• ERBAKAN BAYRAĞI !...

    ERBAKAN BAYRAĞI !...

    10 Haziran 2011
    Sen biliyor musun baba... Siz namaz kılarken Erbakan geldi.

     
    | Devamı

    Erbakan Bayrağı....

     

    Mustafa Kurdaş

    araştırmacı yazar

     

    10 HAZİRAN 2011
    CUM 02:15

    Hasan Yusuf, henüz daha üç yaşını tamamlamadı. Meramını küçük cümlelerle yeni yeni anlatabiliyor. Birkaç kelimelik küçük tatlı cümleler kurar ya hani o yaştaki çocuklar. Peltek teleffuzlarıyla bütün cazibeyi üzerlerine çekmeyi başarırlar ya hani. Heyecanla beklersiniz tamamlasın cümlelerini diye. İşte tam da o kıvamda Hasan Yusuf.

    Mart ayının ilk günleri. Hava soğuk. Erbakan Hocamızın vuslatının yedinci günü. Ve günlerden Pazar. Ankara'dayız. Hacı Bayram-ı Veli Camii'nde Erbakan Hocamızın ruhu için Kur'an tilaveti var. Okunmuş onbinlerce hatmin de duası yapılacak.

    Hasan Yusuf'la birlikte Hacı Bayram'ın yolunu tutuyoruz. Cami kalabalık, saflar mümkün olduğunca sık. Öğle namazı kılındı, Kur'an ziyafeti başladı. Derken Hasan Yusuf kucağımda uyuyuverdi. Hemen arkamdaki bir çocuğun rahatça yatabileceği derinliğe sahip ve nerdeyse birbuçuk metre yükseklikteki iç pencerenin kenarına kabanlardan bir yatak yapıverdim. Hafızlar Kur'anlarını okuyor, O mışıl mışıl uyuyor. Hatimlerin duaları yapıldı, O yine mışıl mışıl uyuyor. İkindi ezanından yaklaşık yarım saat sonra program sonlanıyor. İkindinin sünnetleri kıllındı ve Müezzin namaz için kameti getirmeye başladı. Tam da bu sırada Hasan Yusuf uyanıverdi.

    'Baba' dedi, 'ben de namaz kılacağım'.

    Ama O kadar sık ki saflar, O'na yer açmak mümkün değil.

    'Oğlum' dedim, 'bak ne güzel yüksektesin; biz namazı kılalım, sen de bu seferlik bizi izle olur mu?!'

    'Tamam baba' dedi...

    Farzımızı kıldık, tesbihat ve dualardan sonra dışarı çıktık. Hacı Bayram Veli Camii'nin avlusunda kaselerde helva dağıtılıyor. Bir kase kendime, bir kase de Hasan Yusuf'a aldım.

    Bir kenara çekilip helvamızı yiyeceğiz. Ama istedim ki O da bilsin bu helvanın hocamız için olduğunu.

    - Oğlum! Bak bu helvalar Erbakan Hocamızın.

    Sandım ki, helvayı kaşıklamaya başlayacak.

    - Baba, dedi....

    Eğildim...

    - Efendim oğlum...

    - Sen biliyor musun baba... Siz namaz kılarken Erbakan geldi.

    - Uzaktan bize baktı, bizi izledi....

    - Baba bana güldü...

    - Biliyor musun baba başında da takkesi vardı.... (bu sırada başını işaret ediyor)

    - Erbakan Başbakan, değil mi baba!?....

    Gözlerim doldu. Tutamadım. Ağlamaya başladım.. Dona kalmıştım! Hiçbir şey diyemedim bir müddet Hasan Yusuf'a. O yüzüme bakıyor ama ben bende değildim.

    Evet çarpılmıştım...

    Nihayet, 'Evet oğlum, Erbakan Başbakan' dedim....

    Sonra bir daha, bir daha anlattırdım....

    Hasan Yusuf'un Erbakan Hocasıyla yaşadığı bu olayı sadece yakın dostlarıma anlatmıştım. Doğrusunu isterseniz yazmanın da şık olmayabileceğini düşünmüştüm. Ama geçen günlerde Hasan Yusuf'la bir telefon görüşmem daha olunca yazmak şart oldu.

    Dışarıdan yeni girmişler sanırım eve. Heyecanla bir şeyler anlatmak istiyor. Ama nereden başlayacağını da tam bilemiyor.

    Heyecanı yatışsın diye, 'Tane tane oğlum. Sakin ol' dedim.

    Yeniden başladı; bu kez daha sakin bir şekilde.

    - Babacığım ben Erbakan Bayrağı gördüm.

    Telefonda tam anlayamamıştım;

    - Ne bayrağı gördün oğlum? ...

    - Erbakan Bayrağı! Erbakan Bayrağı baba....

    - Kocamandı hem de...

    Meğer, caddede asılmış büyük bir Saadet bayrağı görmüş. Heyecanla bana anlatıyor. 3 yaşını bitirmemiş daha.... Ve Erbakan Bayrağı diyor Saadet bayrağına. Yine şaşırtmıştı beni Hasan Yusuf. Düşünüyorum da, ne büyük bir anlam ifade ediyordu söylediği Erbakan Bayrağı tanımlaması. Henüz körpecik çocuğun bile yüreğine, heyecanına işlemiş Erbakan Bayrağı. Elhamdülillah dedim... O'nun heyecanı benim de yüreğimi yeniden ateşlemişti çünkü. Aslında, Hasan Yusuf'un Erbakan Bayrağı sözü vefaya çağrı manifestosuydu. İki kelimelik manifesto.

    Hani diyorlar ya...

    'Ben de Erbakan'ı seviyorum ama..',

    'Ben de Milli Görüşçü'yüm ama..',

    'Saadet Partisi bu milletin olmazsa olmazı ama...',

    'Haklısınız da ya baraj...',

    'Bu sefer de Tayyip'e verelim de Kılıçdaroğlu gelmesin',

    'Oyları bölmeyelim'... Nev'inden mazeretler, kandırmacalar..

    Hem Erbakan Hocayı sevmek hem de reel politik iktidar partisine oy vermek. Flu davranmak.

    Kimse kendisini kandırmasın. Vefasızlığa da kimse mazeret aramasın. Vefa en azından hiç değilse bir oy değeri taşıyabilmeli.

    Artık lafları, mazeretleri bırakıp gerçekten Erbakan Bayrağı'nın altında toplanma zamanı gelmedi mi?

    Erbakanca bakmadan, Erbakanca durmadan, Erbakanca yönelmeden hangimiz O'nu sevmiş olabiliriz ki.

    O'nun cesareti, O'nun kararlılığı bizim cesaretimiz, bizim kararlılığımız olsun.

    Zira, 12 Haziran belki de Erbakan Hocamıza vefa adına son bir fırsat...

    Süreçler, rüzgarlar, planlanmış konjonktürler bizi nereye savurmuş olursa olsun; hiç değilse bu kez Saadet fırsatını değerlendirmek zamanıdır.

 
Yorum Ekleyin
Başlık: *
Yorum:
Güvenlik Kodu:
 
1

MEDYA VE SİYONİSTLER YÖNETİYOR DÜNYAYI.TÜM İNSANLIK İÇİN EY MÜMİNLER ARTIK UYANIN

Misafir yazdı. 17 Kasım, 2011 00:00

0 Alkış / 0 Kınama

2

maşallah allah hayırlara vesile etsin ve canabuhak onu sön nefesine kadar şuurlu milli görüşten ayırmasın inşallah hasan yusuf inşallah 

Misafir yazdı. 03 Temmuz, 2011 00:00

1 Alkış / 0 Kınama

Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Mucahit Erbakan TV | Milli Çözüm Dergisi | Edit: Muratkuloglu.Com - 0546 760 1234 | İLETİŞİM |RSS