açıklamadan yol arkadaşlarından hepsi payına düşeni almıştı. Pay sahipleri arasında Abdullah Gül, Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi uzun yıllar Erdoğan ile beraber siyaset yapmış isimler de vardı. İsimler sayıldıktan sonra, “Hani bunlar dürüsttü?” denilerek bu isimlerin dürüstlüklerini tartışmaya açmıştı. Sonra da Halk Bankası’nın “dolandırılmaya çalışıldığını” vurgulamıştı. Çevrilen alavereler dalavereler anlatılmış ve bütün bunların, “Kimin ne olduğu öğrenilsin” diye yapıldığı açıklanmıştı. Yahu bunlar sizin yol arkadaşlarınızdı, demek ki ayarınız aynıydı!

    Babacan Habertürk’te Fatih Altaylı’ya şunları açıklamıştı:

    “Türkiye'de her alanda sorunlar büyüdü. Neredeyse ülkenin karanlık tünele girdiğini gördük…”, “Türkiye’nin dış politikada güvenilirliği ve itibarı kalmadı…”, “Siyaset; gelecek vaat edemeyince desteğin yolu korkuda, karşı düşmanı üretmekte arıyor…”, “Yerlilik ve millilik kılıfı altında Türkiye'yi içe kapatma, içe kapanmış ülkeyi daha kolay yönetme ise biz bu anlayışta olmayız.” 

    Ve tabi Babacan’dan, PKK ve FET֒ye destek veren, bu örgütleri kullanan ABD’ye, İngiltere’ye, Almanya’ya, Fransa’ya, İsrail’e hiç itiraz çıkmamıştı… Çünkü aynı odakların figüranıydı.

    AKP’li eski Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Bakanın Erdoğan aleyhine mal varlığı iddiaları Yüce Divan’a mı taşınırdı?

    Yeni parti kuran Ahmet Davutoğlu'nun Erdoğan ve yakınları ile alâkalı "mal varlıkları açıklansın" şeklindeki çağrısına, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile parti kurma hazırlıklarını sürdüren Ali Babacan nedense şimdilik sessiz kalmışlardı. Yoksa “yakıcı ve yıkıcı bir koz” olarak mı saklanmaktaydı? Çünkü AKP’li eski Cumhurbaşkanı A. Gül’ün, eski Başbakan A. Davutoğlu’nun ve eski Bakan A. Babacan’ın Erdoğan aleyhine “Haksız mal varlığı edinme” iddiaları Yüce Divan yolunu açardı!..

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Erdoğan’a sahip çıkması ise enteresandı. Çünkü Bahçeli daha önce AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan ve ailesinin mal varlıkları konusunda şu ithamlarda bulunmuşlardı:

    "17-25 Aralık'ın çıkmayacak lekesi duran, kalbinde kin ve nefret bulunan Erdoğan’la ilgili Milleti 36 etnik parçaya ayıran birinden Cumhurbaşkanı olmaz dedik. Teröriste kucak açandan Cumhurbaşkanı olmaz dedik. Rüşvetçilere göz kulak olanlardan Cumhurbaşkanı olmaz dedik. TSK'ya kumpas kurandan komutan olmaz diye seslendik. Bir inkârcıdan Cumhurbaşkanı olmaz dedik, olmaz dedik ve sarsılmaz duruşumuzu sergiledik. Herkes Cumhurbaşkanı olabilir, ne var ki Recep T. Erdoğan olmaz dedik. 17-25 kiri ile pasıyla yeterince aşınmış, yeterince küçülmüş, yeterince incinmiştir.

    Erdoğan'ın mal beyanıyla ilgili ise Sn. Bahçeli şunları aktarmıştı:

    YSK'ya verdiği mal beyanı her şeyi ayan beyan ortaya çıkarmıştır. Buna göre serveti üç yıl içinde 1 milyon lira, eski parayla bir trilyon lira artış göstermiştir. Üç yıl içinde hangi yatırımı yapmış, hangi kârlı işe girmiştir de serveti 1 trilyon lira artış göstermiştir? Vatandaşımıza vurmayan talih; Bilal oğlanı, yandaş ve haramzâde işadamlarını nasıl bulmuştur? Demokrasiyle yönetilen hangi medeni ve gelişmiş ülkede bu kadar zengin, bu kadar mal mülk sahibi bir Başbakan vardır? Yıllar içinde hiç azalma göstermeyen 500 bin liralık alacağını, hangi borçlu ya da borçlular geciktirmektedir? Aklımıza takılan bir başka konu ise Başbakan'ın, hiç mi evi olmadığıdır? Manşetleri süsleyen saray gibi villalar kimin üzerinedir, araziler, arsalar kimlerin geçici tapusunda gizlenmektedir? Aklı bilezikte kalan Başbakan'ın, milletin cebini, devletin hazinesini boşaltması şüphesiz ki yanına kalmayacaktır. Başbakan'ın altın kaçakçısı şarlatanları, hayırsever diyerek taltif etmesinin sebepsiz olmadığı şimdi daha iyi netleşmiştir. Milyar dolarlık vurgun parasıyla kuyumcu zinciri açacak seviyeye sıçrayan bu Başbakan'dan millete ve devlete Cumhurbaşkanı olamayacak, olmayacaktır."[5]

     Erdoğan eğer kral, emir, şah, tiran, diktatör olacağım hevesinde ise buna Türk milleti müsaade etmeyecek, onay vermeyecektir. 1 katrilyon 370 trilyona mal olan kaçak ve karanlık sarayda oturan Erdoğan'dır. Çalan, soyan, yürüten 17 ve 25 Aralıkçılarıdır. Dolar milyarderi olan, villaları, gemileri, kupon arazileri sıra sıra düzen yine Erdoğan'dır. Ey Millet! Çalışan sizsiniz, çalan onlardır. Vergi ödeyen sizsiniz, aşıran onlardır. Ayakkabı kutularına milyon dolarları koyan, yatak odalarına servet saklayanlar, rüşveti bağış gören, yolsuzluğu kapatmak için fetvalar düzen, sahte âlimler onlardandır. Din diyen, diyanet sömürüsü yapan, ne var ki Allah'tan da korkmayan müsrifler, münafıklar saraylarda lüks ve şatafat içinde yüzmektedir. Tüm sorunların çözümünü Başkanlık Sistemi’ne bağladı. Bu zulüm düzenine, bu karanlık düzenine nereye kadar destek vereceksiniz? Yetmedi mi hırsızlıklar? Yetmedi mi yolsuzluklar? Haram sultası sürsün isteniyorsa AKP doğru adrestir. Şerefini gömlek gibi giyip çıkaran, tarafsızlık yeminini ampul gibi yakıp söndüren bir şahsiyet Türkiye'ye istikamet çizemez, milletimizin aklını artık çelemez. Erdoğan baştan aşağı yalan olup çıkmıştır.”[6]

    Şimdi artık sormak lazımdı:

    Sn. Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek ittifakının asıl dayanağı; gerçekten ülkenin BEKA kaygısı ve ABD’ye-Emperyalizme karşı milli çıkarlarımızı koruma amacı mıydı… Yoksa, birtakım ortak siyasi rant hesapları ve karanlık dosyalarının saklanması maksatlı mıydı?

    Yolsuzluk Lağımları Deşilmeye Başlamıştı!

    1994: İ. Melih Gökçek Ankara BBB seçiliyordu. Çok geçmeden kendi kadrosunu oluşturuyor ve rantiye şebekesiyle irtibata geçiliyordu. RP Genel Merkezi’nden bazı duyumlar üzerine yapılan uyarıları dikkate alır gibi davranıyor, ama Milli Görüş teşkilatını ve tabanını avutup oyalıyordu.

    1996: Sinan Aygün Ankara Çayyolu Hekimköy bölgesinde 2 kat imarlı parselleri toplamaya başlıyor ve M. Gökçek’in desteği ile tevhit (arsa birleştirme) işlemleri yapılıyordu. Emsal 3 ve hmax serbest imar tadilatı Büyükşehir Belediyesince onaylanıyordu.

    1997: Ankara Ticaret Odası Başkanı yenileniyordu. 1998: Ankara Rüzgârlı sokakta bir inşaat malzemesi mağazası olan ESKİ-HİSAR A.Ş. Rifat Hisarcıklıoğlu bir anda kentte öne çıkmaya başlıyordu. (Kendisi aynı zamanda NUH HOLDİNG ailesinden oluyordu.)

    1999: Rifat Hisarcıklıoğlu TOBB Başkan Yardımcılığına, Zafer Çağlayan ise ASO (Ankara Sanayi Odası) Başkanlığına seçiliyordu.

    2000: Ankara’da ÇAYYOLU YAŞAMKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyordu. En küçük emsal 2,5 hmax serbest imar tadilatı olarak ilan ediliyordu. Bölgenin en büyük gayrimenkul sahibi SALİH BEZCİ adında ağırlıklı olarak tefecilik yapan bir adam çıkıyordu.

    2000: Ankara Söğütözü’nde ARMADA adıyla 200 bin m2’lik bir AVM inşaatı başlıyordu. Ortakları ise bu meşhur Oda Başkanları oluyordu.

    2001: EXİMBANK’ın TOBB vasıtasıyla kullandıracağı 200 milyon dolarlık kredi yüzünden TOBB Yönetim Kurulunda tartışma çıkıyordu. FUAT MİRAS zorla istifa ettiriliyor ve RİFAT HİSARCIKLIOĞLU TOBB Başkanı yapılıyordu. Ardından 2002: ARMADA AVM açılıyordu.

    2003: ATO Başkanı Sinan Aygün dev kongre merkezi inşaatına başlıyor ve inanılmaz paralar dönüyordu. Yediği önünde yemediği herkese yetiyordu.

    2004: İ. MELİH GÖKÇEK yeniden AKP’den Belediye Başkanı seçiliyordu.

    2005: NATO Yolu-MAMAK çöplüğü arasında DOĞUKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyor ve binlerce konut ve 3 adet AVM NATA-VEGA ortaklığıyla yükseliyordu. Ortaklar hep hısım, akraba, eş-dost oluyordu.

    2006: Oran şehri TBMM lojmanları yıkılıyor, arazisi TOKİ’ye devrediliyordu. İ. MELİH araziyi almak için çok asılıyor, basın yoluyla hükümeti baskı altına alıyor, ama RTE vermiyordu. Erdoğan MESA şirketi ile kat karşılığı anlaşıyor ve 3000 konut inşaatı başlıyordu. Ama İ. MELİH yine de boş durmuyor, bu araziden 60 dönümlük bir parçayı koparıyordu. Bu arsa 2 milyon dolara, yanlış okumadınız 20 veya 200 değil sadece 2 milyon dolara bu Oda Başkanları ve ilaveten BESA A.Ş. SALİH BEZCİ’ye satılıyordu.

    2007 yılında: 2 milyon dolara peşkeş çekilen bu arsa üzerinde Halkbank’tan alınan 200 milyon dolarla 150 bin m2’lik PANORA AVM yapılıyor. Tahmin edileceği gibi ortaklar hep aynı kişiler ve kesimler oluyordu. Bülent Arınç’ın; “M. Gökçek Ankara’yı FETÖ şebekesine parsel parsel dağıttı!” dediği süreç yaşanıyordu.

    2007: Seçimleri öncesi Atatürk Bulvarı üzerindeki ASO binası yıkılıyor, yeni bina inşaatı adrese teslim şartname ile hükümet yanlısı ENDER inşaata veriliyor ve ZAFER ÇAĞLAYAN hem Milletvekili hem de Bakan oluyor, sonrasını ise herkes biliyordu.

    2008: Eryaman SUSUZ projeleri devreye giriyordu. 2009: Eryaman ekibi ile bu meşhur ekip ÇAYYOLU girişindeki belediyeye ait arazi üzerinde GORDİON AVM’yi yapıyordu. 2009: TOBB, Söğütözü’ndeki arsası üzerinde Sanayi ve Ticaret Bakanı ZAFER ÇAĞLAYAN’ın kullanımı için bir çalışma ofisi ve maiyet binası ihalesi yapıyordu. İş yine ENDER inşaata peşkeş çekilecekken, İşgüzar bir MİMAR ihaleye girip işi bozuyor; mevzu büyüyor, bu işgüzar ve asabi mimara çekilmesi için baskı yapılıyor ama yemiyor ve mecburen iş iptal ediliyordu. Böylece 2007’de ASO BİNASI ihalesinde yediği kazığın karşılığını veriyordu.

    2010: YAŞAMKENT altyapısı ve yolları belediyece tamamlanıyor, konutlar ve ticaret merkezleri yükseliyordu. Ama artık FETÖ baskısı canlarını yakmaya başlıyordu.

    2011: İNCEK-AHLATLIBEL-ÇAYYOLU arasındaki araziler aynı ortaklar tarafından bedava sayılacak fiyatlara alınıyordu. İmarlar hmax. çıkarılıyor, bir kısmı SİNPAŞ gibi İSTANBULLU küresel firmalara çakılıyor, bir kısmı da elde tutuluyordu. Yeni açılan İNCEK Bulvarı üzerindeki iş merkezi ve konut projeleri de süratle tamamlanıyordu.

    2012: RTE bu ekibe artık “Yeter, az geri durun bakiim!” diyor, ardından Ankara’nın rantını paylaşan yeni oyuncuları ortaya çıkıyordu: YDA A.Ş, KUZU A.Ş, RÖNESANS A.Ş.

    Bu tarihten sonra ÇUKURAMBAR-SÖĞÜTÖZÜ bölgesi YDA’ya; ORAN ŞEHRİ bölgesi KUZU’ya peşkeş çekiliyordu. Bildiğiniz üzere hızla dev binalar yükseliyordu.

    KÜLLİYE VE DEV MİT binaları da RÖNESANS’a kalıyordu. Toplam ihale bedeli 10 milyar TL’yi geçiyordu. Müteahhit her hakedişinde komisyon ödemekten bıkıyor, en sonunda “paramı verin arkadaş!” diye Ankara sokaklarında avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu iki işin de tek bir sorumlusu biliniyordu: Yetki onda, para onda bulunuyordu!.. Hesap soran ise çıkmıyordu. Bol keseden harcama gırla gidiyordu. Gerçek adıyla Milletvekili seçiliyor ama yakın çevresi ona MÜCAHİT diyordu.

    2013: ARMADA AVM’nin yanına önceki büyüklükte YENİ ARMADA ekleniyordu.

    2014: İ. MELİH GÖKÇEK FET֒nün desteğiyle MANSUR YAVAŞ’ın ayağına takoz koymaya uğraşıyor ve işte zurnanın zırt dediği nokta bundan sonra başlıyordu. Ve zaten onun da Beypazarı Belediye Başkanlığında çok ciddi kanunsuzluklar ve yolsuzluklarla ilgili iddialardan dolayı mahkemelik oldukları biliniyordu.

    Erdoğan iktidarları İ. Melih Gökçek’ten hesap soramıyor, yolsuzlukların üzerine gidemiyordu. Çünkü her iki taraf da birbirinin foyasını biliyordu. Anlaşılan ellerindeki bilgi ve belgelerin deşifre edilmesinden korkuluyordu… Ama her şeye rağmen CHP’li Sinan Aygün ile yeni Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın kapışmaları üzerine yolsuzluk lağımları deşilmeye başlıyordu!

    Evet bütün bunlar birer iddia oluyordu. İşin gerçeğini araştırıp ortaya koymak ve sorumluları adalet önüne çıkarmak ise iktidara ve yargıya düşüyordu.

     


    Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

     

    Could not play video.
    There was a problem trying to load the video.
    Error code: html5_video:4

     

     

     


    [1] Derin ve Gizli Devlet Gazetecisi olarak itiraflarım / sh.99-102

    [2] Mehmet Eymür, DEŞİFRE, sh:179-183

    [3] Age. Sh:187-188

    [4] www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ali-karahasanoglu/dunyaya-posta-koyarken

    [5] Devlet Bahçeli'nin 5 Temmuz 2014 tarihli açıklaması.

    [6] Devlet Bahçeli'nin 8 Şubat 2015 tarihli açıklaması.
































    Bu Haber 2494 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS