• KURTULUŞ “ÇOĞUNLUK”TA DEĞİL DOĞRULARDADIR Doğrunun kaynağı ise halk değil, Haktır

    KURTULUŞ “ÇOĞUNLUK”TA DEĞİL DOĞRULARDADIR Doğrunun kaynağı ise halk değil, Haktır

    12 Nisan 2017

     
    | Devamı



    KURTULUŞ “ÇOĞUNLUK”TA DEĞİL DOĞRULARDADIR Doğrunun kaynağı ise halk değil, Haktır


    Peşinen söyleyeyim; Türkiye artık “erken seçimle”, “Geçici hükümetle” ve “samimi değil suni koalisyon denemeleriyle” oyalanacak durumda değildir: Olağanüstü dönemler olağanüstü tedbirler gerektirirdi. ABD, AB ve İsrail gibi dış güçlerin kiralık çetesi PKK, roketlerle, tanksavar füzelerle emniyet güçlerine ve askeri merkezlere saldırmakta, yani bizi can evimizden vurmakta ve her gün onlarca asker, polis ve sivil şehit edilmekteydi. Bu topyekûn bir isyan ve yıldırma hareketiydi. Artık seçim yenilemekle, ve hele yıllardır çözüm safsatasıyla PKK’yı azdırıveren AKP zihniyetiyle bu badirenin atlatılması mümkün görülmemekteydi.

    Kur’an’ın ve toplumsal vicdanın öğütlerine kulak vermek lazımdı.

    Artık kalabalıklara değil, Kur’an’a ve milli vicdana sormak ve buna göre tedbirler almak lazım gelirdi. Millet ve devlet olarak, ya Kur’an’a ve doğal kurallara boyun eğilecek veya hüsran ve buhran kaçınılmaz hale gelecekti. Yeniden seçime gitmek, çoğunluğun tercihini öğrenmek içindi. Oysa Kur’an böyle durumlarda halk kesimlerine ve çoğunluğun tercihlerine değil, “HAKEM”lere müracaat edilmesini emretmekteydi:

    “Yeryüzünde (ve ülkemizde) olanların çoğunluğuna (ekseriyetin arzusuna) uyacak olursan seni Allah’ın yolundan (Hak ve hukuktan) şaşırtıp-saptırırlar. Onlar (Kalabalık çoğunluklar) ancak zanna uyarlar ve sadece tahminle ve nefsani tatminle, ancak yalan-yanlış şeylere kapılırlar” (En’am: 116). Çünkü “İnsanların çoğunluğu (Hak ve hakikati bilmeyen) cahillerden (oluşurlar)” (Gafir (Mümin): 57) ve maalesef “Genellikle çoğunluk, Allah’tan gelen Hakkı, (doğru ve adil kuralları) kerih (çirkin, gereksiz ve geçersiz) bulurlar”(Zuhruf: 78) ayetleri sosyolojik bir gerçeği haber vermekteydi.

    Öyle ise bu tehlikeli ortamda, ve topyekûn PKK saldırıları altında Türkiye seçime değil; asker ve sivil her kesimden âlim (bilgili), adil, ehil, asil ve emin şahsiyetlerden oluşacak bir Milli Mutabakat hükümetine seçkin ve seviyeli bir heyetin hakemliğine gitmelidir. Devletimizin Milli, cesaretli ve özgüvenli kararlar alıp uygulaması artık bir ölüm-kalım meselesidir. Öyle “demokrasi kem-kümleri ve Kopenhag kriterleri” ile oyalanmanın, mevcut tehdit ve tehlikeleri daha da derinleştirmekten hatta kangrenleştirmekten başka işe yaramayacağı kesindir. Bugünlerde “400 milletvekili olsaydı…” diye söze giren ve hala başkanlık-hükümdarlık hayalleri gören Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı sırasında kendisiyle yapılan röportajda demokrasiyi şöyle tarif etmişti: “Bir fazilet rejimi olarak taktim edilen demokrasinin ana özelliği; çoğunluğu elde etmektir. Yani yüzde 51, yüzde 49’a tahakküm eder. Oysa bize göre yüzde 99’un, yüzde 1 üzerinde dahi tahakküm kurma hakkı yoktur! Bir ferdin dahi bir ülke menfaati için hakları elinden alınamaz. Bizim geçmişimiz bunu referansları ile doludur…”[1] diyerek gerçekleri dile getirmişti. Evet demokrasi “dedikrasi” değil de fazilet ve hakkaniyet rejimi ise yüzde 99’a bile, yüzde 1’e tahakküm etme hakkı verilmemelidir. Oysa bugün Sn. Erdoğan ve şürekâsı %40 ile %60’a tahakküm etme hevesindedir. Maalesef demokrasi kılıflı, Erbakan’ın tanımıyla“demokratur” despotizmini uygulama hedefindedir.

    Velhasıl huzur ve kurtuluş, çoğunlukta değil doğruluktadır. “Doğru”ların kaynağı ise halk değil (kalabalık-çoğunluk) değil, Hak’tır. Şu hale bakınız, PKK’nın sivil kanadı HDP’liler bakanlık koltuğunda oturmakta, HDP’li milletvekilleri PKK’lı anarşist ölülerini “özgürlük şehitlerimiz!” diye kucaklayıp sahip çıkmakta, kuyruğuna asılıp fossuruğunu kokladığınız AB (Almanya, Fransa, Britanya) hala PKK’ya arka çıkıp silah yollamakta, PKK ortaklı AKP seçim iktidar(sızı) sadece taziye mesajları yayınlamakta ve işte bunlara oy veren çoğunluktan hala yahu, “bu ne çelişkili ve çetrefilli bir tezgâhtır. Bu ne duyarsız ve tutarsız bir tavırdır!” haykırışı hatta tısı bile çıkmamaktadır. Gerçek niyetini ve mahiyetini bir türlü ortaya koyamayan, Mehmet Şevket Eygi 11 Eylül 2015 tarihli yazısında: “Bunlar hiç unutulmamalıdır. Siyasal İslam güçlendikçe gerçek dindarlık gerilemektedir”buyurmuşlardı. Bu gibi yuvarlak ve muğlak (kapalı) sözler “Erbakan siyasetiyle Erdoğan siyaseti aynıdır ve her türlü siyasetten uzak durulmalıdır” şeklinde de anlaşılırdı. Oysa doğrusu, İslami hedef ve hizmetlere ve insani gayelere vesile kılınan siyaset farzdır, ama din istismarıyla dünyalık makam ve menfaat için tahribatçılık ise haramdır. Tabi Sn. Eygi’den böyle bir doğruluk beklemek de boşunaydı. Daha da feci ve acayip olanı, hala en akıllı sanılanların “250 ile olmadı, bize 300 lazımdır, hatta 400’le düze çıkılacaktır” havasında ve kafasında bulunmalarıdır. İktidarın sadece bir araç olduğu, gerekli ve gerçekçi bir plan-program, inanç ve kararlılık olmadan hiçbir netice alınamayacağı ve sorunların aşılamayacağı sürekli unutulmaktadır. Adil bir Düzen ve asil bir yönetim kurulmadan bu bataklıktan kurtulanamayacağı gerçeğini artık sezmelerini çoğunluktan-kalabalıktan beklemek ise, onlara haksızlıktır.

    HDP’li Belediye Başkanlarının “iç savaş başlattık” küstahlığı!

    İngiliz Vice News’in “Türkiye’de iç savaş çıkacak: Kürt direnişinin merkezine hoş geldiniz” başlığıyla sunduğu haberde Cizre Belediye Başkanı Leyla İmret Türkiye’ye karşı iç savaş başlattıklarını ve başarıya yaklaştıklarını açıklamıştı. Bu sözler PKK’nın ve arkasındaki odakların kirli niyetlerini ortaya çıkarmaktaydı ve artık devletin olaya el koyma zamanıydı! İngiliz Vice News’e konuşan DBP’li Cizre Belediye Başkanı Leyla İmret, “Cizre’de Türkiye’ye karşı iç savaş yürütüyoruz” diyecek kadar küstahlaşmıştı. Bir süre önce Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özel Harekât Polislerinin PKK’lı teröristlere operasyon düzenlediği Cizre’de, DBP’ye bağlı belediye başkanı Leyla İmret’in bu sözleri PKK’nın ve tabi Avrupa ve Amerika’nın gerçek hedefini ortaya koymaktaydı.

    AKP’lilerin şaşkınlık ve şımarıklığı!

    Elazığ Havaalanında sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşımla (Emekli Öğretmen Hasan Hüseyin Hoca), karşılaştık. Hal hatır sorarken iki arkadaşı daha bize yaklaştı, Hacca gidiyorlarmış sevinçle kendilerini tebrik edip dua buyurmalarını hatırlattık. Sonradan katılan arkadaş“falancanın dükkânında Milli Çözüm Derginizi gördüm. Unutma Tayyip Bey seni rahat bırakmaz ve bunlar yanına kâr kalmaz!” şeklinde tehtidvari sözler etmeye başladı. Kendisine:“Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan” olmamak için ve gerekirse “zalim ve hâkim bir devlet reisine karşı gerçekleri haykırıp cezalandırılmak şerefine kavuşmak için, doğru bildiklerimizi uygun şekilde yazıyoruz. Kastımız hakaret değil, hatırlatmadır” deyince lafı çevirip “bunları boş ver, birlik ve beraberlik zamanıdır!” buyurmuşlardı. Kendisine “doğru söylüyorsun birlik Allah’ın emridir İslam’ın ve insanlığın gereğidir. Birlik kuvvet ve dirliktir, şuurlu ve onurlu iriliktir, büyümektir. Ama bu birliğin Kur’an çizgisinde hak ve hayır ölçüsünde yapılması mecburidir. Yoksa her türlü ahlaki sapkınlık ve İslam’a saldırganlığın merkezi olan Haçlı AB kuyruğunda birlik, batıya köleliktir. Bin türlü ekonomik ve sosyolojik belanın mikrobu olan faizcilikte, fuhuş ve eşcinsellik serbestisinde, kumar çeşitlerinde birlik, kirliliktir. Fetullahçı cemaatin, PKK teşkilatının kendilerini aldatıp istismar ettiklerini 12 yıl sonra ancak anlayabilen feraset fukaralarının etrafında birlik, safdirikliktir!.”gerçeklerini hatırlatınca ilahiyatçı olan 3. arkadaş söze katılmıştı “Efendim ben ilahiyatçıyım. Bu hükümet doğru yoldadır. Öyle meal okuyarak yorum yapılmaz!” diye çıkışmıştı. Ona da:“İlahiyat’larda ABD ve AB’ye işbirlikçilik; faize, fuhşa, kumara ve hırsızlığa fetva vericilik mi okutulmaktadır? Sizin için mutlak hakikat ve hidayet kaynağı Kur’an mıdır, yoksa Erdoğan mıdır? Kaldı ki Kur’an’ın ne dediğini ve hangi mesajlar verdiğini insanımız rahat anlasın diye 40 yıllık bir ilmi gayretin neticesi Allah’ın inayetiyle orijinal bir Meali Kerim de hazırladık ki pek çok İlahiyat Hocası kardeşim ilgi ve dikkatle okumakta ve ders yapmaktadır!.”  

    Maalesef, hiç gereği yokken saldırıyı başlatan ve kinlerini kusan kendileriydi, sonunda rezil olunca “tartışmayı bırakalım” diye yalvaranlar da kendileri olmuşlardı. Evet beyler, Sizin PKK ortaklı iktidarınız etkin ve yetkin konumda yüksek bürokratlarınız, bir sürü kiralık avukatlarınız, yüzlerce medyanız, yalaka yazar ve yorumcularınız: Şer-i hileler ve fetva verilmiş faizli kredilerle trilyonlar kazanmış iş adamlarınız ve her mel’anetinize mazeret ve meşruiyet kılıfı hazırlayan Hocalarınız ve ilahiyat Proflarınız vardı... Biz ise yalnız, yardımsız bir garibandık... Sadece hamdolsun sağlam ve sarsılmaz bir imanımız, asla yamulmaz ve yanılmaz bir Kur’an’ımız ve “Malikül Mülk” olan her şeye sahip ve malik bulunan Yüce Rabbimiz vardı!..

    Dağlıca baskınıyla, hükümet şaşkınlığa uğramıştı!

    PKK'nın mayınlı saldırısı sonrası Dağlıca'da kaç askerimiz şehit oldu sorusu merak edilirken, iktidar ve Genel Kurmay bile açıklama yapmazken kahreden iddia Reuters'dan ulaşmıştı. Reuters'dan servis edilen bilgiye göre Hakkâri Dağlıca'da PKK tarafından yapılan mayınlı saldırı sonucu 16 askerimiz şehit olmuşlardı ve pek çok yaralımız vardı. Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi Dağlıca saldırısında Tabur komutanı Yarbay İlker İlkcan’ın da şehit olduğu anlaşılmıştı. DAĞLICA saldırısıyla ilgili Genelkurmay'dan verilen son dakika bilgisinde şehit sayısı açıklanmamıştı. TSK’nın Dağlıca saldırısında 'şehitler ve saldırılar olduğu' bildirilmekle yetinmesi manidardı ordumuz bu gidişattan oldukça rahatsızdı ve haklı olarak derin bir endişe ve eziklik duymaktaydı.Genelkurmay'ın Dağlıca saldırısıyla ilgili sitesine koyduğu açıklamada "06 Eylül 2015 günü Dağlıca-Yüksekova yolunun ulaşıma açılması maksadıyla yürütülen operasyonda üç adet El Yapımı Patlayıcı bulunarak imha edilmiştir. Operasyonun devamında yola döşenen diğer El Yapımı Patlayıcıların patlatılması ile iki zırhlı aracımız ağır hasar görmüştür. Patlama neticesinde Kahraman silah arkadaşlarımızdan şehit ve yaralananlar olmuştur" denilmesi derin bir üzüntü ve mahcubiyeti yansıtmaktaydı; çünkü artık bıçak kemiğe dayanmıştı.

    Bir gün önce de Diyarbakır’da 2 polisimize kıyılmıştı

    PKK'nın gençlik yapılanması YDG-H'lilerin açtığı hendekleri kapatmak için operasyon yapan polis ekiplerine roketli saldırı yapılmış, 2 polisimiz şehit edilmiş, 3 polisimiz yaralanmıştı. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde PKK’lı teröristler tarafından güpegündüz polise roketli saldırı yapılmıştı. İşte AKP’nin ballandıra ballandıra anlattığı çözüm süreci başımıza bu belaları açmıştı.Ardından Bismil, Sur, Bağlar ve Cizre'de hava karardıktan sonra çatışmalar yaşanırken Şırnak'ta 3 noktaya eş zamanlı saldırı başlatılmıştı. Teröristler Bingöl-Elazığ karayolunu kapatmış. Bismil’de polis vatandaşları anons yaparak uyarmıştı. Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde terör örgütü PKK mensupları askeri bölgelere roketatar ve uzun namlulu silahlarla  saldırmış ve 2 askerimiz yaralanmıştı.

    Van ve Mardin’de eş zamanlı PKK saldırısı başlatılmıştı!

    Aynı gün Van ve Mardin’de bölücü terör örgütü tarafından askere saldırı yapılmış, Mardin’de 1 askerimiz yaralanmıştı. Van’ın Edremit ilçesindeki Askeri gazinoya terör örgütü PKK’lılar tarafından saldırı başlatılmış Mardin’in Mazı Dağı ilçesinde ise Hükümet Konağına PKK’lı teröristlerce düzenlenen bombalı saldırıda 1 polis yaralanmıştı. Bütün bu yaşananlara rağmen HDP eş kuklası Selahattin Demirtaş“Öldürmenin gerekçesi olamaz, ama insanlarımızı ölüme sürmenin de mantığı yoktur” şeklinde Türk askerinin Dağlıca’ya ve diğer Kürdistan topraklarına(!) gönderilmesinin gereksizliğini ve şehitlerimizin bunu hak ettiklerini ima edecek kadar şımarmış ve zıvanadan çıkmıştı. Dağlıca şehitlerimizi henüz uğurlamamışken Iğdır’dan gelen haberler Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı. Iğdır’dan Nahçıvan’a açılan Dilucu Sınır Kapısı’nda görev yapan polisleri götüren servis minibüsüne PKK’lı teröristler bombalı saldırıda bulunmuş gelen ilk haberlerde şehit sayısı 14 olarak açıklanmıştı. Üstelik 14 polisimizi pusuya düşüren PKK’lıların Ermenistan’dan gelip bu katliamı yaptıkları ve tekrar Ermenistan’a kaçtıkları yerli ve yabancı medyada yer almıştı. HDP Iğdır Belediye Başkanı Sırrı Sakık’ın “Özerk Kürdistan adına Ermenistan’la sınırları kaldırma hazırlıkları yaptıkları” bile piyasaya yansımıştı. İşte bir zamanlar birlikte futbol maçı izleyip çekirdek çıtlattırdıkları Ermenistan bile bunları kandırmıştı.

    PKK’nın Dağlıca saldırısının talimatı Demirtaş’tan mı alınmıştı?

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sözleri ortalığı karıştırmıştı. Demirtaş’ın “yenildiler, yine yenilecekler” açıklaması “Dağlıca saldırısının işaretini Demirtaş mı verdi?” sorusunu gündeme taşımıştı. Hakkâri Dağlıca’da PKK tarafından düzenlenen kanlı saldırı sonrasında Selahattin Demirtaş’ın 5 Eylül’de yaptığı bir konuşma kafaları karıştırmıştı. HDP’li Selahattin Demirtaş, 5 Eylül’de Berlin’de yaptığı konuşmasında “1 Kasım’da zafer sözü veriyoruz” diyerek başlamış “halk karşısında bütün ordular çaresizdir. İşte Tayyip Erdoğan’ın sarayının ordusu ve polisi de böyledir. Daha önce (PKK’ya karşı) yenildiler yine yenileceklerdir” diye küstahlaşmıştı. Ve unutmayın kalabalıklar bu HDP, AKP’nin hükümet ortağıydı!?

    AKP’den HDP’ye “Truva atı” sahtekârlığı!

    AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, A Haber’de katıldığı programda HDP’ye Truva atı nitelemesiyle sataşmıştı. İyi de bu Truva atını hükümet ortağı yapanlar, halkı mı aldatmaktaydı? Bütün bunlar yaşanırken AKP’liler hala din istismarı ve hilafet simsarlığıyla uğraşmaktaydı! AKP Bolu eski İl Başkanı ve milletvekili aday adayı Ömer Sayın, seçim vaadi olarak “hilafetin yeniden Türkiye’den ayağa kalkacağını” vurgulamışlardı. Diken.com.tr’de yayınlanan habere göre “Âlemi İslam’ın lideri AKP Türkiye’si olacaktır. Hilafet Türkiye’den batmıştır, tekrar Türkiye’de ayağa kalkacaktır. Bütün İslam âlemine, bütün Ümmet-i Muhammed’e tekrar abilik yapacaktır” diyen Ömer Sayın haklıydı. Çünkü faizci fuhuş serbestiçisi ve AB heveslisi AKP, herhalde Haçlı Avrupa’nın ve Papalığın halifesi olacaktı!

    PKK’lıların cenazesini almaya HDP’li Milletvekilleri koşmaktaydı.

    PKK ile TSK arasında birçok ilde çatışmalar yaşanırken Tunceli’de yine HDP skandalı yaşanmıştı. PKK’lının cenazesini HDP’li vekiller almaya koşmuşlardı. Türkiye’de terör olayları artarak devam ederken HDP’li vekiller de her fırsatta PKK’lılara sahip çıkmaktaydı. HDP’li Alican Önlü, Tunceli’de karakola saldırdıktan sonra yaşanan çatışmada öldürülen PKK’lı teröristlerin cesetlerini almaya gidenlerin başındaydı.

    PKK’ya yardım götüren araçtan Kars HDP Milletvekili çıkmıştı!

    Kars’ta PKK’lılara gıda ve ihtiyaç malzemesi götürüldüğü ihbarını alan emniyet güçleri, 3 sivil aracı durdurarak arama yapmış, aramada 8 kişi gözaltına alınmıştı. Durdurulan araçtan HDP Milletvekili Şafak Özanlı çıkmış ve tabi serbest bırakılmıştı. Şimdi AKP seçim Hükümetine PKK ortaklı dememiz bazılarını niye kızdırmaktaydı? AKP’de 1 Kasım 2015 seçimleri yaklaşırken özellikle en çok oyu getirebilecek adayları tercih etme konusunda telaş yaşanmıştı. Tek başına iktidar olmayı hedefleyen AKP Fatih Altaylı’nın iddiasına göre Şanlıurfa için Susurluk olayıyla bilinen eski DYP Milletvekili ve Sedat Bucak’ı oy avcılığı ile aday yapmak telaşı yaşanmıştı. Şimdi AKP’nin yol açtığı felaketler, sefaletler ve rezaletler ortadayken bu partinin teşkilatlarının, tabanının ve taraftarlarının hala uyanmaması ve uygun bir tavır almaması başkalarınca hayret verici bulunsa da bize göre doğaldı. Çünkü Kur’an zaten kalabalıkların, çoğunluğu teşkil eden halk tabakalarının duyarlı ve tutarlı davranmayacağını bunlara bakarak “doğru”ların bulunamayacağını zaten beyan bulunmaktaydı.

    İşte PKK’nın Türkiye’den ayrılma ve iç savaş çıkarma planı!

    Suriye’de yaşanan iç savaş PKK’nın Kürdistan iştahını artırmıştı. AKP yalakası Süleyman Özışık “işte PKK’nın bölünme ve iç savaş planı” diye şunları yazmıştı. “Son günlerde artan terör saldırıları ve HDP’nin pasifize edilmesi gösteriyor ki PKK artık siyasi bir kanada ihtiyaç duymuyordu. Çünkü Suriye’de yaşanan iç savaş PKK’nın asla gerçekleşeceğine inanmadığı büyük hayalin yeniden canlanmasına neden olmuştu” diyen zavallıya hatırlatmak lazımdı: PKK’yı iştahlandıran Suriye kargaşası da, çözüm süreci safsatasıyla bu hain saldırılara zemin hazırlanması da senin AKP iktidarının ve kof kurmaylarının gaflet ve dalaleti sonucu ortaya çıkmıştı. Üstelik Suriye İhvanı ÖSO’ya bile alınmamıştı! Erzurum Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, Hakkâri ve Şırnak’taki terör olaylarına tepki gösterip Diyarbakır’ın Bağdat, Hakkâri’nin Halep olmaması için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini vurgulamıştı. Sadece Almanya’nın bu yıl silah satışından yaklaşık 20 Milyar lira gelir elde ettiğini ifade eden Altıparmak, “bu 1 ay içerisinde geliri biraz daha artmıştır” diyerek PKK’ya silah sattıklarını hatırlatmıştı. İyi de bu Almanya sizin girmeye can attığınız AB’nin lokomotif ülkeleri arasındaydı! ?

    Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan Dağlıca’daki 16 askerimizin ve Iğdır’da 14 polisimizin şehit düşmesinin ardında çok sert açıklamalarda bulunarak “terör örgütünün silahları bırakması dışında görüşülecek müzakere edilecek bir şey yoktur” diye çıkışmıştı. Erdoğan, ayrıca, “Yönetimde ve söylemde anlaşamıyor olabiliriz ama hedeflerimiz konusunda birlik olmalıyız” hatırlatmasını yapmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tüm millete, akademisyen, sivil toplum kuruluşu temsilcilerine seslenerek, “ülkemize ve milletimize sahip çıkmak hayatımızın diğer alanlarındaki tüm farklılıklardan ayrı olarak her birimizin ortak sorumluluğudur. Bunun için birliğimize, beraberliğimize sahip çıkmalıyız. Yani, yerli olmalıyız. Yerlilik, bu ülkenin bu milletin menfaati için gerektiğinde kendi çıkarlarımızdan vazgeçebilmemizi gerektirmektedir” diye uyarmıştı. İyi de bu gerçekleri tam 13 yıldır yazıp hatırlattığımız için bizleri “savaş tamtamcısı, kan ve intikam çığırtkanlığı” ile suçlayan Sn. Erdoğan’ın aklının başına gelmesi için ille de bu acıların yaşanması şart mıydı? Bir tonluk patlayıcılar Doğu ve Güneydoğu’da adım adım yollara döşenirken bay devlet ve hükümet hangi uykulardaydı?

    Dağlıca katliamının sorumluları ve suçluları

    Batının dayatması ve Çözüm süreci yaftasıyla, yıllardır PKK’nın bölgede yığınak yapmasına ve toplu isyana alt yapı hazırlamasına fırsat tanıyan ve resmen ruhsat sağlayan AKP iktidarı bu acı sonuçların birinci suç ortağıdır. Cengiz Çandar’lar, Hasan Cemal’ler gibi PKK’yı Kürt halkının ve haklarının savunucuları ve meşru özgürlük savaşçıları görüp arka çıkanlar içimizdeki “dönme” ve hain adamlardır ve bu katliamların kışkırtıcı ajanlarıdır. Baş yandaş Yeni Şafak Gazetesi istihbarat yazarı gibi “bırakın PKK’yı da paralel yapılanma ile mücadeleye bakın” diyen gaflet ve cehalet borazanları ve iktidarın diğer yalaka yazar ve yorumcuları “İslamcı yol açıcıları”dır… Yeni Şafak’ın Nurcu kökenli TGRT (Enver Ören) etiketli ve Sn. Recep T. Erdoğan maharetli başyazarı Abdulkadir Selvi “kahramanlık taslarken sirkatini (hırsızlığını) söyleyen kıpti misali” şu itiraflarda bulunmaktaydı: “İlker Paşa “Bu iş sadece silahlı mücadele ile bitirilemez. Ekonomik ve sosyal tedbirler alınmalı”demişti. O günlerden, Kürtçenin üzerindeki yasakların kalktığı çözüm sürecinin hâkim olduğu bu günlere geldik. Ama sorun çözülmedi. Çünkü şekil değiştirdi. Irak ve Suriye iç savaştayken ABD tarafından bölge yeniden dizayn edilirken Türkiye’nin meşgul edilmesi gerekirdi. Öcalan“PKK’yı kurduğumda bana Türkiye’yi meşgul etmelisin denilmişti” diyecekti.

    “36 yıl içerisinde 13 Genelkurmay Başkanı, 22 hükümet ve 7 Cumhurbaşkanı değişti. PKK her yıl taş üstüne taş koyarken, uluslararası ilişkiler geliştirirken biz kâh terörle mücadeleyi seçtik, kâh çözüm süreci başlattık. Ama PKK'yla mücadele ederken de çözüm sürecini yürütürken de Ortadoğu'nun en kanlı örgütüyle mücadele ettiğimizi kimi zaman göz ardı ettik. Yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütü çözüm sürecinde silah stokladı” demek zorunda kalır mıydı?” buyurarak mel’anetlerini marifet kılıfında sunan Abdulkadir Selvi: “Dağlıca'dan yine yüreklerimizi dağlayan haber geldi. Ben hala bir sorunun cevabını alabilmiş değilim. IŞİD, PKK ve DHKP-C aynı anda neden harekete geçti. Hangi el üç örgütün düğmesine aynı gün basıvermişti. Suruç'ta IŞİD'i, Ceylanpınar'da PKK'yı, İstanbul'da DHKP-C'yi harekete geçiren güç neydi? Aynı günlerde ABD ile varılan İncirlik mutabakatının buna bir etkisi var mıydı?” diyerek iyice çuvallamıştı. Biraz yukarıda “ABD bölgeyi dizayn ederken Türkiye’nin meşgul edilmesi gerekirdi” diyen A. Selvi, şimdi “ABD ile varılan (kutlu!) İncirlik mutabakatı” yüzünden ülkemizin karıştırıldığını ve PKK’nın kışkırtıldığını yazmaktaydı. Hiç kimse de “Bu ne menem çelişki?” diye sormamıştı. Çünkü okurları da aynı okuldandı!

    HDP zaten PKK’dır, ama aynı zamanda AKP’nin seçim hükümeti ortağı yapılmıştı ama HDP’liler daha sonra kendileri ayrılmışlardı. AKP’nin akreplikleri bahanesiyle hala İslamiyet’e ve Milli Görüşe sataşan ciddi ve gerçekçi çözüm önerileri ortaya koyamayan muhalefetin de bu sonuçlarda ve sorumlulukta payı vardır. Ve tabi AKP’nin tavanı da tabanı da bu günaha ortaktır. AKP iktidarları “Kürtçenin rahatlıkla kullanılması, Kürtçe Televizyon kanalları açılması” gibi önemli imkânlar da sağlamıştı. Ama bu imkânların PKK ve dış odaklarca istismarını ve kendi hesaplarına kullanılmasını önleyecek tedbirler alınmamıştı. Zaten bölgemizi ve ülkemizi ayrıştırmayı amaçlayan BOP gibi Siyonist planların eş başkanlarından kaynaştırıcı atılımlar beklemek ahmaklıktı. Yaygınlaştırılan internet programları ve porno yayınlarıyla Kürt gençlerin PKK’dan koparılacağı sanılmıştı. Çünkü 13 yıllık kahraman Dindar AKP iktidarı boyunca, okullardaki biyoloji ve sosyoloji kitaplarında hala resmen dinsiz Darwinizm okutulmaktaydı.

    PKK’nın silahlı dağ kadrosu "HDP'nin silahların ne zaman bırakılacağını söyleme, tayin etme yetkisi yoktur. Onlar işine baksın. HDP siyasi ve sosyal koşulların iyileştirilmesi işine yoğunlaşsın.  Silahlar hakkında biz karar veririz" kanaatini taşımaktadır. Ayrıca Abdullah Öcalan aleyhine ağızlarından tek kelime çıkmasa bile onun hükümet ile daha önce sürdürdüğü gizli temaslardan hiçbir zaman ümitleri olmadığını ve bu görüşmelerin çok erken safhasında "Bundan zaten bir şey çıkmaz" diyerek silahlanmalarını ve savaşa hazırlıklarını yaptıklarını da söylemekten sakınmamaktadır. Ayrıca eğer bir müzakere süreci tekrar başlatılırsa dağ kadrolarının sürece doğrudan dâhil edilmemeleri durumunda bundan fazla sonuç alınmayacağı da anlaşılmaktadır.

    Foreign Policy Dergisi yazarı Aliza Marcus, bilgisi dünya ölçeğinde kabul görmüş, PKK uzmanı bir gazeteci sayılmaktadır. Bu konuda birçok kitabı vardır. Son olarak Kandil'e gitmiş ve başta Cemil Bayık olmak üzere PKK elebaşlarıyla konuşmuş bir insandır. "Turkey's Kurdish Guerrillas Are Ready for War" başlıklı bu yazı oldukça PKK sempatisi diliyle yazılmıştır, ama sizler dikkatli bir okuma yaparsanız ve bu sempatiden kaynaklanan duygulardan temizleyerek okursanız, Kandil'de neler düşünülüyor? Bunu rahatlıkla öğrenme imkânınız doğacaktır. Bizim anladığımız Amerika; TSK’nın son operasyonlarıyla büyük darbe alan PKK’yı bu tür yayınlarla halâ güçlü göstermeye çalışmakta ve barış sürecini yeniden başlatmayı amaçlamaktadır.

    Örneğin Cizre’de son durumu, bir PKK’lı ağlayarak anlatmıştı!

    PKK’ya yakın bir kanalda Şırnak Cizre’nin son durumunu anlatan Mehmet Tunç isimli şahıs PKK’nın bölgede bittiğini vurgulamış ve ağlayarak çok ağır kayıplara uğradıklarını ve sadece 100-200 militanın kaldığını hatırlatmıştı. Ancak İsrail ve ABD’nin desteği ile PKK’nın yeniden toparlanması ve Militan ayarlaması imkânı vardı. Bize göre, Türkiye’yi yöneten bu kafalardan kurtulmadan PKK’nın kökünü kurutmak imkânsızdı.

    ÖSO görüntüsüyle PYD ve PKK’yı silahlandıranlar ahmak mıdır, alçak mıdır?

    Hatırlayınız, bizzat AKP iktidarının duyarsızlığı ve tutarsızlığı sonucu Suriye İhvanı ÖSO’ya alınmamıştı. Şimdi Hatay üzerinden Suriyeli teröristlere gönderilen çok pahalı patlayıcı ve silahların önemli bir bölümünün PYD bölgesinden Türkiye’ye sokulduğu ve PKK tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Suriye olayları başladığında ÖSO ön plandaydı. Suudi Arabistan ve Katar paralarıyla alınan milyonlarca dolarlık silahlar, Türkiye üzerinden Suriye’ye aktarılmıştı. ÖSO, bu silahları düşük fiyata PKK’ya satmıştı. Bunlar arasında örgütün son dönemindeki saldırılarda ve şehir savaşında kullandığı Doçkalar, gelişmiş silahlar ve büyük miktarda patlayıcılar vardı. TSK ve Emniyet operasyonları sonrasında zor durumda kalan PKK Suriye’deki kadrolarını Türkiye’ye çekme kararı almıştı. Bu karar sonrasında Haseke’deki PKK/PYD’lilerin bölgeyi terk ettikleri ortaya çıkmıştı. Kaynaklar, Cizre’de örgüte yakın televizyon kanalına bağlanan PKK’lının canlı yayında ağlamasını da PKK’nın TSK karşısında iflasına bağlamıştı.

    Ama en tepedeki törpüsüz adam Güneydoğunun mayınlanması ve PKK’nın silah stoklamasının sorumlusu olarak siyasi iktidarın gösterilemeyeceğini söyleyip hikmet yumurtlamaktaydı. Ona göre “güvenlik güçleri” suçlu ve sorumlu tutulmalıymış… Güvenlik güçleri ile kastı İçişleri Bakanı’na bağlı polis olmayacağına ve devlette başka bir güvenlik unsuru bulunmadığına göre bu zerzevat zevata bakılırsa, PKK cephaneliğine dönüşmesinin müsebbibi TSK’ymış... Peki ama Emasya’nın kaldırılması ile TSK’nın Valilere bağlanıp Kışlalara hapsedilmesi kararını kim almıştı?

    BBP’li devşirme Bakan Topçu’dan ilginç Çanakkale Horozlanması!

    Kültür Bakanı, Yalçın Topçu Der Spiegel, BBC, Reuters, CNN gibi medya kurumları ile Türkiye arasında Çanakkale savaşı benzeri bir mücadele yaşandığını söyleyip, herhâlde Sn. Erdoğan’ı Başkomutanlığına, AKP iktidarını da Osmanlı Ordusuna benzetmeye kalkışmıştı. Geçici Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu, bakan olduktan sonra ilk ziyaretini memleketi Ardahan’a yapmıştı. “Bizim dedelerimiz dün Çanakkale’de süngüyle topla mücadele ederken bugün de bizler Der Spiegel’le, BBC’yle Reuters’la, CNN’le karşı karşıyayız ve bunlarla mücadele ediyoruz” diyerek hava atmıştı. Oysa Sn. başkahraman, bu saydığı gazete patronlarının BOP hazırlığının eş başkanı, AKP ise AB’nin ve ABD’nin gönüllü hizmetkârıydı! Milliyetçi Topçu’nun kabine arkadaşı seçim hükümetinde AB Bakanı olarak görev alan HDP’li Ali Haydar Konca1915 olaylarında ölen Ermeniler için “Bir katliam yapıldığı çok açık ve nettir” ifadesini kullanmaktan sakınmamış. ‘iftira ve nefret söylemi’ gerekçesiyle hakkında suç duyurusu yapılmıştı. Avrupa Birliği (AB) Bakanı Ali Haydar Konca, sözde Ermeni soykırımı hakkında bir soru üzerine, “bir katliam yapıldığı çok açık ve nettir. Bunu herkes kabul ediyor” demesine tepki yağmıştı.

    “İran’ın Şİ֒ye üye olması, Amerika ve Rusya’nın ortak planı mıydı?

    Türkiye içeriye kapanıp PKK ile boğuşurken, İran bütün hatlarıyla başta yakın çevresi olmak üzere bölgesel-küresel bazda başlattığı diplomasi atağına hız vermiş durumdaydı. Bir taraftan karşısındaki cephe sayısını azaltırken, diğer taraftan da yeni işbirlikleriyle manevra alanını genişletmeye çalışmaktaydı. Bu bağlamda ABD/Batı dünyası ile yaşadığı krizde bir rahatlama dönemine giren Tahran yönetimi, bu yeni süreci Doğu ile ilişkilerinde de bir fırsata çevirme çabasındaydı. İşin püf noktası da zaten burada saklıydı. İran bir taraftan ABD ile ilişkilerini geliştirirken, diğer taraftan da ABD karşıtı blok ile ilişkilerini ikili ve çoklu işbirlikleri şeklinde derinleştirmeye başlamıştı. İran, alttan alta ABD-AB ile ilişkilerini geliştirirken, Rusya’dan da başta S300 füzeleri olmak üzere, istediklerini rahatlıkla almaktaydı. S300’ler ile hava savunma sistemini daha da güçlendiren İran’ın bu politikasından İsrail bile rahatsız olmamıştı. İsrailli uzmanların İran’ı ciddi bir tehdit olmaktan çıkartması ve daha önceleri “İran mevcut uzlaşmaz tutumunu sürdürürse, İsrail İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir önleyici saldırı düzenleyebilir” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in şimdilerde İsrail’in İran’a saldırı yapmak gibi bir niyetinin bulunmadığını açıklaması oldukça anlamlıydı. Batı dünyası ile yaşadığı krizde Rusya-Çin-Hindistan ağırlıklı Doğu’yu önemli bir denge unsuru olarak dış politikasında ön plana çıkartan İran diplomasisi açısından Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) önemli bir yer tutmaktaydı. Şİ֒ye gözlemci statüsündeki üyeliği bunun en temel göstergesi sayılmaktaydı. İran’ın Şİ֒ye tam üyelik girişimleri bugüne kadar karşılık bulmamıştı. Bundan dolayı da Rusya ile ikili ittifak boyutundaki ilişkiler ön plana çıkmaktaydı ve bunun pratikte karşılığı da başta Suriye merkezli Ortadoğu politikası olmak üzere fazlasıyla mevcut bulunmaktaydı”

    Değerli dış politika uzmanı M. Seyfettin Erol kardeşimin yukarıdaki tespitleri oldukça anlamlı ve uyarıcıydı. Evet beceriksiz ve bereketsiz AKP yöneticileri eliyle bütün komşu ülkelerle başı belaya sürüklenen Türkiye, şimdi de İran üzerinden dolaylı ve kapsamlı bir kuşatma kıskacına alınmaktaydı. Ve tekrar hatırlatalım ki, İran’ın arkasında stratejik müttefikimiz ABD ile demokratik kıblemiz AB bulunmaktaydı!?

    Sonuç: Dağlıca’daki hain saldırının ardından konuşan bölgeyi en iyi bilen muhabirlerden Faruk Balıkçı’nın, "Bölgede 90'lı yıllardan daha beter bir duruma doğru gidiyoruz." tespitleri dikkate alınmalıydı.

    Dağlıca'daki hain saldırıda resmi rakamlara göre 16 asker şehit olmuştu. Türkiye'yi ayağa kaldıran bu saldırının ardından FOX Ana Haber programına katılan bölgeyi en iyi bilen gazetecilerden Faruk Balıkçı yaşananları anlatırken: "Bölgede 90'lı yıllara geri dönüş başladı. Hatta 90'lı yıllardan daha beter bir gidişata gidiyoruz." sözleri oldukça uyarıcıydı, çünkü tehlike çanları çoktan çalmaya başlamıştı, hatta malum odaklar çanımıza ot tıkamaya başlamıştı.

    Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu’da tırmanan terör olaylarıyla iktidarın ömrünü uzatma çabaları arasında kurulan çıkar ilişkisi ülkenin selameti için mutlaka boşa çıkartılmalıdır. Sandıktan umudu kalmayanlarla PKK, eşit ölçüde şiddetten kârlı çıkmaktadır. Cebine 7 Haziran’daki yüzde 13’lük HDP oyunu koymuş olan PKK, şiddeti tırmandırarak durumu bir “kazanım”a dönüştürmek amacındadır. PKK’nın Güneydoğu’daki fiili kontrolüne özerklik veya bir “çözüm” metni ile “resmen” kabul ettirmesi “kazanım”ın bu aşamadaki karşılığı olacaktır. Tam tersine bu baskıya direnmek de iktidara tutunanlara yeni bir kapı aralamaktadır. Güneydoğu’da PKK baskısı altındaki sandıklara müdahaleye kalkışırsanız, ya sadece o bölgedeki seçimler “güvenlik” gerekçesiyle iptal edilmek durumunda kalınacak ya da PKK bu günden tartıştığı gibi seçimleri boykot etmeye kalkışacaktır. Her iki durumda AKP kendisini tek başına iktidarda tutacak meclis çoğunluğuna ulaşacağını ummaktadır.” Tespitleri yabana atılmamalı gerekli ve yeterli tedbirler mutlaka alınmalıdır!

     

     


    [1] Metin Sever – Cem Dizdar, 2. Cumhuriyet tartışmaları, 1993 Ankara










    Bu Haber 331 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS