• Kitabını ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un tespitleriyle; HZ. MUHAMMED’İN SİYASET VE STRATEJİSİ

    Kitabını ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un tespitleriyle; HZ. MUHAMMED’İN SİYASET VE STRATEJİSİ

    26 Temmuz 2017
    HZ. MUHAMMED’İN SİYASET VE STRATEJİSİ

     
    | Devamı



    Kitabını ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un tespitleriyle;

    HZ. MUHAMMED’İN SİYASET VE STRATEJİSİ

     

    Yahudi asıllı Fransız bilgin ve Marksist Maxime Rodinson “Hz. MUHAMMED” isimli bir kitap yazmış ve çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Bugüne kadar 25 (yirmi beş) dile çevrilen bu eserin, Fransa’daki satışı daha ilk üç ayında yüz bine ulaşmıştı. Hz. Muhammed’in yetişme çevresi, fikir ve düşünce iklimi, üstün meziyet ve psikolojisi, yüksek siyaset ve stratejisi, tarihin en büyük devrim ve değişim önderi olarak geçmişe ve günümüze etkileri konusunda, başka araştırmacıların farkına varmadığı veya gündeme taşımaktan sakındığı çok önemli tespit ve tahliller yapan Maxime Rodinson’un bu kitabını, Aziz Hocamız “Muhammed’in İzinde” başlığı ve ER-BAKAN imzası ile tercüme edip 15 Kasım 1973’te İslam Külliyatı yayınları arasında Özdemir Matbaasında bastırmıştı. ER-BAKAN’ın, onca kitap arasında Maxime Rodinson’un eserini tercüme etmesi, dikkatimizi bu eserin önemi ve özelliği üzerinde yoğunlaştırmıştı.

    Bu kitabın 1968’de Gün yayınları, 1980’de Hürriyet yayınları tarafından bastırılan Atilla Tokatlı tercümesi ve yine ayrıca Cemil Meriç’in bir tercümesi de vardı. Bunların hepsinin birer örneği elimizde bulunmakta ve bize karşılaştırma imkânı sağlamaktaydı.

    “Tam başarmak imkânı olmasa da, mümkün mertebe tarafsız ve ön yargısız bir yaklaşımla bakıldığında, başka hiç kimsede rastlanmayan seçkin ve özgün bir şahsiyet nurunun parıldadığını görmemek ya ahmaklık veya kasten gerçeği gizleyip saklamaktır. Ama ne yazık ki, Onun yüksek düşünceleri ve örnek eylemlerinin gerçek mana ve mahiyeti, siyasi ve stratejik niyeti hakkında, hala pek az şey bildiğimizi itiraf etmemiz lazımdır” diyen ve Hz. Peygamber Efendimizi:

    “Batılı Sosyalistlerin 1200 sene sonra bile, sadece bazılarını fark edip dillendirdikleri en adil ve insani ilkeleri buyurup hayat düsturu haline getiren Hz. Muhammed’i, tarihe yön vermiş pek ender dâhilerden birisi, hatta birincisi” olarak gören Maxime Rodinson’un ER-BAKAN tarafından tercüme edilen bu kitabı, bizlere yepyeni ufuklar kazandırmaktadırER-BAKAN’ın tercümesinde:

    1- Sahabe-i Kiramın, birtakım beşeri hususiyet ve zafiyetlerini konu alan ve okurların kafasını karıştırıp suizanna yol açacak olan bazı bölümler atlanmıştır.

    2- Hz. Peygamber Efendimizin ilahi vahiyle yönlendirilen ve inançsız batılı kafasıyla doğru değerlendirilmesi zaten beklenmeyen, bazı duygu ve davranışlarının, nefsi ve siyasi tutkuları için yapılmış zannedilmesine yarayacak bir takım tutarsız tespit ve tahliller, haklı olarak bırakılmıştır.

    3- Maxime Rodinson’un, “Hz. Peygamberimize hayranlığını ve ancak O’nun izinden giden bir zatın bugün insanlığı içine düştüğü bunalımdan kurtaracağını” belirten, çok kısa ama oldukça önemli ve samimi önsözü, Atilla Tokatlı’nın tercümesinde nedense bulunmamasına rağmen, ER-BAKAN tercümesine alınmıştır.

    4- Atilla Tokatlı’nın tercümesi:

    1- Bir Dünyanın Doğuşu,

    2- Bir Ülkenin Doğuşu,

    3- Bir Peygamberin Doğuşu,

    4- Bir Dinin Doğuşu,

    5- Bir Stratejinin Doğuşu (Silahlı Peygamber),

    6- Bir Devletin Doğuşu,

    7- Bir Zaferin Doğuşu,

    Şeklinde 7 ana bölümden ibaret iken.

    ER-BAKAN çevirisi:

    1- Bir Dünyanın Görünüşü,

    2- Bir Toprağın (Coğrafyanın) Görünüşü,

    3- Bir Peygamberin Doğuşu,

    4- Peygamberlik Görevine Doğru,

    5- (Hz. Muhammed’e) Muhalefet ve Reddetme,

    6- Fikir Çarpışmaları (ve Zulme Direnme),

    7- Medine’ye Hicret,

    8- İlk Sefer (ve Silahlı Hareket),

    9- Yahudilerle Aranın Açılması,

    10- Savaşlar (ve Sonuçları)

    Şeklinde 10 bölüm halinde tamamlanmıştır.

    Hz. Muhammed’in Tevhit Mücadelesi, Yüksek Siyaset ve Stratejisi:

    Hz. Muhammed’in bütün mücadelesi; 1- Kelime-i Tevhit'teki iman hakikatini kavratma ve hayatı bu iman merkezine oturtma. 2- İnsanları her türlü zulüm ve zorbalıktan kurtarıp, tam bir huzur ve hürriyet ortamını sağlama kapsamındadır.

    İLAH: “Elehe-(Taptı)” kökünden geldiği kabul edilirse; ibadet edilmeye layık ve müstahak yegâne ZAT anlamını taşır.

    İLAH: “Velehe-(hayrette kaldı) kökünden geldiği kabul edilirse; azameti ve hikmetli eserleri karşısında insanların hayranlık duyup, hayret ve haşyet içinde rızası aranan ve kendisine sığınılan yegâne ZAT karşılığıdır.

    İLAH: “Vilah”tan geldiği kabul edilirse; her yaratığın sevgilisi, velisi ve Rabbi olarak kanun ve kural koymaya yetkili, ve emrine uyulmaya ehil yegane ZAT manasındadır.

    İLAH: “Lahe-Yelehû” (Gizlendi, gizlenir)den geldiği kabul edilirse; kudret ve rahmet eserleriyle bilinen ama, her hangi bir şeye benzemekten münezzeh olup gözlerden gizlenen, Alemlerin mutlak hakimi olarak kullarını imtihan ve iptilaya çeken yegane ZATolmaktadır.[1], [2]

    İşte Hz. Muhammed Aleyhisselam, insanları şeksiz ve şeriksiz bir iman huzuruna, dünya ve ahirette sonsuz bir mutluluğa çağırmaktadır.

    Cenabı Hakkın Esma-i Hüsna'sı (Güzel isimleri ve mükemmel sıfatları) arasında, ilk bakışta biri birine zıt (karşıt) gibi görünen, ama gerçekte vahdeti (birliği) gerektiren ve adaleti gözeten İLAHİ DENGE, Hz. Peygamber Efendimizin, farklı durumlar ve ihtiyaçlar karşısındaki tavrında da göze çarpmaktadır.

    Örneğin Allahu Taala Hazretleri:

    Hem RAHİM ve HALİM (şefkatli ve yumuşak), hem ALİYYÜL AZİM’dir (Yücelik ve Azamet sahibi).

    Hem AFÜV ve KERİM (Af ve ikram edici), hem ŞEDİDÜL İKAB ve MÜNTAKİM’dir (Şiddetle cezalandırıcı ve intikam alıcı).

    Hem SETTAR ve GAFFAR (Günahları örten ve bağışlayan) hem CEBBAR ve KAHHAR’dır (Dilediğini zorla yaptıran ve kahra uğratan).

    Hem MUİZ ve RAFİ’ (Şereflendiren ve yücelten) hem de MÜZİL ve HAFİD’dir (Zelil ve rezil edip alçaltan).

    Cenabı Hak, hem HİDAYET’e erdirici. Hem DALALET’e terk edicidir.

    Hem HAYRÜN RAZİKİN (Rızık verenlerin en hayırlısı) hem de HAYRUL MAKİRİN’dir (Hile yapıp tuzak kuranların en akıllısı ve en başarılısı).

    Yüce Rabbımızın en mükemmel tecellisi; en güzel halifesi ve temsilcisi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın, bir arada olmaz ve uzlaşmaz görülüp tenkit edilen bazı zıt (karşıt) tavırlarını da işte bu hakikat terazisinde tartmalı ve anlamaya çalışmalıdır. Çünkü zaten adalet, zıtlar arasındaki dengeyi sağlamak ve her şeyi yerli yerince yapmaktır.

    İşte Maxime Rodinson’un Hz. Muhammed’le (SAV) İlgili Çarpıcı Saptamaları.

    (Bu tespitlerin ufuk açıcı önemini kavramak için, bunları bir Mü’minin inancı değil, insaflı ve hür akıllı bir Yahudi’nin bakış açısı olduğunu asla unutmamalıydı.)

    Müslümanlarda Hz. Peygambere olan bağlılık yüzyıllar geçtikçe biraz daha artmıştır. Milyonlarca Müslümana hayat nedeni sağlayan ideoloji, Allah kelamının son taşıyıcısı olan bu eşsiz adamın eseri değil midir? Ve Muhammed böylece, Müslümanlar arasındaki ideolojik ve manevi birliğin kökeni olmakla kalmayacak, sembolü haline de gelecektir. “Güneş nasıl aydan ve deniz nasıl bir damla sudan daha üstünse, Muhammed de öteki peygamberlerden öyle üstün birisidir. Bütün geçmiş peygamberler tarafından ortaya konan kolyenin en güzel incisi, yaratılan şiirin en ulaşılmaz mısrası Hz. Muhammet’tir.

    Yozlaşmış Hıristiyanlık O’nda (haşa), kötülük ve şehvet düşkünü baş düşmanını; İslam’sa “mahlûkların en mükemmeli”ni göredursun; dine inanmayan bir takım başka akıl yürüten vicdan ehli adamlar ise, O’nda, kendileri gibi düşünen ve eyleyen bir insan bulmaya çalışacaklardır. XVIII. Yüzyılın başlarında Boulainvillers, Hz. Muhammed’i akla uygun bir din kurmuş olan bir doğa filozofu olarak selamlamaktadır. Her şeyden önce Hıristiyanlığa saldırma amacını güden (gizli Yahudi) Voltaire (Volter) ise O’nu (haşa), hurafelerden yararlanarak halkını zafere eriştiren zeki bir sahtekâr şeklinde tanımlamaktadır. Oysa bütün “Işıklar Yüzyılı”nın gözünde Muhammed; doğa ve akıl dininin peygamberi konumundadır. Ve Alman Filozof Gothe, Muhammed’e hasrettiği nefis bir şiirinde, deha sahibi insanın en yetkin örneği olarak gördüğü peygamberi, derelerin ve çayların okyanusa ulaşmak için kendisinden yardım beklediği koca bir ırmağa benzetip, O’na hürmet ve muhabbetlerini sunmaktadır. Cariyle’a göre ise, Tanrısal bir özelliğe sahip olan bu büyük ruh, insanlığın en önde gelen kahramanları arasında yer almaktadır.

    Edebiyatçıların ardından bilginler de Hz. Muhammed’i araştırmış ve el uzatmıştır. Kaynaklara inerek ve gittikçe daha derinden didik didik ettikleri Arap tarihçilerine dayanarak, Peygamberin biyografisini kurup çıkarmışlardır. Hubert Gimme O’nu (haşa), zenginleri ürküterek onaylarını almak için kendisinin hazırladığı (haşa) bir “mitoloji”nin yardımıyla, mali ve sosyal reformunu gerçekleştirmiş olan büyük sosyalist şeklinde yorumlamaktadır. Çoğu şarkiyatçılar yargılarında dikkatli davranarak, Muhammed’in dinsel sevkini ön plana çıkarırken; tarihsel kaynakların büyük bilgini Belçikalı Cizvit rahibi Henri Lammens’in kindarlığı ve peşin saplantıları kendisini, Peygamberin samimiyetini inkâra kadar sürükleyip azıtmaktadır. Sovyet bilginleri ise, Hz. Muhammed'in gerici mi, ilerici mi olduğunu hararetle tartışmakta, öte yandan Arap ülkelerindeki milliyetçiler, sosyalistler ve hatta komünistler, O’nu bir öncü olarak selamlamaktadırlar.

    Görüyoruz ki herkes Muhammed’de, kendi öz (veya çağsal) kaygı ve problemlerinin yankısını aramış; anlamadığı yanını yok saymış; ve O’nu kendi tutkularına, fikirlerine ya da hayallerine göre biçimlendirmeye çalışmıştır. Bu kanundan kendim de tamamen sıyrılabilmiş olduğum iddiasında değilim. Ama, arı nesnellik nasıl ulaşılması olanak dışı bir şeyse; bile bile tarafgir olma gereğini öne sürmek de bir o kadar saçmadır. Düşüncesi ve eylemiyle dünyayı sarmış olan bu Zat’ın hakkında, aslında pek az şey biliyoruz. Ama, tıpkı İsa konusunda olduğu gibi, bize anlatılan yarım yamalak hikayelerin ve doğruluğu kesinleşmemiş rivayetlerin içinde bile; Muhammed’in başka hiç kimsede rastlanmayan üstün bir kişiliğin ışığıyla parıldadığını görmek olasıdır. Çevresinde toplanmış sıradan adamlar için çarpıcı olan da işte bu ışıktır. Ve ben de bu kitapta işte bu ışığı, görebildiğim kadar tespite çalıştım. Basit bir kişilik değildir Muhammed. Ne şeytani bir canavardır, ne de gözlerini sadece Tanrısına dikmiş mistik bir insandır. Anladığımız kadarıyla (haşa) Muhammed, karmaşık ve kendi kendisiyle çelişen bir yapıdadır. Zevkten, nasibini aldığı kadar dünyadan el etek çekmeye de düşkünlüğü vardır. Çoğu zaman şefkatli, kimi zaman bazılarının zalim diyebileceği şekilde adaletli ve dirayetli davranmaktaydı. Allah’ına karşı korku ve aşkla dolu bir dindardı, ama aynı zamanda bütün tavizlere hazır bir siyaset adamıydı. Günlük hayatında pek de belagat sahibi değildi ama, kısa bir dönem boyunca hayranlık verici bir şiirle dolu metinler çekip çıkardı bilinçaltından. Sakin ve sinirli, cesur ve ürkek, temkinli ve açık yürekliydi. Uğradığı hakaretleri kimi zaman derhal unutur, kimi zaman da amansızca kin güderdi; kibirliydi ama alçak gönüllüydü, iffetli ama şehvetliydi, zekiydi ama bazı konularda inanılmayacak derecede saftı. Ve öyle bir kuvvet taşıyordu ki içinde, şartların da yardımıyla bu kuvvet O’nu dünyayı altüst etmiş bir avuç adamdan bir tanesi konumuna taşımıştı.[3]

    Bu tespitlerin bir kısmı, İslami bakış açısı ve mümin yaklaşımıyla yanlış ve yakıştırma olsa da; Hz. Muhammed Aleyhisselamı Allah’ın görevlendirip yönlendirdiği bir peygamber değil de, sadece şahsi gayret ve ferasetiyle, büyük bir devrim ve değişime öncülük etmiş bir lider şahsiyet şeklinde değerlendiren bir batılı düşünür olarak Maxime Rodinson’un çok önemli teşhis ve tahliller yaptığı da bir hakikattı. Bize düşen bu yorumlardan yararlanmaktı.

    Evet, Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz; Cenabı Allah’ın Celal ve Cemal sıfatlarının birlikte ve kâmilen tezahür ve tecelli ettiği örnek ve yüksek bir zattır. O, hem Rabbına karşı korku ve aşkla dolu bir dindardı, aynı zamanda başta anlaşılamasa da sonuçları hakkın, halkın hayrına yarayacak birtakım geçici taviz ve taktiğe yatkın bir siyaset adamıydı. Yerine göre sakin ve merhametliydi, ama gerektiğinde metin ve heybetli bir insandı. Hem tevekkül ve teslimiyet ehliydi, hem oldukça dikkatli ve tedbirli davranırdı. Hem çok cesur ve açık yürekliydi, ama yerine göre gizemli ve yüksek siyasetçi olmaktaydı. Hem bağışlayıcı ve hoş karşılayıcıydı, ama gerektiğinde, nefsi gururu için değil, kamu hukuku ve insanlık onuru ve huzuru adına fırsat kollayıp intikam alıcıydı. Her zaman çok zeki ve ferasetli davranır, bazen oldukça sade ve safiyetli bir tavır takınırdı.

    Bazen Abdullah b. Ebi Serh gibi, hiç hazzetmediği kimseleri vahiy katibi yapıp en yakınına alacak kadar siyasetli; bazen en sevdiği kişi Hz. Ali’yi, kendisi yerine öldürülmek tehlikesiyle yatağına yatıracak ve onu görünüşte tek başına canavarlaşmış düşmanlarının insafına bırakacak, ama gerçekte Allah’ın korumasına ısmarlayacak kadar metanetli birResulüllahtı…

    Yeri gelmiş, kendisine ve dinine düşmanlık etmiş binlerce insanı, Mekke Fethinde olduğu gibi, bağışlamış; ama yeri gelmiş, fıtratları bozulup vicdanları kararmış, fırsat buldukça fesatlıktan vazgeçmeyecekleri kesinlik kazanmış yüzlerce insanın, Beni Kureyza Yahudilerinde olduğu gibi, hıyanetleri nedeniyle erişkin erkeklerin boyunlarının vurulması kararını uygulamıştır.

    Yeri gelmiş, kendisini öldürmeye geleni hoş karşılayıp ağırlamış; yeri gelmiş Uhud Savaşında olduğu gibi, elinde kılıçla fiilen düşmanla muharebeye katılmış ve üzerine hücum eden bir kafiri yaralayıp cehenneme yollamıştır.

    Yeri gelmiş, kendisine olmadık hakaret ve hıyanetleri reva gören Taif’li çapulculara“Allah’ım bunlara hidayet ve merhamet buyur, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dualarda bulunmuş, ama yeri gelmiş davetçi ve ders verici olarak görevlendirilen sahabelerini tuzağa düşürüp katledenlere aylar boyunca, hem de namaz esnasında lanet okumuşlardır.

    Şimdi daha iyi anlıyoruz ki: En doğru ve doyurucu şekilde Allah’ı tanımak için Resulüllah’ı; Resulüllah’ı tanımak için de Kur’anı Azimüşşanı dikkatlice okumak ve anlamak lazımdır. Hatta Erbakan Hocamızı, kutlu davasını, hayatında yararlandığı taktik elemanları ve geleceğe hazırladığı stratejik kadrolarını, temel alt yapı planlarını ve dünyayı kucaklayan genel programlarını, birbiriyle çelişik sanılan farklı tavırlarını doğru okumak ve yorumlamak için de, yine her konuda örnek aldığı ve çağımızdaki takipçisi gibi davrandığı Hz. Peygamber Aleyhisselamı çok iyi kavramak mecburiyeti vardır.

    ER-BAKAN Çevirisinde, Maxime Rodinson’un Hz. Muhammed Aleyhisselamla İlgili:

    • Yeni İslam toplumunu; manevi inançları, ahlaki kuralları kadar maddi ihtiyaçlarını da hesaba katarak sağlam ve dengeli bir birliktelik oluşturmak yolundaki başarılı siyasetine dikkat çekmesi (Sh.97)

    • Eski sistem ve gelenekleri kökten değiştirmek yerine, yanlış ve haksız kısımlarını terk edip, yararlı ve yatıştırıcı taraflarını bazı düzeltme ve eklemelerle devam ettirme tercihinin sosyal psikolojiye uygunluğunu dile getirmesi. (Sh.98)

    • Habeşistan Hicretinin, bir amacının da, Necaşi gibi güçlü ve saygın bir destekçi kazanmak yanında, Mekkeli Müşriklerin ve Yahudilerin tekelindeki Suriye-Yemen ticaret yolunda yeni ve etkili bir ekonomik üs kurma gayreti olabileceği tespiti. (Sh. 127)

    • Ve yine sahabelerin bir kısmını Habeşistan’a göndermesinin, hicrete bir vatan arayışı yanında, aralarına fitne ve şüphe tohumları ekilen Müslümanları bir süre oyalama ve ortak meşguliyet ve mecburiyetlerle dinlerine ve peygamberlerine bağlı kalmalarını amaçlamış olabileceği tahlili (Sh.129)

    • Hz. Muhammed’in meşhur Medine vesikasıyla, münafıkları, makam ve menfaat sevdalılarını ürkütmemek için ismen ve resmen değil ama fiilen yeni oluşuma kendisini son karar merci ve hakem kabul ettirme siyaseti. (Sh.161)

    • Peygamberimizin gizli ve açık düşmanlarını birbirine düşürmek, bazılarına birtakım vaatler ve ümitler verip, zararı yakın takımına hücum etmek suretiyle imkân ve fırsatlarını israf etmediğini. (Sh.165)

    • Hz. Muhammed’in her şeyden önce, inançlı ve birbirine bağımlı siyasi bir parti (hizip) oluşturup, dinini ve hedefini bu siyasi teşekkülle gerçekleştirmeye yöneldiğini (Sh.175)

    • Medine’deki güçlü ve etkili Yahudilere ve Hıristiyan kabilelere yakınlaşmak ve yumuşatmak için önceleri onların da kıblesi olan Kudüs’e doğru namaz kılındığı halde, onların hıyanete kalkışması ve tehlike olmaktan çıkarılması sonrası, Kıbleyi Kâbe’ye çevirip, psikolojik ve politik bir bağımsızlık simgesini pekiştirmesi (Sh.185)

    • Savaşlarda her türlü teknik ve taktiği uygulamaktan ve düşmanlarının zafiyetlerini çok iyi tespit edip onları bu açıklarından ve hiç beklemedikleri tarzlarda vurmaktan çekinmemesi. (Sh.198-199)

    • Uhut'taki gibi zahiri hezimetleri bile düşmanın aleyhine çevirebilmesi. (Sh.208-209)

    • Hudeybiye barışında, en ileri sahabelerin itirazına rağmen, görünürde çok ağır tavizler verip, ama orta ve uzun vadede büyük getirilere ve Mekke fethine zemin hazırlayabilmesi. (Sh.218)

    • Dünyanın süper güçlerine, önemli devlet ve aşiret reislerine Hakka davet ve teslimiyet mektupları yazarak, onları psikolojik etki altına almak ve İslam Dininin ve Adalet düzeninin evrensel mesajını ulaştırmak suretiyle, Medine vesikasıyla gerçekleştirdiği fiilen site devleti reisliğinden bu sefer fikren Dünya liderliği statüsüne yükselmesi... (Sh.219) Gibi tespitleri gerçekten önemlidir ve üzerinde durulmaya değerdir.

    ER-BAKAN çevirisinin kapak kompozisyonu olarak, Atilla Tokatlı’nın Gün yayınlarınca çıkarılan 1968 baskısı kapaktaki, ALLAH ile MUHAMMED isimlerinin Arapça yazılışlarının iç içe girmiş ve tek çerçevede birleştirilmiş şeklinin aynen alınması da oldukça dikkat çekicidir ve bize göre önemli sırlara işaret edilmektedir.

    Hz. Peygamberimiz, adil ve asil bir dünya hevesini, haklı ve hayırlı bir hayat özlemini çeken birisiydi. Mevla O’nun yüksek fıtratında ve örnek tabiatında bu ulvi ve kutsi hedefleri gerçekleştirme meyli yerleştirmişti. Aslında büyük hayaller kuramayanlar büyük hedeflere erişemezdi. İnsani hayaller, Rabbani hakikatlerin ruhlara yansıyan görüntüleri ve mutlu devrimlerin çekirdekleri gibidir. Çünkü her şeyi olduğu gibi, hayalleri yaratan da yine ancak Cenabı Hak Hazretleridir. Kof kuruntu ve boş avuntu olan şeytani safsatalar hariç; birçok kurgu filmler gelecekteki olayların manevi projeleri yerindedir.

    Zaten hayal etmekten, derin düşünmekten ve fikir üretmekten ürken tiplerin akılları ve algıları güdükleşip körleşecektir. Kuru akıl, karanlıkta el yordamıyla yürümeye çalışan kör bir insana benzemektedir. Sezgi yeteneği ise, gözleri gören topal bir insan gibidir. Allah’ın inayeti ve iman feraseti sayesinde akıl ile sezgi birleşirse, olumlu hayaller kurulup, onurlu akıbetlere ulaşılabilir.

    Ve hele Ahir zaman Nebisi ve Allah’ın en mükemmel halifesi makamında yaratılan Hz. Muhammed Aleyhisselam gibi, bizzat Rabbani ilhamın ve vahiy ikramının yönlendirdiği külli aklın temsilcisi bir Zat’ın, sadece kendi asrını ve coğrafyasını değil, gelecek çağları da kuşatıp kurtaracak kutlu projelere tercümanlık etmesi ve bunları Kur’ani prensipler şeklinde gelecek nesillere saadet reçetesi olarak bırakıp gitmesi elbette gereklidir. Evet, Efendimiz bildiği her şeyi herkese söylememiş, insanlara akılları ve anlayışları seviyesinde hitap etmiştir. Ve bize “Akıllı ve dikkatli insan bildiklerinin ve düşündüklerinin hepsini söylemez, ama söylediklerinin ve eylediklerinin hepsini düşünerek ve sonunu gözeterek hareket etmelidir” gerçeğini öğretmiştir.

    Çünkü Şu Beş Şeyin Sonu Rezilliktir ve Pişmanlık Vericidir:

    1- Uyumsuz ve huzursuz bir ahlakla birlikte, gözü karalılık ve ucuz kahramanlık,

    2- Aşağı ve bayağı bir hayat tarzıyla birlikte, inatçılık ve bilgiçlik taslamaklık,

    3- Gevezelik ve zevzeklikle birlikte, yalancılık ve yalakalık,

    4- İnsanların ayıbını ve açığını bilmekle birlikte, onlara yakın durmak ve şerlerinden emin olmaklık,

    5- İnsaf ve adalet duygusu körlenmekle birlikte, yaptığı haksızlıkları iyi niyet ve mazeret kılıfına sokmaklık.

    Hem son peygamber sorumluluğuyla davetçi, eğitici ve öğretici olarak; hem aile reisi ve devlet yöneticisi olarak, hem askeri birlik reisi, hem örnek bir kul sıfatıyla abid birisi olarak, farklı konularda, ya kendileri ihtiyaç duyarak veya sorulara cevap olarak, her gün en az yirmi beş (25) cümle konuşsa, yılda yaklaşık 10 bin (on bin) cümle edecektir. Bunu nübüvvet süresi olan 23’le çarparsanız, 230 bin gibi yuvarlak bir sayı meydana gelmektedir.

    Hz. Peygamber Efendimizin fert, cemiyet ve devlet hayatıyla ilgili; imani, ahlaki, ailevi, ticari, zirai, askeri, hukuki ve siyasi konularda konuştuğu her söz “Hadis-i Şerif” kapsamında olduğundan, Sahabe-i Kiram erkek ve kadın hepsi bu hadisleri dikkatle dinlemiş, ezberlemiş, bazıları yazıp kaydetmiş, biri birlerine nakletmiş, duymayanlara öğretmiş olmalarına ve daha sonra çok ciddi ve titiz bir hadis derleme ve eleştirip eleme ilmi oluşturulmasına rağmen, 23 yıl gibi uzun bir zaman zarfında ve çok farklı mekân ve durumlarda konuşulan bu hadis-i şerifler arasında hiçbir aykırılık bulunmaması, O’nun peygamberliğinin en açık bir delilidir. Tabi değişen şartlara ve ihtiyaçlara göre, bazı konuların yasaklanması veya serbest bırakılması ayrı bir meseledir. Yani Hz. Peygamberimizin hiçbir yalanına, haber ve hükümlerinin yanlış çıktığına asla rastlanmış değildir.

    Bu nedenle O’nun sünnetine ve hayat sistemine, O’nun barış ve bereket reçetesi öğütlerine ve prensiplerine, ve O’nun yüksek ve örnek rehberliğine, insanlık her zamankinden çok daha muhtaç vaziyettedir.

     

     


    [1] Ragıp-ı İsfehani-El-Müfredat Fi Garibül Kur’an. Meymeniyye Matbaası, 1324 hicri, sh. 19-20

    [2] Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın Kelime-i Tevhid tarifi.

    [3] Maxime Rodinson. Atilla Tokatlı Ter. Hür. Yy. sh. 201






























    Bu Haber 944 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS