• HOŞGELDİNİZ EY HAKİKAT SARAYININ MUHAFIZI!..

    HOŞGELDİNİZ EY HAKİKAT SARAYININ MUHAFIZI!..

    11 Nisan 2017

     
    | Devamı



       HOŞGELDİNİZ EY HAKİKAT SARAYININ MUHAFIZI!.. 



    Şekilcilikle yaşadığımız İslam’ı, şuurla yaşamayı bizlere öğrettiniz Hocam.
    Dinimize, Vatanımıza hizmet etmeyi; iç ve dış fitnelerin oyunlarına ve piyonlarına alet olmadan hizmet etmeyi bizlere öğrettiniz Hocam. 
    Dinimizin davamızın içine sızmış sahtekârlardan, fikirlerinden bizleri kurtararak “Davamıza hizmet ediyoruz diye, davamızı bilmeden hançerlememize” engel oldunuz Hocam.
    Meleklerle tanıştığını iddia eden, Hz. Ali efendilerimizle görüşebildiğini açıkça söyleyen ABD paralelindeki belamlardan; Milli Görüşün içerisine sızarak Milli Görüşün temellerine dinamit koymaya çalışan şeytanlardan; cehdü gayretinizle, ilmi ferasetinizle, cesaret ve öncülüğünüzle bizleri uyandırdınız,büyük oyunlarına alet ettirmediniz Hocam.
    Bilerek ya da bilmeyerek Siyonizm’in kontrolüne giren şahıslardan, tarikatlardan, partilerden, inançlardan bizleri haberdar ettiniz Hocam. 
    Seviyemize, konumumuza, bilgisizliğimize rağmen, en yüce hakikatleri anlattığınız halde geç anlama hallerimize rağmen, anlattınız-anlattınız-anlattınız…
    Şahidiz Hocam!
     Siz Görevinizi Hakkıyla yaptınız yapıyorsunuz. Bir vatanın en büyük zenginliği ve gücü sizler gibi Bilgelere sahip olmasıdır.
    Bu vesileyle Ey 11 Nisan
    1949 yılında Doğan; İnsanlığın Yeniden Kurtuluş Davası olan Milli Görüş Hareketinin Lideri  Prof.Dr.Necmettin Erbakan Hocamızı en iyi anlayan, anlatan ve  davasının sadıklarının öncüsü olan, Allah'ın izniyle Siyonizmi (Deccalizmi) bertaraf edecek OLAN  Hoş Geldiniz . Muhterem hocam Doğum gününüzü candan kutluyor, rabbimizden dileğimiz sizi başımızdan eksik etmemesini niyaz ediyor saygıyla hürmetle ellerinizden öpüyoruz .Allah sizlerden razı olsun ..

    Hakikat Sarayının Muhafızı

     

    Ey Can,

    Sen ki Hakikat Sarayının

    En Sağlam muhafızı!

    Gerçeği arayan

    Vicdanına danışan,

    Yüreğiyle, bileğiyle;

    Sevdasıyla;

    Teslimiyeti, Kulluk bilinci

    Dillere destan Sadakatıyla,

    Şaşırtan cesareti; tüm adanmışlığıyla

    Önümüzde fenersin!

    Yolumuza Rehbersin

    Milli Görüş okulunun en örnek talebesi,

    Ol Sultan-ı Aziz’in

    En Sadık bir bendesi,

    Hakikat erlerinin, ne güzel numunesi!..

    Teşrif-i Evveline Alem’in vurulduğu!

    Teşrif-i Sanisiyle işin kemal bulduğu!

    Can’ ların Can’ı ( SAV ) na ulaştıran

    En Sağlam, en kestirme Yolsun.

    Tuttuğun el hatırına;

    Kadim kötülüğün şatosu

    Siyonist şeytanlar yok olsun!

    Tüm acılar son bulsun.

    Mazlumlara müjde,

    İnsanlığa muştusun!

    Hoş geldin dünyamıza

    Havariyyun yolunda,

    Bizi de kat Hak safına

    Elimizi bırakma!..


    ______________00000000_______________

     



    Sen saadet baharının, gül kokan reyhanısın

    Sen imtihan sahrasının, yol açan bürhanısın!..

      

    Sen hakikat davasının, en sağlam adamısın

    Milli görüş sevdasının, kahraman endamısın!..

      

    Üstat, mümin gönüllere, ümit aşılayansın

    En çetin musibetleri, metin karşılayansın!..

      

    Hak uğrunda yan çizmeyip, her belaya bulaştın

    Hiçlikle nefsini aşıp, hakikate ulaştın!..

      

    Rabbim, Sultani sırların, hikmet kapısı kıldı

    Sayende ruhumuzdaki, nice putlar yıkıldı!..

      

    Şefkatli merhametlisin, sertliğin mertliğinden

    Özün sözün hep bir Senin, asalet netliğinden!..

      

    Acıtarak ameliyat, yaptığında zorudun

    Ama nefsin ve Şeytanın, tuzağından korudun!..

      

    Kur’an’ın tercümanısın, İsa’nın mucizesi

    Sen Erbakan uzmanısın, ahir zaman müjdesi!..

      

    Sana muhabbet ve hürmet, Hak safında diz dize

    Sadık bir taleben olmak, ne büyük nasip bize!..

      

    Biz sana minnet borçluyuz, Mevla’ya binler şükür

    Kadir kıymet bilmeyenin, nankör yüzüne tükür!..

      

    Tek Allah’a kul köleyim, hakka hayrandır özüm

    Şerre zulme kalkandır, kılıçtır Milli Çözüm!..

      

    Harun’ları olabilmek; büyük şans, Musa’ların

    Ne şereftir Kıtmirliği, Muhammed Mustafa’nın!


    ---------******************-----------------*********----


    BU BİLGE'Yİ TAKİP ETMEK BOYNUMUZUN BORCU DEĞİLSE YA NE DİR?!!!!!!

     

    Zamanımızın, 
    1- Halis niyet sahibi olan
    2- Tağutun her çeşidini inkâr ve red etmeyi başaran
    3- Zalime ve zulme itiraz edip karşı duran
    4- Hakkın hâkimiyeti için cihad ruhuna sahip olan
    5- Dünyalık servet, şöhret kaybı ve zarara uğrama kaygısı taşımayan
    6- Sadece Allah’tan korkarak imanını, aklını ve vicdanını ölçü alan
    7- Allah’ın Dünya’da Zafer va'di; Ahirette ise Cennet ve Rü’yet müjdesinden asla şüphe duymayan
    8- Yüksek bilgi birikimi ve derin ilmine rağmen asla kibre kapılmayıp, Tevazuu Sahibi ve Hikmet Ehli olan
    9- Ve bu İlmi karşılığında hiçbir ücret talep etmeyip, dünyalık elde etmediği gibi ömrünü ve malını Hak yolda harcayarak
    10- Üstelik Dininden ve davasından dolayı, Hak yolunda her türlü maddi manevi zarara, zulme ve cefaya uğrayarak
    11- Ama en önemlisi; ASLA birileri tarafından Kandırılmadan ve Aldatılmadan

     

    50 yıllık bilgi ve birikimini ortaya koyarak tüm insanlığın istifadesine ve hizmetine sunan Sayın Ahmet Akgül Üstadımızın “Meal-i Kerim” çalışması, elbette üstün faziletli ve muhakkak okunması gerekli bir eserdir. Bu büyük bilgi ve birikimin sonucu olarak da ayrıca Adil Düzen kitabını yazarak, tüm insanlığın kurtuluş reçetesini hazırlamış ve Aziz Erbakan Hocamızın projesi YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE VE YENİ BİR DÜNYA’ nın kapısını aralamıştır.


     

       AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI


    Daha yakından tanımak ve meraklarının yanıtlarını bulmak isteyen değerli okurlarımızdan ve birçok yazar ve fikir adamımızdan gelen yoğun talepler ve teklifler üzerine, başyazarımız ve genel yayın danışmanımız Ahmet Akgül Hocamızın kısa bir özgeçmişini hazırlayıp bilgilerinize sunmayı gerekli saydık…

    Hocamızın özgeçmişini hazırlarken:

    ●Daha önce bize verdiği bazı notlarından, ●Özel sohbetlerde ilgili sorularımıza verdiği cevaplarından, ●Mutlu bir tevafuk sonucu tanışabildiğimiz bazı okul arkadaşlarının ve talebelerinin hatıralarından, ●Bizzat ziyaret ettiğimiz, öğretmen olarak ilk defa tayin olunduğu Gemlik Şahinyurdu (Yukarı Benli) halkının anlattıklarından ve zaman zaman bazı görev ve hizmetler için istenmiş olan özgeçmiş yazılarından yararlandık…

    Bazı arkadaşlarımızın yönelttiği: “Nasıl bir geçmiş ve gelenekten, hangi görüş, gaye ve gayretten olduğunuzun yazılması, bazı okurları peşinen ürkütmesi ve ön yargılara sevk etmesi bakımından sakıncalı olmaz mı?” sorusuna: “Kendi kimliğimizi ve asli fikirlerimizi saklamak, okurlarımızı aldatmaktır ve onlara saygısızlıktır… Niyetini ve mahiyetini gizlemeye çalışmak; samimiyetsizlik ve özüne güvensizlik anlamı taşır!..”yanıtını almıştık…

    Mazeretlere sığınmanın hiçbir hoş yanı olmadığını ve mertliğe yakışmadığını; “Bin kere “Keşke”nin, bir kuruşluk yarar sağlamadığını” ondan çok sık dinleyip anlamıştık. “Bir tır dolusu lafın değil; bir tabak pilavın karın doyurduğunu”; Kur’an aşkının yanında, vatan sevdasının; devlet ve millet bağlılığının ne olduğunu, O’nun şahsiyetinde ve sohbetlerinde kavramıştık. Biz O’nun:

    “İlim; okuyup araştırdıkça, eksiğini ve bilgisizliğini fark etmek ve bunu telafi için, daha çok öğrenme gayretine düşmektir. Fazilet ise; herhangi konuda, yanıldığını anladığı an, o yanlıştan hemen vazgeçebilmek ve bunu bir gurur meselesine dönüştürmemektir. Ancak; aklının, inancının ve vicdanının değil, nefsi arzularının ve cüzdanının hatırına, sık sık gömlek değiştirenler ise, yalama ve yalaka kimselerdir. Düşmanımdan bile insanlık adına, haklı ve hayırlı bir yaklaşım görsem, ona hayranlığım; dostumdan ise, yıkıcı ve yakışıksız bir tavır görsem, ona da kızgınlığım ve karşı çıkmaklığım işte bu yüzdendir” sözlerini düstur edinmeye çalışmıştık. 

    Hocamız, 1949 yılında, Elazığ’ın merkez beldelerinden olup şimdi Keban Baraj gölü içerisinde kalan ve tarihe karışan Alişam’da dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Behzat Efendi, inşaat ustalığı ve marangozluk yapan ibadet ve istikamet ehli bir derviştir. Beş-altı yaşlarından itibaren, babasının seher vakitlerindeki zikir ve ibadetlerinden, evlerinin yanı başındaki tarihi cami ve medresenin manevi atmosferinden oldukça etkilenmiştir. Üstadımız Mısır Ezher’de tahsilini tamamlayıp köyüne dönerek açtığı medresede müderrislik yapan, icazet verdiği talebelerine Elazığ, Bingöl ve Diyarbakır çevresinde yeni medreseler kurdurup, ilmi ve manevi hizmetlerini yaygınlaştıran, bütün ömrünü ve servetini bu yolda harcayan ve Harputlu meşhur Ali Rıza Efendiye, “Beyzade” lakabını koyan büyük ilim ve irfan sahibi Hacı Ömer Efendi’nin soyundan gelmektedir.

    Rahmetli annesi Muzaffer Hanım: “İlk hamileliği sırasında Kövenkli meşhur Hacı Ömer Hudai Hz.lerinin makamını ziyareti esnasında uyuyakaldığını ve rüyasında şeyh hazretlerinin kendisine: “Bir erkek çocuğun doğacak. Adı Ahmet olacak. Ve çok yaygın ve yararlı hizmetler yapacak” dediğini nakletmiştir.

    Ahmet Akgül’ün çocukluğunun geçtiği Alişam; sayılı âlim ve evliyaların yetiştiği, mektep ve medreseleriyle, ulaşım ve alışveriş imkânları ve mümbit arazisiyle küçük bir ticari ve kültürel merkez gibidir. Kendileri; Kur’an’ı Kerimi, tecvidi, Osmanlıca eserleri - ilmihali ve diğer temel dini bilgileri, çok küçük yaştan itibaren, köyün hocası ve komşuları olan Hacı Dursun Efendiden öğrenmiştir. Elazığ’da ortaokula giderken, bir yandan da fırsat buldukça Hafız Abdullah’ın ve daha sonra Medine’de hocalık yapan âmâ Hafız Mustafa Albayrak’ın ders verdiği Başaran Kur’an kursuna devam etmiştir.

    Daha sonra 7 ilin katıldığı imtihanları 3’ncü olarak kazanıp Tunceli Öğretmen Okuluna girmiştir. İlk, orta ve öğretmen lisesinde hep kalburüstü talebeler içerisindedir. Sosyal ve kültürel yönden aşırı popüler ve biraz da haşarı birisidir. 15 yaşına kadar sürekli ve sıkı bir disiplin ve denetim altında tutulduktan sonra, öğretmen okulunda aile ve çevre baskısından kurtulmuş olmanın verdiği, psikolojik bir şaşkınlık ve taşkınlık dönemi geçirmiştir. Çok farklı köken ve kültürlerden gelen öğrenci ve öğretmenler sayesinde, ülkenin acı gerçekleri ve düzenin güdükleştirici eğitim sistemiyle yüzleşip, duygu ve düşüncelerini ifade etmek üzere şiir ve edebiyata yönelmiştir.

    Bu devrede, inanç temelleri dâhil, toplumun bütün geleneklerini sorgulamaya ve yargılamaya girişmiştir. Akli ve ilmi gerçekleri esas alarak; muhakeme ve müzakere yoluyla, doğruyu ve yanlışı bulma becerisi ve cesareti güçlenmiş, bağımsız düşünme ve değerlendirme yeteneği filizlenmiştir. O zaman, moda salgını gibi türeyen solcuların;“Sosyal adalet kavramı, vahşi kapitalizme ve Amerikan emperyalizmine karşı tavırları” gibi bazı doğru söylemlerine rağmen; tutarlı ve yeterli tedbir ve teorileri olmadığını ve hele, bazılarıyla yakın arkadaşlık kurduğu bu tiplerin davalarıyla davranışları, sloganlarıyla yaşayışları ve insanlara yaklaşımları arasında hiçbir uygunluk bulunmadığını sezmiştir.

    Dersler kendisine çok hafif geldiği, sadece sınıfta dinlemekle yetindiği, buna rağmen yüksek notlar alabildiği ve hatta yatılı olduğundan parasız verilen kitapları bile, sene başında fakir ve gündüzlü talebelere hediye ettiği için; zengin okul kütüphanesindeki klasik eserlerden ansiklopedilere, her çeşit kitabı okuma, Batı kültürünü yakından tanıma, Türkiye’nin kimlik bunalımının, milli ve ahlaki yozlaşmasının farkına varma fırsatını yakalamıştır. Bu arada artık şiirleri de bazı ulusal dergi ve antolojilerde yayınlanmaya başlamıştır.

    1966 yılında öğretmen olarak Bursa Gemlik kazası Şahinyurdu, bir yıl sonra Şahintepe İlköğretim okuluna atanmış, arkasından 4 aylık temel eğitimini Sivas’ta tamamlayıp, Van’ın Erciş kazasına tayini çıkmıştır.

    Kısa bir süre de olsa, cahili hayatın bütün cazibelerinin; insanı nasıl bir çirkefe ve cehenneme sürüklediğini ve bu duruma düşenlerin ruh sefaletini ve perişan halini yaşayarak ve yakinen anlamıştır. Fıtratındaki mertlik ve sertliği; zulme ve zillete karşı cesur ve onurlu tepkisi yüzünden, henüz 18–20 yaşlarında ve gurbette tek başına, çok çetin sıkıntı ve saldırılarla uğraşmak zorunda kalmış, mahkemelik olup sürgünlere yollanmıştır. Böylece, sorunlarla mücadele ve musibetlere direnme azmi kamçılanmıştır. Bu devrede, gelip geçici olan ganimet ve güzelliklere, ölümle bitecek ve elden gidecek olan zenginlik ve zevklere, yani tüm dünyalık nimet ve etiketlere karşı büyük bir doygunluk ve soğukluk duygusu başlamış... Bunların yerine, sonsuz ve kusursuz olanı arama ve mutlak hakikate ve mutluluğa ulaşma arzusu kalbinde yeşerip bütün benliğini kuşatmıştır…

    1967–68 senelerinde; solculuk ve sağcılığın salgın bir hastalık gibi gençliği sardığı ve ülkeyi sarstığı dönemlerde, her iki akımın da kendi ifadesiyle nasıl “boş beleş ve toplumun başına tebelleş” olduğunun farkına varmıştır. Sosyal ve kültürel yönden popüler kişiliğinden ve girişkenliğinden yararlanmak hevesiyle, her iki tarafın da üyelik, temsilcilik ve liderlik tekliflerine ilgi duymamıştır. O günlere ait “cahiliye cıncık-boncukları” dediği, bazısı birincilik ve ödül kazanmış bütün şiir, öykü ve denemelerinin hepsini yakmıştır. Zaman zaman, bunlara hayıflandığını da bizlere aktarmıştır. İşte o dönemlerini ve üstadımızın mertlik ve netlik karakterini yansıtan bir şiiri:

     

    KAHBE DÜNYA!..

          

    Herkesin tapındığı bu hayat;

    Bana çok yavan geliyor,

    Oldukça basit ve bayat!…

    Sevmek ve sarılmak istesem de;

    Garip kuşkular,

    Ve muzdarip duygular,

    Hep beni engelliyor!..

          

    Oysa ben gerçeği arıyorum…

    Ama ne camide,

    Ne cümbüşte,

    Bir türlü bulamıyorum!?

    Bu ne sahte bir hayat,

    Bunalıyorum!..

    Sonsuzluğu, ölümsüzlüğü özlüyorum

    Bazen seziyorum, yaklaşıyorum

    Ne çare, tutamıyorum, heyhat!..

         

    Ne göktesin, ne yerdesin

    Ey Yüceler Yücesi, nerdesin?..

    Yalan bir dünya,

    Yalama bir toplum,

    Rol kesiyor herkes…

    Yüzlerde maske,

    Arkadan bıçaklıyor,

    En iyi dostum.

    Hiç doğmasaydım keşke!

    Şarkılar yalan

    Aşklar yalan

    Beyefendi sahte, berduşu sahte

    Sarhoşu sahte, sofusu sahte

    İnkâr ederek can verir

    Son nefeste!?

         

    Solculukmuş, sağcılıkmış

    Hepsi tuzak

    Ve samimiyetten uzak…

    Maneviyat, mezarlıkta kalmış..

    Mertlik, mazide tutsak…

          

    Bir sürü gavat

    Boynunda gravat

    Kimi din-iman satıyor

    Kimisi avrat!..

          

    Velhasıl, yalan dünya, hayal dünya

    Uydurmaca, masal dünya..

    Bazen tatlı bir rüya gibi,

    Bazen kâbus misali,

    Uyanınca, zeval dünya!..

    Ey kör dünya,

    Kirli dünya

    Döne döne dönekleşmiş,

    Gördün ya!

    Ah be dünya,

    Kahbe dünya!..

    -----------------------------------------------------------------------------------

    Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi Bölümüne ve Bursa Eğitim Enstitüsüne girmek üzere yazılı imtihanları kazandığı halde; sözlü eleme günü sabahı gözleri şiddetli ağrılarla aniden kapanmış, ama aynı akşam kendiliğinden açılmış olmasının hikmetini, Erciş Kadirasker medresesinde, muhterem ve muttaki bir zat olan Molla Nurettin (Akkuş)’a talebe olup; kolaylaştırılmış ve kısaltılmış özel bir metotla Arapça ders alma hevesine bağlamıştır.

    1970 yılında Elazığ Palu kazası Gülüşkür (Muratbağına) tayini çıkmış, işte bu sırada 21 yaşlarında iken Hacı Haydar Efendiyle tanışıp, sohbet ve ders halkasına katılmıştır. Bu sıralarda, dini yobazlaşmaya ve tasavvufi yozlaşmaya karşı da mücadele başlatmıştır. Gülüşkür’de kaldığı 7 yıl boyunca, bir nevi inziva hayatı yaşamış, ciddi, düzenli ve disiplinli bir ilmi araştırma ve ahlaki olgunlaşma yolunda çabalamıştır. Talebelik yıllarında haberdar olduğu ve bazı kitaplarını okuduğu Risale-i Nur üzerinde yoğunlaşması da, bu döneme rastlamaktadır. Aynı süreçte, Büyük Gazete’de, Yeni Devir ve Milli Gazete’de yazıları yayınlanmaya başlamış, Elazığ, Malatya, Bingöl, Diyarbakır, Antalya ve Adana gibi illere, manevi terbiye ve ilmi tebliğ sohbetlerinde bulunmak üzere ziyaret gezilerine çıkmıştır.

    1977 Yılında, hizmet ehli arkadaşlarının isteği ve gönül Üstadının izni ile öğretmenlikten ayrılıp, dağılan Akıncılar teşkilatını yeniden kurmak üzere Elazığ’a taşınmış ve Et Balık Kurumu Personel Müdürlüğü görevine atanmıştır. Bundan sonra Erbakan Hoca’nın seminer ve sohbetlerinin, miting ve yurt gezilerinin hemen hepsine katılmaya çalışmış, çok geçmeden sürgüne uğrayıp İstanbul’a yollanmıştır. Ardından Ankara merkeze alınmış bu da yıldırmayınca, “Bir hastane raporundaki tarih okunmuyor” bahanesiyle görevden uzaklaştırılmıştır.

    Yaptığı mücadele ve girişimler sonucu tekrar öğretmenliğe dönmesi sağlanmış, bu arada dışarıdan imtihanlara girerek Eskişehir Anadolu Üniversitesinde Yükseköğrenimini tamamlamıştır. Akıncılar Başkanlığından sonra Mefkûreci Öğretmenler Derneği II. Başkanlığı ve İlim Yayma Cemiyeti Başkanlıkları da yapmıştır. Bunların yanı sıra Milli Gazete ve Yörünge Dergilerindeki yazıları artmıştır. 12 Eylül döneminde Malatya Sıkıyönetim Mahkemesinde uzun yıllar yargılanmış ve yine Adana’da bir sohbet sırasında arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmıştır. İlk bir-iki oturum hariç, Erbakan Hoca’nın 12 Eylül Darbesi sonrası Ankara Mamak Askeri Mahkemesinde görülen duruşmalarının hemen hepsine katılmış, Refah Partisi’nin Elazığ, Malatya, Bingöl, Adana ve Mersin’deki kuruluş çalışmalarında gönüllü görev almıştır.

     Bu arada sıra ile “İslam Davası, Erbakan Devrimi, Nifak Hareketleri, Ahu Figanım (Şiir), Tarikat Terbiyesi, Yeni Bir Dünya, Mesaj ve Metot (Teşkilatçılık) kitapları yayınlanmış, yurt çapında bütün il ve ilçelerde seri konferansları yaygınlaşmış, Avrupa’nın hemen her bölgesine, Libya, Mısır, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerine seminer ve sohbet seyahatleri sıklaşmıştır. Yazıları ve kitapları, yurt dışında ve Türkiye’de bütün Milli Görüşçü teşkilatlarda ders kitabı ve seminer programı olarak takip edilmeye çalışılmış, Kur’ani gerçekleri çağın sorunlarına ve insanlığın ihtiyaçlarına çare ve proje üretecek şekilde yeniden yorumlayan yaklaşımları, gelenekçi ve taklitçi zihniyetin değişmesinde önemli rol oynamıştır. 1995 RP Adana milletvekili adayı olarak seçimlere katılmış, iki sene sonra da emekliye ayrılmıştır.

    Konferansları ve yazıları yüzünden pek çok mahkeme açılmış, aylarca sorgulanmış, nihayet 312’ye muhalefet bahanesiyle Malatya DGM’nin verdiği yaklaşık 1 yıllık cezanın infazını, Keban kapalı cezaevinde yatmıştır. O sırada yurt dışında bulunmasına rağmen “Ülkemin zindanları, yabancıların saraylarından daha tatlıdır” diyerek Türkiye’ye dönmüş ve kaderine katlanmıştır.

    Türkiye’de “derin devlet” diye bilinen gizli ve etkili güçlerin: 1-Kirli ve hain Derin Devlet 2-Milli ve haysiyetli Derin Devlet olarak, iki cephede ve çok stratejik ve taktik bir mücadele içinde olduğunu… Ve yine yeryüzünde: Siyonist Yahudi sermayesinin güdümündeki ABD ve AB’nin başını çektiği ŞEYTANİ ZULMET ittifakına karşı; Erbakan Hoca’nın kurduğu D–8’ler çizgisinde ve Rusya’dan Venezüella ve Brezilya’ya kadar farklı ülkelerin katılımıyla şekillenen; İNSANİ ADALET ittifakının bulunduğunu; ilk defa fark edip ortaya koyan ve yeni bir diriliş şuuru etrafında, vatansever ve münevver sağcıların, solcuların, gerçek Atatürkçülerin ve Milli Görüşçülerin toparlanması gereğini savunan ilim ve fikir adamlarımızdandır. Siyonist ve emperyalist şer ittifakını hedef alan yazı ve kitapları nedeniyle, bazı malum merkezlerce takibe alınanlardan ve sıkça tazyike uğrayanlardandır.

    Milli Görüş’ün üst kademelerinde; kasıtlı davranışlarını ve yamuk yaklaşımlarını sezdiği bazı kişilerin art niyetlerini, Lider’e ve davaya zarar veren şüpheli ve şaibeli hareketlerini hatırlatıp cemaati uyardığı için; teşkilata katılmasına, konferanslarına ve Milli Gazete’de yazmasına ambargo uygulanmıştır. Uzun yıllar birlikte çalıştıkları halde, bazı nefsi saplantılardan ve fevri davranışlarından dolayı “Elaziz” ekibinden de ayrılmıştır. Emekli olduktan sonra kitap çalışmaları; gazete ve dergi yazıları ve araştırmaları hız kazanmıştır... 2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm Dergisi”ni çıkarmaya başlamıştır.

    Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Hocamız; küçük yaştan itibaren özel dersler alarak ve devamlı okuyup araştırarak kendini yetiştirmeye çabalamıştır. Uzun süreli, ciddi ve çileli bir manevi terbiye ve terakki dönemi yaşamıştır ve bunu hala bırakmamıştır. Bazen bir gecede ve iki-üç saat içerisinde 600 sayfalık eseri, hızlı ve hatırda kalıcı bir şekilde okuyup yedi-sekiz sayfalık özetler çıkardığına, önemli yanlışlarını saptayıp doğru yanıtlarını yazdığına defalarca şahit olup hayret ve hayranlık içinde kalmışızdır. Günümüzdeki hadiseleri ve problemleri; Kur’an’ın ayetleri, Resulûllah’ın hadisleri ve Asrı Saadetteki örnekleriyle karşılaştırıp yorumlama, bu sorunlara yeni ve yeterli çözümler ortaya koyma konusunda da Allah’ın özel bir lütfuna mazhardır. Üstadımız sık sık: “Nefsi terbiye ve terakki olmadan, sosyal ve siyasi hizmetlere kalkışanların; din istismarcılığından, makam ve menfaat avcılığından kurtulamayacaklarını” vurgulamıştır.  Bu nedenle kendileri de uzun ve zorlu eğitim ve olgunlaşma süreçlerine katlanmıştır. Oruçlu geçirmek sahur ve iftarda sadece bir parça kuru ekmek ve su ile kanaat etmek suretiyle, gündüz ve gece toplam dört saati bulmayan uyku haricinde, sürekli zikir ve ibadetle ve derin bir tefekkürle değerlendirilen 40 (kırk) günlük ÇİLE’ye (Nefis terbiyesine); biri Elazığ Merkez İlami köyünde, diğeri Merkez Yazıpınar Köyünde olmak üzere 2 sefer oturmuşlardır. Dikkat çekmesin, riyakârlık ve reklama girmesin ve rahatsız edilmesin diye köy camilerini tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca yine aynı şartlar içinde defalarca 10 günlük İTİKAF süreçleri yaşamıştır. Hocamız bunlarla; nefsin ve dünyevi heveslerin, öyle bir daha tepinmeyecek şekilde bastırılıp düzeltilmesinin değil, sadece disiplinize edilip dizginlenmesinin sağlanacağını, yoksa şeytani ve şehevi dürtülerden asla emin olunamayacağını vurgulamışlardır. Bu manevi (ahlaki ve tasavvufi) çabaların, zahiri ve siyasi cihada hazırlık manası ve maksadı taşıdığını hatırlatan Hocamız “Sağlam ve sarsılmaz bir karakter-şahsiyet oluşmadan, dini ve dünyevi hizmetlerde direnç ve dirayet sahibi olunamayacağını” anlatmışlardır.

    Bu riyazet ve ruhi safiyet sürecinde özellikle Kur’an’ın mana ve mesajını anlamaya yoğunlaştığını ve ağırlıklı olarak: “Ya Rabbi; Kur’an’ı doğru ve doyurucu şekilde kavrayacak bir basiret ve o doğrultuda davranacak, asla sağa-sola kaymayacak bir istikamet lütfeyle!” (amin) duasını tekrarladığını aktarmışlardır. Çünkü; İslam’a tabiiyet ve insanlığa hizmet yolundaki samimi bir gayretin, yüzlerce kerametten ve sahte şöhretten üstün olduğunu buyurmuşlardır.

    İnancımız ve ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

    Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 30 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır. AKP Hükümetinin ve Cemaatin, hangi odaklarca ve ne amaçla iş birliği ettirilip iktidara getirildiklerini ve birbirlerini dengeleyip frenlemek için fırsat verildiğini herkesten önce yazıp konuştuğu için, malum kesimlerce “Ergenekon’un Dinci Kanadı” gibi karalama kampanyalarına uğramış, tutuklanmış, yüzlerce mahkeme açılıp sıkıştırılmış ve on binlerce liralık tazminatlarla yıldırılmaya çalışılmıştır. Ancak, on bir yıl sonra da olsa, cemaatle hükümetin dershane kavgaları yüzünden, birbirlerine saldırmaları, gizli ve kirli işlerini ve ilişkilerini açığa vurmaları ve nihayet 15 Temmuz darbe kalkışmaları Ahmet Hocamızı bir kez daha haklı çıkarmıştır. Çünkü kendilerinin de sıkça hatırlattığı gibi “Hiçbir hastalık ve münafıklık, sonuna kadar gizli kalmayacaktır!”

    Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizce’ye çevrilip merkezi Londra’daki Cagalogu Yayıncılıkorganizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi Dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 20 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır.Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ımızın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Japonca ve Arabça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

    Çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 65 kadar kitabı bulunan üstadımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

    Emekli öğretim üyesi Kazım Candan Bey’in şu tespitleri ufuk açıcıdır:

    Tek kişilik bir ordu... Tek kişilik bir okul...  Ve tek kişilik bir kutlu oluşum; MİLLİ ÇÖZÜM ve Onun şahs-ı manevisi Ahmet Akgül..!

    Katı Ulusalcısından Ilımlı İslamcısına, AKP iktidarından, müzmin CHP+HDP muhalefet kanadına, tarikat istismarcılarından Cemaat (FETÖ) yapılanmasına; hepsinin haksızlık ve yanlışlıklarını yıllardır yazıp konuşan, ama bunlara karşı doğruları, ilmi ve milli programları da ortaya koyan ve bu yüzden nice saldırı ve sataşmalara uğramasına ve mahkemeler açılıp çeşitli cezalara çarptırılmasına rağmen hala dimdik duran ve metanetini bozmayan bir bilge ve mücahit insan!. Bu yüksek marifetlerin ve örnek meziyetlerin hiç birini kendi şahsına mal etmeyip, Cenabı Rabbil Âleminin lütfu inayeti ve Milli Çözüm Ekibinin himmet ve gayreti sayan, bunların sayesinde bu hizmetlerin başarıldığına inanan yılmaz, yorulmaz, sarsılmaz ve savrulmaz, adam gibi bir adam!.

    Bilmiyorum, çağımızda 67 yılına 67 kitap sığdıran, ömrünü verdiği kendi partisinden ve yakın çevresinden bile gördüğü onca hıyanet ve hakaretlere rağmen, haklı ve hayırlı Milli Görüş davasından ve hele Erbakan’a sadakatten ve Türkiye sevdasından milim sapmayan ve caymayan başka biri daha var mıydı?

    Ahmet Akgül dışında, Saadet Partisi ve teşkilatlarının, yan kuruluşlarının ve Erbakan Vakfının bunca eleman ve imkâna rağmen solcuların, ulusalcıların, sağcıların, din istismarcılarının ve iktidar yalakalarının onlarca gazete, dergi ve TV’lerinde Erbakan Hocaya ve İslami hakikatlere yönelik saldırılara susmaları karşısında, hepsinin tek tek yanıtlarını veren ve hadlerini bildiren ve bu uğurda her türlü tehdit ve tehlikeye göğüs geren biri daha çıkar mıydı?

    Evet, biraz serttir; ama bu sertliği mertliğinden ve netliğinden kaynaklıdır. Ve zaten çelik gibi bir irade ve karakteri olmayanın, bunca yükün altında sağlam kalması imkânsızdır. Hamur gibi yumuşak değil demir gibi sert ve sağlam olması bu hizmet ve gayretlerin devamı ve davasının hatırı için herhalde lazımdır ki, Cenabı Hak Onun fıtratını böyle kılmıştır.

    Şahsına ve menfaatine yönelik haksızlık ve yanlışlıkları -o an kızsa bile- kısa zamanda unutan, bütün bunların bizzat Allah tarafından ve imtihan kastıyla takdir buyrulduğuna inanan ve zahiri sebepler ve kişiler üzerinde fazla durmayan; ama Yüce Dinimize, Devletimize ve Türkiye’mize Milli ve Manevi değerlerimize, Milli Görüşün şahs-ı manevisine, ilmi ve insani projelerine yönelik kasıtlı ve şeytan kafalı saldırı ve sataşmaları ve bunlara cesaret eden küstahları – tevbe edip vazgeçmedikçe – asla unutmayan, Allah için buğzedip ayarsızlıklarını ortaya koyan ve bunlara karşı -makam ve mansıplarına bakmadan- metin ve çetin duruşuyla hayranlık uyandıran Ahmet Akgül Hocamız, üstadımızdır. Kırk yıldan fazladır Onu tanıyorum, yakından takip ediyorum; geceleri abid, gündüzleri mücahit ve fani dünyaya karşı zahid bir zattır. Sözü özüne, dışı içine, düşüncesi işine uygun bir zattır. Erbakan Hoca hariç, Kur’an’a ve İslam’a bu kadar aşina, Hak davasına bu denli sadık ve Aziz Hocasına bu denli aşık… Ve şeytanın cisimleşmiş ekibi Siyonizm’e, Deccalizm’e ve onların sinsi plan ve projelerine bu kadar vakıf başka bir insana rastlamadım. Allah’ın lütfu ihsanı olan bu yüksek sıfatlara ve bu yüksek donanıma rağmen bu denli sade, samimi ve mütevazı başka bir insan tanımadım.

    Olayların akışını, amacını ve sonuçlarını tam bir mümin ferasetiyle, 10 yıllarca önce tahlil ve tahmin ettiğinde, önce şüphe ile karşılanan; hatta bu yüzden çeşitli ithamlara maruz kalan, ama sonunda, hayranlık ve şaşkınlık uyandıracak şekilde hep kendisi haklı çıkan... Ve bunları da tamamen Kur’an’ın işaretine ve Resulûllah’ın beşaretine dayandıran Muhterem Ahmet Akgül Hocamızdan niye acaba; kendi partimiz ve dava kardeşlerimiz ürküp çekinmektedir?.. Niye tüm İslamcı ve yandaş medya Onu yokluğa mahkûm etme peşindedir? Niye sözde iktidar karşıtı medya Ondan hiç bahsetmemekte, gündeme getirmemektedir? Çünkü malum ve mel’un odakların açık piyonları da, münafık (İslamcı) taşeronları da ve hepsinin ortak patronları da elbette Kur’an’dan ve Onun tercümanından korkmakta haklıdırlar; ama kim bilir, belki de Cenabı Hak, özlenen ve gözlenen hakikat devriminin hazırlık şartları olgunlaşıncaya kadar bu gibi zevatı, nazardan ve kazalardan korumak için bir nevi saklamaktadır!..

    Cenabı Allah’a tam güvenmeyen, sadece O’nun rızasını gözetmeyen, her oluşumu ve sonucu O’nun takdiri ve taksimi bilip teslimiyet göstermeyen, her halde ve her meselede sadece kulluk şuuru ve sorumluluğuyla hareket etmeyen, övülmeyi de sövülmeyi de bu imtihanın bir sırrı ve parçası görmeyen bir insan, tam yarım asır (elli yıl) boyunca hiç usanmadan, değişip başkalaşmadan aynı hakikat noktasında sadık ve sağlam kalmayı nasıl başaracaktı? Tek yaranı ve yardımcısı bir avuç sadık Milli Çözüm ekibi arkadaşları olan bu Zatı tanımak, Onun talebesi ve takipçisi olmak bizler için ne büyük şans ve bahtiyarlıktı… Ya Rabbi bizi rızandan, Hak davandan ve bu kutlu Milli Çözümcü dostlardan ayırma, ayaklarımızı kaydırma, bu hayırlı oluşumdan caydırma… Amin.

    Ali Çağıl’ın Umre ziyareti sonrasında yaşadığı çok önemli ve müjdeli bir anısı. (02 Ağustos 2016 - Gebze)

    Yıllar önce yine bir seçim arefesi hazırlık ortamıydı; dükkânın camlarına asmak için iki adet Erbakan Hocamızın pankartını yaptırmıştım. Pankartın etrafından delik açtırıp ip bağlamak için, daha önceden tanışmadığımız oto döşemeciliği yapan bir dükkâna girdim. Dükkân sahibi Fikri Yılmaz isminde bir abiydi. İşimizi yaptı ama ardından: “Ben Doğruyol partiliyim, ancak Erbakan Hocamızın milli gayretlerinden ve ülkemize hizmetlerinden dolayı Onu takdir ve minnetle anan birisiyim” diyerek ücretini de almamıştı.

    Bu olaydan sonra onunla sadece yoldan geçerken uzaktan selamlaşırdık. Sonradan bizim büromuzun da bulunduğu Gebze Güzeller mahallesindeki sokakta oturduğunu öğrenmiştim. Yaklaşık 10 yıl geçmişti. Bizim Umre ziyaretine gittiğimizi öğrenmiş,“geçerken hayırlı olsun demeye geldim” diyerek büroya uğramıştı. Sohbete başladık, biz ümmetin sıkıntılarından konu açarken, O direk söze başladı. “Ben 1962 yılında Tuzla İnter fabrikasında çalışırken, eski bir kamyon kasasında fabrikaya gidip geliyorduk. O zaman 18’li yaşlardaydım (Şimdi 73 yaşında). Tuzla’da Sabahattin’in kahvesinde toplanıp çay içerken, yanımızdaki evin bahçesinde uğraşan yaşlı birisi dikkatimizi çekmişti. Arkadaşlara bu şahsın kim olduğunu sorunca bana “Onun Saray Ulemasının özel hizmetçisi Mısır asıllı Arab Sadi Efendi” olduğunu söylediler. Şimdi hayatta olmayan arkadaşlarım beni onunla tanıştırınca aramızda bir ünsiyet ve muhabbet gelişmişti. Arap Sadi Efendi güvendiği kimselere anlattığı şu sözleri bize de nakletmişti“2000’li yıllardan sonra İsrail Ortadoğu’da karışıklık çıkararak bölgeyi kana bulayacak. (Ümitlerin tükendiği o süreçte) Türkiye’den AHMET isimli (bilgiç ve mücahit) birisi çıkarak (ilmi ve İslami yönden gerçekleri ve kurtuluş çarelerini yazıp haykıracak ve halka) önderlik yapacak. (Bu hizmet ve gayretler, Allah’ın izni ve inayetiyle sonunda etkili olacak ve ülkede kutlu ve mutlu bir değişime katkı sunacak. Ve bu yeni Türkiye) İslam âlemini toparlayıp bu zulüm ve zillet dönemini kapatacak!” diye hiç unutmadığı anısını paylaşıvermişti. Biz de bu zatın söyledikleriyle, Üstadımızın rahmetli Annesinin naklettiği, rüyasında Hacı Ömer Hüdai Hz. lerinin müjdeleri arasındaki benzerliği fark edip okurlarımızla paylaşmak istedik.

    Üstadımızın Başlıca Kitapları:

    1-Kur’an’ı Kerim’in Türkçe Meali (Abdullah Akgül Yayına Hazırladı)

    2-Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız. (2 Cilt) 

    3-İnsan’ın Yozlaşması.

    4-İslam Davası ve Cihat Kavramı.

    5-Kur'an-i Kavramlar ve Yorumlar.

    6-Ruhlar, Sırlar ve Uzaylılar.

    7-Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi.

    8-Bizim Atatürk.

    9-AKP ve Akıbeti.

    10-AKP İntihara Gidiyor.

    11-Türkiye Uçuruma sürükleniyor.

    12-Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor.

    13-Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri.

    14-Küresel Fesatçıklık ve Fetullahçılık.

    15-Osmanlıdan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler.

    16-Bir Devrim Yaşanıyor.

    17-Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı.

    18-Mesaj ve Metot. (İletişim ve İşbirliği Sanatı).

    19-Dış Politikamız. (1. Cilt) BOP’un Temelleri.

    20-Dış Politikamız. (2. Cilt) Tarihin En Talihli Değişim Süreci.

    21-Din, Devlet ve Demokrasi.

    22-Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi.

    23-Siyaset ve Strateji Bilgeliği.

    24-Başörtüsünün İnkârı ve İstismarı.

    25-Ergenekon Senaryosu, “At Değiştirme” Operasyonu mu?

    26-Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya.

    27-Ah-u Figan’ım (Şiir Kitabı).

    28-Cezaevinde Yazdıklarım.

    29-Din Dengedir, İslam İlericiliktir.

    30-Hikmet Çiçekleri (Şiir Kitabı).

    31-Milli Görüş’ün Marazlıları.

    32-Refah-Yol'la Rantiye Savaşı.

    33-Tarikat Terbiyesi ve Ahlâk Tedavisi.

    34-Terör–Masonluk ve Mafya Medeniyeti.

    35-Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler. (3 Cilt) 

    36-Zafer Müjdeleri.

    37-Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi.

    38-Hayatın Gerçeği ve İnsanlığın Gereği.(Hazırlanıyor).

    39-Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti.

    40-Deccalizm: Siyonist Yahudi Şebekesi.

    41-Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Hazırlanıyor).

    42-BDP’nin Özerklik Ezanı ve Türkiye’nin Cenaze Namazı

    43-Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak, Ya Şahlanacak!

    44-Sabah Yakın Değil mi?

    45-Rüyaların Öğrettikleri ve Yakın Çevremizden İlginç Örnekleri

    46-Tuz Kokarsa…

    47-Bilge Erdoğan’dan, İlkeli Numan’a

    48-Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir Kitabı)

    49-Türkiye Büyüyor mu, Bölünüyor mu?

    50-Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı.

    51-Amik Ovası ve Armageddon Savaşı.

    52-Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları.

    53-Dert Söyletir, Aşk İnletir. (Şiir Kitabı)

    54-Cemaatın Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı.

    55-Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması.

    56-Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu.

    57-Türkiye Dağılacak mı, Doğrulacak mı? (Ahmaklar Okumasın).

    58-İslamcı Münafıklar.

    59-Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Gereklidir. (Hazırlanıyor)

    60-Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi. (Hazırlanıyor)

    61-Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir Kitabı) (Hazırlanıyor).

    62-Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi.

    63-Son Uyarılar (Hazırlanıyor)

     

     

    (Bu özgeçmişi: Osman Eraydın, Ufuk Efe ve Nail Kızılkan hazırlamıştır.)


            DAYAN AHMET! (ŞİİR)


    Aziz Erbakan Hocamız bir sohbetinde şunları buyurmuşlardı:

    “İnsanın bütün diğer yaratılanlardan, nebatlardan ve hayvanlardan üstün olmasının temelinde Cenab-ı Hakkın ona verdiği dört önemli meziyet bulunmaktadır. Bunlar, insana verilen;

    1- Doğru ile Yanlışı fark etme yeteneği (Bu meziyetten İlimler doğmuştur),

    2- Güzel ile Çirkini - İyi ile Kötüyü birbirinden ayırma kabiliyeti (Bu meziyetten ahlaki düzen ve disiplin doğmuştur),

    3- Faydalı ile Zararlıyı ayırma yeteneği (Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur),

    4- Adalet ile Zulmü ayırabilme meziyeti (Bu meziyetten Siyaset ve Hukuk doğmuştur).

    Diğer mahlûkatta bu kıymetli meziyetler yoktur. Bunun için bir insan bu meziyetleri ne derece süratle ve isabetle kullanabilirse o insana o derecede akıllı diyoruz. Bir insan bu 4 temel meziyete ve akla sahip olunca o insanda iman olur. İnsanı yücelten işte bunlardır: Akıl, iman ve 4 temel meziyet. Eğer İnsan gibi mükemmel bir mahlûk yaratılmasaydı bu Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatına uygun düşmezdi. Çünkü birçok güzellikler yaratılmış ama bunu gören, sezen yok. Bu bir eksiklik olurdu. Ondan dolayı, insanın yaratılması Yüce Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatının bir gereğidir.

    Peki, İnsan Bu Dünyada Neden İmtihan Olunmaktadır?

    Rabbimizin Kemal sıfatıyla birlikte bir de Âdil sıfatı vardır. İşte bundan dolayı; yani mahlûkatın bir çeşidi olan insanoğluna diğer mahlûklardan farklı olarak bu kıymetli meziyetler emanet edilip verilince Adalet icabı insanoğlunun imtihan edilmesi lazımdır. Nitekim bir insanın çok kıymetli ve paha biçilmez bir pırlantası olsa bunu uzak bir yerdeki bir kimseye göndermesi gerekse; “Ahmet! Kilerde bir taş, var al bunu falanca yerde filanca kimseye götür ver” diyemez, böyle yapması yanlıştır. Taş paha biçilmez değerde olduğu için, uzun uzun düşünüp, araştırması, en uygun bir kimseyi bulması lazımdır. Ona uzun uzun tembihatta bulunacaktır. “Bu taş çok kıymetlidir, paha biçilmez değerdedir. Bunu gözünden ayırmayacaksın, yatarken bile başucuna koyacaksın, üstündeki ipek örtüyü açmayacaksın... vs.” diye onu uyaracaktır. Eğer Ahmet bu tembihatlara dikkat eder, emaneti gönderilmesi icab eden yere sağlam olarak ulaştırırsa ona aferin denir ve bir mükâfat verilir. Yok, eğer bütün bu tembihata rağmen taşı kaybeder veya çaldırırsa o zaman da Ahmet’e çok büyük bir ceza verilmesi zaruri olacaktır. Çünkü bu adaletin icabıdır. İşte onun için bu kıymetli meziyetlerin kendisine verilmesi dolayısıyla insanoğlu, “Rabbimiz Adil olduğundan” imtihan edilmek zorundadır. Biz dünya hayatına, bu imtihan için geliyoruz. İmtihan oluyor ve gidiyoruz. Cenab-ı Hak bu imtihanda hepimize yüz aklığı ve muvaffakiyet buyursun.” İnşallah. Amin.

     

      
                             ŞİİR: 

                       DAYAN AHMET!

    Emanetin çok büyüktür

    Ey nefsine uyan Ahmet!

    Sırtındaki kutlu yüktür

    Dost nidasın duyan Ahmet!

      

    Aldanma fani gölgeye

    Dayan Kur’ani belgeye

    Her ülkeye her bölgeye

    Allah için kayan Ahmet!

      

    Cehdü gayret bil keremdir

    Tembellik ruhi veremdir

    Aşık’a dünya “harem”dir1

    Ölüme gün sayan Ahmet!

      

    Barajlar dolup şişmeden

    Su nur olmaz, hep düşmeden2

    Ocakta yanıp pişmeden

    Çiğ kalırsın uyan Ahmet!

      

    Karanlık bassa her yerin

    Işıtsın iman fenerin

    Zor günde göster hünerin

    Hak rengine boyan Ahmet!

      

    Sadıklar sağ-u solunda

    Ceht Milli Çözüm kolunda

    “Hu” çekip Allah yolunda

    Her belaya dayan Ahmet!

      

    Herkes sonunu hazırlar

    An gibi geçer asırlar

    Sanma gizli kalır sırlar

    Her şey Hakk’a ayan Ahmet!

      

    Erbakan’dan işarettir

    Bu ne kutlu beşarettir3

    Malu makam haşerettir4

    Olgunlaşsın hayan5 Ahmet!

      

    Hakka havale halime

    Korku keder yok âlime

    Boyun eğilmez zalime

    Gam libasın soyan Ahmet!

      

    Gebze İzmit Konya’sına

    Türkistan’dan Kenya’sına

    İstanbul’dan Dünya’sına

    Adil Düzen yayan Ahmet!

      

    Aldırma hain levmine6

    Saldırma cahil kavmine

    Sevin fasıkın nevmine7

    Hikmet ile doyan Ahmet!


      


    Lügatçe:

    Harem: Rastgele davranılması ve kötülük yapılması yasak bölge.

    2Suların barajlarda toplanıp hızla yükseklerden aşağı dökülerek dönderdiği çarklar sayesinde elektriğe (nura) dönüşmesine dikkat çekilir.

    Beşaret: Müjde, sevindirici haber.

    Haşeret: Zararlı ve zehirli böcekler.

    Haya: Edep, erdem, utanma duygusu ve hesap verme sorumluluğu.

    Levm etmek: Kınamak, ayıplamak, aleyhte konuşmak.

     

    Nevm: Uyku hali. Fasık ve facir (kötülük ve günah ehli) kimselerin uyumasının uyanıklığından yararlı olduğu bir gerçektir.



     









    Kaynak :
    Bu Haber 1553 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS