• Bu Kafalarla; Yaklaşan 3. DÜNYA SAVAŞI ATLATILAMAZDI

    Bu Kafalarla; Yaklaşan 3. DÜNYA SAVAŞI ATLATILAMAZDI

    08 Mayıs 2017

     
    | Devamı



    Bu Kafalarla; Yaklaşan 3. DÜNYA SAVAŞI ATLATILAMAZDI


    Fransız sanatçı Blet: “Türkiye'ye karşı korkunç bir senaryo hazırlandığını”açıklamıştı!

    Fransız piyanist ve besteci Stephane Blet’in“Türkiye'ye karşı korkunç bir senaryo hazırlandığını, Avrupa'da insanlar Müslümanlardan korksun diye medyanın kullanıldığını ve bir Müslüman - Hristiyan savaşı çıkarılmaya çalışıldığını” açıklaması bile maalesef AKP iktidarını uyandırmaya yetmemişti. Türkiye'ye ve Türklere duyduğu sevgiyle tanınan Blet, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa'nın Türkiye'ye karşı olan tutumunu eleştirmiş ve Türkiye'ye karşı korkunç bir senaryo hazırlandığını kaydetmişti.

    Türkiye üzerine kötü bir algı oluşturulmaya çalışıldığını aktaran Blet, "Böyle bir şey olacağını daha önceden görebiliyordum. Ben gerçekten Avrupa'dan utanıyorum. Fransız’ım ama Fransa eskisi gibi değil. Ben çok korkuyorum. Ne yapmaya çalıştıklarını çok iyi görüyorum. Avrupa'da çok kötü bir Siyonist hareket doğurmaya çalışıyorlar. İnsanlar Müslümanlardan korksun diye bütün medyayı kullanıyorlar. Müslümanlarla Hristiyanların savaşmasını istiyorlar" sözleriyle gizlenen gerçekleri dile getirmişti.

    Avrupa medyasında Türkiye ve İslam dünyası aleyhinde çok abartılı yorumlara ve konuşmalara yer verildiğine dikkati çeken Stephane Blet:

    "Uzun zamandır Türkiye hakkında hiç iyi konuşmuyorlar. Sürekli kara propaganda yapılıyor. Bu durumlara kızıyorum. Çünkü ben Türkiye'nin nasıl bir yer olduğunu biliyorum. Fransa'da Müslümanlar da yaşıyor. Hiçbir sorun yoktu ama medya, sorun olsun diye çalışıyor. Avrupa'da ekonomi kötü ve insanların bu ekonomik korkusunu büyütmeye çalışıyorlar. Büyük bir tehlike ve kaos için yapılan çok büyük bir plan var. Ekonomi üzerinden sömürü düzenlerini yürütmeye ve yerleştirmeye çalışıyorlar ve daha çok köle istiyorlar" diyerek Haçlı Batının yeni bir savaş hazırlığına dikkat çekmişti.

    Bugüne kadar 300'ün üzerinde esere imza atan ve birçok ödüle layık görülen Blet, her Avrupalının ırkçı olarak algılanmaması gerektiğini kaydederek, Avrupalı halkın kötü siyasetçilerden sıkıldığı yorumunu yaptı.

    Evet Akdeniz ısınmaktaydı!

    ABD’nin Suriye operasyonundan sonra gazeteler “Akdeniz ısınıyor” şeklinde başlık atmışlardı. ABD’nin Suriye operasyonu sonrasında Rus savaş gemileri de boğazlardan Akdeniz’e doğru açılınca dikkatler bu bölgeye yoğunlaşmıştı. Halâ yandaş yalakalar ABD operasyonuna“mazlumların yanında yer alma” adına destek veriyorlardı. ABD’nin insanlık vicdanına tercüman olduğu edebiyatı yapılmaktaydı. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve İsrail operasyona destek veren ülkeler arasında yer alırken Rusya ve İran ise karşı çıkıyor ve operasyon yüzünden “savaşın eşiğine gelindiğini” öne sürüyorlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan müdahale öncesinde yaptığı,“Müdahale lafta kalmamalı” şeklindeki sözleri ile çıkış yaparken müdahale sonrasında “olumlu ama yeterli değil” diyerek Trump’a destek verenler arasındaki yerini almıştı. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da operasyonu olumlu bulduğunu ifade ettikten sonra, “Barışa katkısı olacağını umuyorum” demekten utanmamıştı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da operasyona destek verenlerin başındaydı.

    Bütün bu desteklerin ABD’nin kimyasal silah kullanan Suriye’yi cezalandırdığı için verildiği öne çıkarılmaktaydı. Sahi, Amerika’nın derdi kimyasal silah kullanan Esad rejiminin cezalandırılması mıydı? Oysa Başkan Trump: “Bu operasyon güvenliğimiz için elzemdi!”açıklamasını yapmıştı.

    “Ve unutulmamalıdır ki ısınan Akdeniz sadece Suriye’nin değil bölgedeki öteki ülkelerin ve özellikle de Türkiye’nin sorunu olacaktır” diyen Zeki Ceyhan haklıydı.

    Suriye savaşının yeni bir dünya savaşına dönüşme ihtimalini, bazı yandaş yazarlar bile artık gündeme taşımaktaydı. Ortadoğu'nun düğüm noktası olan bu ülke, küresel ölçekte bir kamplaşmaya, bir Doğu-Batı hesaplaşmasına yol açar mıydı? Çünkü savaş Suriye'nin savaşı olmaktan çoktan çıkmıştı. Gelişen olayları; “Esed'in devrilmesi" parantezine sıkıştırıp büyük hesapları, yeni harita planlarını, Batı'nın ve Doğu'nun merkez güçler arasındaki güç kapışmasını görememek ahmaklıktan da öte bir aymazlıktı.

    “Suriye gerçekten de çokuluslu hesaplaşmanın, güçler çatışmasının, harita taslaklarının, jeopolitik restleşmenin, küresel iktidar paylaşımının en sıcak, en sancılı cephesi halini almıştır. Geçen her gün, geri dönüşü biraz daha zorlaştırmakta, çatışmayı daha da kaçınılmaz kılmakta, hatta küresel bir savaşa doğru kaymaktadır. Mesele, Suriyelilerin meselesi olmaktan uzaklaşmakta, ülke Suriye halkının da elinden çıkıp merkez ülkelerin savaş alanına dönüşmüş bulunmaktadır. Yaşanan şey Suriye iç savaşı değildir. Rejim meselesi değildir. Demokrasi ve özgürlük meselesi olmaktan çıkmıştır. Atlantikçi güçlerle Asyalı güçlerin kavgasıdır. Suriyeli örgütler, hangi tarafta olursa olsun, bu büyük kapışmanın sadece figüranlarıdır. Kim kazanırsa kazansın, Suriye halkı artık uzun süre bu ülkeye hâkim olamayacaktır, ülke başkaları tarafından yönetilmeye başlanacaktır. Eğer parçalanmazsa ülke, belki onlarca yıl kendine gelemeyecek, yeniden Suriye olamayacaktır”[1] diyen sevgili İbrahim Karagül, hem bu savaşın Siyonizm’in Büyük İsrail için son adımı olduğunu dillendirmekten sakınmış, hem de AKP kahramanlarının ucuz politikalarıyla, kimlere figüranlık yaptıklarını ağzından kaçırmıştı. Keşke yazarımız, ABD’nin Suriye saldırısına İsrailli yetkilerle AKP’li yöneticilerin aynı ortak tepkilerivermelerinin hikmet(!) ve hedeflerini ve Sn. Erdoğan’ın “Atlantikçi Güç’lerle, Asyalı Güç’lerin” kapışmasında hangi cepheyi desteklediğini de belirtmiş olsalardı!?

    Savaş kararı ve şaşkınların tarafı!

    Türkiye manasız, faydasız hatta, yönetim yularımızı dış odaklara kaptırma riski taşıyıcı bir referandumla oyalanırken dünyanın belli başlı merkezlerinde çok sinsi ve çok önemli buluşmalar ve gizli anlaşmalar yapılmaktaydı. Bakınız Mısır’ın Tanta ve İskenderiye kentlerinde bulunan iki Kıpti kilisesinde birkaç saat arayla patlamalar yaşanmıştı. En az 45 kişi yaşamını yitirirken, onlarca insan yaralanmıştı. Daha önce Kıpti Hristiyanları hedef alacağı tehdidinde bulunan DEAŞ’ın bu saldırıları üstlenmesi bir saptırmacaydı. Bombalar içeriye mi bırakılmıştı, yoksa canlı bomba mı kullanılmıştı, henüz anlaşılamamıştı! Zaten önemli olan saldırıları kimin ve neden yaptığıydı? Ve kimin işine yaradığıydı? Bundan önceki Vatikan'da Papa ile Avrupalı Liderlerin üç gün süren toplantılarını hatırlamak lazımdı. Şimdi acaba bu kiliselere saldırı, Hristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtmak ve 3. Dünya savaşına bahane oluşturmak için mi tezgâhlanmıştı? Çünkü Mısır’daki kilise saldırıları Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde caddede, metroda veya AVM'de bomba patlatmaktan daha etkili olacaktı.

    Vatikan’ın böyle bir saldırının yeni savaş için çok etkili olacağını ilk fark eden merkez olmalıydı. Zaten Protestan, Anglikan, Katolik, Ortodoks veya Keldaniler'in gittiği bir kilisede bomba patlatılsa, Sahte Bayrak operasyonu olduğu kısa sürede ortaya çıkar ve beklenen etkiyi yapmazdı. Hıristiyan olan ama hiçbir zaman kabul görmemiş Mısır’daki Kıpti kiliseleri, bu tür saldırılar için etkili bir mekandı. Kıpti kiliseleri bu nedenle hedef alınmıştı. Saldırıyı gerçekleştiren NATO'nun gizli orduları, yani İtalya'ya yakın olan ajanlardı! Brüksel saldırıları da NATO'nun Sahte Bayrak operasyonuydu ama ekip ABD için çalışan takımdı.

    Vatikan'da Roma Anlaşması'nın 60. yıldönümü nedeniyle yapılan toplantı, Avrupa Birliği'nin yeni rotasını ayarlamak amaçlıydı. Papa Francis, Avrupa Birliği'nin 3 kurucusundan biri olarak kabul edilen İtalya'nın ilk başbakanı Alcide De Gasperi'nin, Hıristiyan köklerini vurguladığı ifadelere sahip çıkmış, onlara sarılmıştı! Kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda alınan karara göre AVRUPA BİRLİĞİ artık Katolik ekseninde davranmalıydı. Papa, 28 Avrupa Birliği üyesi ülkenin 14'ünün Katolik olduğunu ve bu büyük gücü kullanmanın zamanı geldiğini vurgulamaktaydı” şeklinde doğru tespitler yapan yandaş Ergün Diler ardından gerçekleri saptırmaya çalışmıştı. Güya; Avrupa'yı dağıtan gücün Rothschild Ailesi olduğu anlaşılmıştı.Brexit bunun ilk adımıydı. Papa da bunu fark edip tedbir almaya başlamıştı?

    “Ankara (AKP iktidarı) kendi elindeki en büyük kozu (Suriye göçmen akınlarını) Avrupa'ya karşı kullanmamıştı. Yoksa gözünü kapatsa ve insanların geçişine izin verse Avrupa çatırdayacaktı. Ama bunu yapmadı. Avrupalı liderler de bunu anlamadı! Ankara'nın politikası onları da şaşırttı! George Soros, Türkiye'nin göçmenleri Avrupa'ya bırakması konusunda çalıştı, ancak başaramadı. Birçok adım atmasına rağmen Soros amacına ulaşamadı. Eğer o göçmenler Avrupa'ya ulaşmayı başarsaydı, bugün AB üyeleri sınırlarını kapatmak zorunda kalacaktı. Hatta bazı denemeler bile bu sonucu ortaya çıkardı. Göçmenlerin Avrupa'ya gelmesinden önce AB üyeleri, İslam'a karşı sert tedbirler alacaktı. Bu da göçmenlerin önünde yeni bir engel olacaktı. Göçmenler kurtuluşun Avrupa olduğu fikrinden uzaklaştırılacaklardı... Vatikan'da alınan bir önemli kararda göçmenler gerekirse vurulacaktı. Bu karar net ve açıktı. Göçmenler Avrupa'ya ulaşmadan bu tehlike durdurulmaya çalışılacaktı. Artık gelinen noktada insan avı başlayacaktı! Göçmen akını olduğu an denizler, sınır kapıları mezarlığa dönmüş olacaktı. Vatikan'da bu karar alınmıştı! Savaş Müslümanlar ve masum insanlar üzerinden çıkarılacaktı” diyen yazara sormak lazımdı:

    Yahu, Avrupa Birliğini yani HAÇLI Emperyalizmini korumak AKP iktidarına mı kalmıştı? Avrupa’nın birliği ve dirliği hatırına kendi ülkesinin geleceğini ve güvenliğini hiçe saymak kahramanlık mıydı? Hıyanet kumpası mıydı? Ve siz, zatı aliniz Siyonist Yahudilerin ve Haçlı emperyalistlerin mi avukatıydınız?

    ABD elinde bulundurduğu silah gücüne, İsrail ise ABD'ye dayanmaktaydı!

    ABD dünyadaki süper şeytani güçlerin başındaydı. Her yere adalet ve huzur götürme iddiasında olan ABD, en son Suriye'de Esad birliklerini vurmuşlardı. Amerika’nın demokrasi ve düzen taşıdığı; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi ülkeler bir daha belini doğrultamamıştı. Şimdi Kuzey Kore'ye gitme hedefinde olan yeni bir savaş gemisi yapıldığını açıklamıştı. ABD ordusunun yeni nesil uçak gemisi 'USS Gerald R. Ford'göreve başlamıştı. 12 milyar 900 milyon dolara mal edilen dev uçak gemisinin ağırlığı 100 bin tonu bulmaktaydı. Yeni nesil uçak gemisi, bundan önce kullanılan Nimitz sınıfı uçak gemilerinin yerini almış olacaktı. 7 yıldan beri yapımı süren gemi 2 bin 600 denizciye ev sahipliği yapacak. Toplam mürettebat sayısı ise 4 bin 600'ü bulacaktı. ABD’nin diğer uçak gemilerinin ise, Basra ve Aden körfezleri yakınlarında ve özellikle iki tanesinin de Doğu Akdeniz sularında ve Malta civarında konuşlanması ise dikkatlerden kaçmamıştı.

    Bütün bunlar Armegeddon hazırlığı mıydı?

    Armegeddon Savaşı

    ABD ve AB beklenen Deccal’ın öncü iki kuvveti olarak kullanılmaktadır. İsrail ise, ABD ve AB tarafından Deccal için kurulmaya çalışılan Siyonist Krallığın çekirdeği konumundadır. Barbar Batılılara göre; Deccal Mesih’in gelmesi için büyük bir savaşa ihtiyaç vardır. Bu savaşa onlar Armegeddon adını koymuşlardır. İslami kaynaklarda ise bu savaş Melhame-i Kübra olarak kayıtlıdır. ABD ve AB bu savaşı haşa; “Tanrı'nın elini kıyamete zorlamak” şeklinde yorumlamaktadır. ABD, müttefikleri ve işbirlikçileri ile birlikte bu savaşı çıkarmaya çalışmaktadır. ABD ve İsrail ile stratejik müttefik olmak, onların şer maksatlar için çıkarmaya çalıştıkları bu savaşa katkı sağlamaktır. ABD ve müttefikleri bu savaşı, bölgede İslam’ın ve Müslümanların varlığını kaldırmak ve “Büyük İsrail”e zemin hazırlayıp beklenen Deccal’ın işini kolaylaştırmak için çıkarmaktadır. 

    Yalçın Küçük’ün: “Merkezi Hatay olan bir savaşa gebeyiz!” hatırlatması

    Yalçın Küçük, Barış Zeren, Okan İrtem ve Deniz Hakan ile gündemi değerlendirirken:“Merkezi Hatay olan bir savaşa gebeyiz artık” öngörüsünde bulunmuşlardı.

    Yalçın Küçük: “Şimdi bir bilgi olarak, bir “giriş” olarak söylüyoruz, ama bu kadarıyla da tarihin gizli noktalarından bazılarını söylemiş bulunuyoruz. Söyleyeceğimiz bir nokta da şudur: Trump iki şey yapıyor: bir, Hatay savaşını körüklüyor, merkezi Hatay olan bir savaşa gebeyiz artık; iki, Suriye’yle Türkiye’nin birliğini bir zorunluluk haline getiriyor. 1916’da büyük emperyalist ülke Büyük Britanya, Theresa’nın memleketi, Mekke Emiri Hüseyin’e, aynı aileye, 4 tane arap devleti kurdurmak istedi. Suudi Arabistan’ı Hüseyin’e verdi. Ürdün’ü Abdullah’a verdi; Hüseyin’in oğludur. Bağdat’ı, Faysal’a verdi; Hüseyin’in oğludur. Bir tek Şam’da başarılı olmadılar, Şam’ı da Faysal’a vermek istediler, olmadı. Şam daha farklıydı; Şam’da İttihat ve Terakki ile bir yakınlık vardı, şu anda da var. Suriye kralı Hüsnü Zaim’i devirdiler, Suriyeli Araplar devirdi, ama yalnızca onlar değil, bir de Kürtler ve Çerkezler devirdi.” dedikten sonra güya karşıt gibi görünerek AKP’nin Siyonist güdümlü politikalarına dolaylı destek mahiyetinde:

    “Türkiye ile Suriye birliğinin tarihi temelleri olduğunu anlatmak istiyorum. Trump, dolaylı olarak, yardım ediyor ve şunu da söyleyebiliriz ki AKP’liler çok fazla ümitlenmesinler. Böyle bir birlik olduğu zaman bu birliktekilerin hepsi laik olacaktır!” sözleriyle, toplumu aldatıp oyalama amaçlı “Yeni Osmanlıcılık ve genişletilmiş Misak-ı Milli sınırlarımız!” safsatalarına, “Doğu Birliği” kılıfı sarmaya çalışmıştı.

    Bakınız, eski solcu tandanslı, yeni Cumhurbaşkanı danışmanı Mehmet Uçum ne hikmetli hezeyanlar savurmaktaydı:

    “Halkımız gümbür gümbür bir devrim yapıyor. Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor. 16 Nisan kutlu olsun...”

    Bu zırvacılara sormak lazımdı: Halk bu toplumun hangi yarısıydı? EVET diyenlerle mi, yoksa HAYIR diyenlerle mi, “Halk kendi devletini kuracaktı?” şimdiye kadar yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti, kendilerinin değilse, kimlerin devleti sayılmaktaydı? Bu şahıs açıkça: “Evet çıkarsa halk kendi devletini kuracak...” buyururken, “Evet çıkarsa 17’nci Türk devletini yıkacağız...” itirafında mı bulunmaktaydı? Ne yani bu referandumda: “17’nci Türk devletini de yıkmaya çalışan evetçilerle”, “17’nci Türk devletini yıktırmamaya çalışan hayırcılar” mı çarpışmaktaydı?

    “Diyelim ki bütün Trakya’da “Hayır” çıktı... Farz edelim ki, Güneydoğu’da Suriye sınırı boyunca halkın yarısından fazlası “Hayır” mührünü bastı... Ne olacaktı, onların da yeni devlet kurma hakkı mı doğacaktı?” soruları halâ yanıtsızdı!. Allah aşkına söyleyin, bu kafalarla Türkiye yoğunlaşan bunca sorunlarını nasıl aşacaktı?

    Bu kafalardan cesaret alan Mesut Barzani 2. İsrail olacak Büyük Kürdistan’ı ilan etmeye hazırlanmaktaydı!

    Barzani: “Türkiye’nin ne askeri güçlerinden, ne de diplomatik güçlerinden korkuyorum. Çünkü onları ilgilendirmeyen bir meseleye bir başka ülkenin iç işlerine müdahale ediyorlar. Kerkük, Kürt kimliği olan bir Irak kentidir. Coğrafi ve tarihi olarak bütün gerçekler, Kerkük’ün Irak Kürdistan’ın bir parçası olduğunu teyit ediyor, kanıtlıyor. Dolayısıyla Kerkük, Kürt kimliği olan bir Irak kentidir. Ve Türkiye’nin Kerkük meselesine karışmasına izin verilemez. Eğer kendinde bunu yapma hakkını görüyorsa, o zaman biz de Diyarbakır ve Türkiye’deki diğer kentlerin meselelerine müdahale ederiz.”

    Spiker: “Bu bir tehdit mi?”

    Barzani: “Sadece bir müdahaleye kalkışması durumunda Türkiye’ye verilecek bir cevaptır. Türkiye’nin Kerkük’e müdahale etmeye ne hakkı vardır?

    Spiker: “Bunun nedeni Kerkük’teki Türkmen varlığıdır.”

    Barzani: “Ama Türkiye’de 30 Milyon Kürt vardır!? Onlar eğer birkaç bin Türkmen için Kerkük meselelerine müdahale ederlerse biz de 30 milyon Kürt için müdahale ederiz!”[2]

    "Kerkük, Kürt kimlikli ve Federal Kürdistan Bölgesi'ne bağlı kenttir" iddiasını yineleyen Barzani, “bağımsızlığın Türkiye, Suriye ve Irak'ta yaşayan Kürtler için 'meşru ve yasal hak' olduğunu, ama bu hedef için şiddet kullanımına karşı durduğunu” sözlerine ekledi. Şubat ayında da DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu, "Kerkük'e yapılan saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız" dediğinde gözaltına alınmıştı.

    Siyonist General Myers'tan: “Türkiye ABD'yle çatışır” uyarısı: Eski ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers ise, Türkiye'nin Kuzey Irak'a olası müdahalesiyle ilgili "Türkiye Irak'a girerse, korkum, iki dost kuvvetin yanlışlıkla karşı karşıya gelmesi. Amerikan veya Irak birliklerinin Türk birlikleriyle karşılaşmaları. Biliyorsunuz, birkaç yıl önce çok kötü bir olay olmuştu. Neyse ki o olayda kimse yaralanmadı" değerlendirmesini yapmıştı.[3]

    Türkiye parçalanacak iddiaları!

    15 Temmuz Darbe Girişimi'ni önceden yazan ABD'li yazar Michael Rubin, Türkiye'nin resmen olmasa da fiilen bölünmeye hazırlandığını, ancak henüz Kürtlerin ayrı bir devlet mi kuracakları, yoksa Türkiye'nin içinde bir federasyon mu olacakları konusunun tartışıldığını yazmıştı.

    Rubin: "Türkiye psikolojik anlamda bir bölünme sürecinden geçiyor. Hatta Erdoğan'ın kendisi dahi bir aşamada bu bölünmenin kaçınılmaz olduğunu anladı ve hatta ekonomi politikalarından Kürt bölgelerini silmesinden bu durumu açıklamaktadır." iddiasında bulunmuşlardı.

    Türkiye'nin Sınırları Yakında Değişmek durumundadır. Yeni yetişen Kürt Gençleri Saddam'la asla karşılaşmadı ve çoğu sivil Kürt savaşı asla yaşamadı, İslam Devleti'nin Kürt kentlerine birkaç düzine mil yaklaşmasını bile umursamadı. Kürtçe konuşuyorlar ve Arapça anlamıyorlar. Kürt şarkıcıları dinliyorlar ve Kürt televizyonu izliyorlar. Çok azı kendisini Iraklı hissediyor. Bu yeni bir şey değil, çok sayıda akademisyen ve gazeteci Irak Kürdistan'ını ziyaret ederek aynı gözlemlerde bulunuyorlar. Basra, Necef, Kerbela ve hatta Bağdat'ta Irak Kürdistan'ının ne kadar farklı olduğuna dair konuşmalar yapılıyor. Artık Türkler şu gerçeklerle yüzleşmek zorundadır. Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye'ye dâhil bir federasyon mu kurulacak, bu tartışılmaktadır. Erdoğan kendisini büyük bir lider ve yeni Atatürk olarak görüyor olabilir. Fakat Atatürk modern Türkiye'yi inşa ederken, Erdoğan onu yıkmaktan başka bir şey yapmamıştır. Erdoğan tarihe bir kahraman olarak geçmeyecek, kibiri uğruna Türkiye'yi yıkan birisi olarak anılacaktır.”[4]

    Ortadoğu’yu tarumar eden ABD, Libya’yı üçe bölmeyi planlamıştı!

    AKP’nin de desteği ile, Libya’yı iç savaşa sürüklemekle yetinmeyen ABD, şimdi de ülkeyi üçe bölme hazırlığındaydı. Basına sızan haberlere göre üst düzey bir ABD’li yetkili peçeteye çizdiği haritayla Libya’yı Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki üç ayrı bölgenin sınırları üzerinden bölme teklifi sunmuşlardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın yardımcılarından Libya özel temsilcisi olmak için çabalayan ve İslâm düşmanlığıyla bilinen Sebastian Gorka’nın, Avrupalı bir diplomatla buluşmasında bir peçeteye çizdiği harita ile Libya’yı üçe bölmeyi teklif ettiği ortaya çıkmıştı. Parçalama planına göre, Trablus ve Tobruk denize kıyısı olan Trablusgarp ve Sirenayka adlı iki ayrı ülke olurken Çad sınırına yakın Fizan bölgesinde de ayrı bir devlet kurulması amaçlanmıştı.

    Libya’da 2011 yılındaki AKP destekli ABD, Fransız işgalinin ardından Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle artan çatışmalar giderek hızlanmıştı. Libya’da kurulan kukla geçiş hükümetine karşı 2014’ün başında başlayan darbe girişimleri, ülkeyi iç savaşa sürüklemiş durumdaydı.

    Suriye’ye İncirlik kurulmaktaydı!

    ABD, ihanet üssü olan İncirlik’in benzerlerini bölgeye kurmaya başlamıştı. Kurduğu üsler ile Siyonist İsrail’in güvenliğini sağlayan Amerika, terör örgütlerini devletleştirmek için Suriye’nin kuzeyini de üs tutmaya başlamıştı. Yeni kurulacak 5 adet üs ile Suriye, Amerika tarafından adeta işgal edilmiş olacaktı.

    Ülkemizin içinde bir ihanet üssü halinde olan İncirlik üssünün benzerleri bu sefer de Suriye’de kurulmaktaydı. Gelen bilgilerde ABD’nin Suriye içindeki hava gücünü arttırmak için terör örgütü YPG’nin elinde bulundurduğu Suriye’nin kuzeyinde bulunan 5 hava üssüne yerleşme hazırlığındaydı.

    Üsler YPG’ye hava desteği sağlayacaktı.

    Uzmanlara göre ise ABD’nin kuracağı bu üsler ile Suriye operasyonlarında kullandığı hava gücünü iki katına çıkaracağı vurgulanmıştı. Bu hava gücünün ise uzmanlara göre terör örgütü YPG’nin alan hakimiyetini genişletme hamlelerinin hava desteği olacağı hatırlatılmıştı.

    İşgalci ABD’nin İncirlik yerine Suriye’nin kuzeyinde kurulan 5 hava üssüne yerleşmeyi planladığı ortaya çıkmıştı. İsrail Medyası “Yeni İncirlik Arayışına” geniş yer ayırmıştı!

    İsrail medyası da ABD’nin Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nü tahliye etmeye hazırlandığını yazmıştı. İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka sitesi, Amerika'nın İncirlik yerine Suriye’nin kuzeyinde kurulan 5 hava üssüne yerleşmeyi planladığını aktarmıştı. Üslerden birisinin Rimeylan bölgesindeki Hajar Havaalanı olacağı, ikisinin Kamışlı’daki 2 ufak pist yapılacağı, dördüncüsünün ise Kobani’ye kurulduğu vurgulanmıştı. Beşinci üssün ise, DEAŞ’in elinden Mart ayı sonlarında ele geçirilen Tabka Hava Üssü olacağı yazılmıştı. Tüm üslerin yapımı tamamlandığında, ABD’nin Suriye operasyonlarında kullandığı hava gücünü iki katına çıkarma kapasitesi olacağı hatırlatılmıştı. Bu arada NATO misyonu kapsamında İncirlik Üssü’nü kullanmayı sürdüren Almanya’nın da, uçaklarını konuşlandırmak için Güney Kıbrıs ve Ürdün’deki üs seçeneklerini değerlendirdiği basına sızmıştı. 

    Adana’daki İncirlik Üssü’nde bulunan ABD’nin 39’uncu kanat Komutanlığı’nda görevli askerler, acil durum ve kaza tatbikatı yapmıştı. Tatbikatın Suriye’ye ait hava üssünün ABD güçlerince füzeyle vurulmasının hemen ardından yapılması kafaları karıştırmıştı. İncirlik Üssü’nün sosyal medya hesabından, “herhangi bir potansiyel durum için hazırlıklı olmak üzere büyük bir kaza tatbikatı gerçekleştirildi” açıklaması yapılmıştı. Acaba ABD Ortadoğu’yu kapsayacak yeni bir savaşa mı hazırlanmaktaydı?

    Suriye’de Amerikan-Rus ortak tezgâhı!

    Suriye’nin Han Şeyhun kasabasında onlarca sivilin öldüğü kimyasal saldırının ardından, Beşşar Esad rejimine ait hava üssünü füzelerle vuran ABD, Moskova ile gerginliği tırmandıracak bir adım daha atmış. Washington yönetimi, kimyasal saldırıda Esad rejiminin en büyük destekçisi Rusya’nın payı olup olmadığına dair soruşturma başlatmıştı. Oysa Suriye’de ABD ve Rusya danışıklı dövüş içinde bölgeyi işgale kalkışmışlardı. Yani ABD ve Rusya Büyük Kürdistan’ı kurmak için anlaşmışlardı. Rus medyası ise saldırı öncesinde üste bulunan faal uçakların güvenli bir bölgeye nakledilerek kurtarıldığını yazmıştı.

    Rusya Akdeniz’e savaş gemisi yollamıştı!

    ABD’nin Suriye’ye düzenlediği füze saldırısının ardından Rusya bölgeye savaş gemilerini yollamıştı. ABD’nin Suriye’ye saldırısının ardından, Rusya son teknoloji füzelerle donatılmış bir savaş gemisini bölgeye göndermesi sanki 3. Dünya Savaşı hazırlığıydı. Karadeniz’den yola çıkan Rus fırkateyni, boğazlardan geçerek Akdeniz’e ulaşmıştı. “Amiral Grigoroviç” isimli fırkateyni, geçen yıl Rusya’nın Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonlara da katılmıştı. Son teknoloji füzelerle donatılmış “Amiral Grigoroviç” sınıfı fırkateynler Rusya’nın en yeni savaş gemileri arasında yer almaktaydı.

    İngiltere’nin teminatı: Körfez’de daima savaş olmalıydı!

    İngiltere Başbakanı Theresa May, bölgedeki çatışma sürecini bir kenarda oturup izlemesinin imkânsız olduğunu belirtip ve, “Körfezin güvenliği İngiltere’nin güvenliği sayılır ve aynı şekilde refahı yine bizim refahımızdır” diyerek sömürü çarkları için sürekli savaş mantığını ortaya koymuşlardı.

    May’in Arap Yarımadasını ziyaret kararı ile birlikte İngiltere’nin Ortadoğu politikalarına karşı muhaliflerden yoğun tepki almıştı. Özellikle Suudi Arabistan’ı Yemen’e karşı desteklenmesi hakkında Başbakan May eleştirilerin odağındaydı. İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn yapılan silah yardımları ile bölgedeki çatışmanın körüklendiğini belirtirken bu durumu “insanlığın felaketi” olarak nitelemekten sakınmamıştı. Muhalefetten gelen yüksek sesli tepkiye karşın May ise İngiltere’nin bölgeye güya en fazla “insani yardım”(!) yapan ülkeler arasında olduğunu hatırlatmıştı. 

    “İngiltere seyirci kalamaz”

    İngiltere’nin bölgedeki çatışma sürecini bir kenarda oturup izlemesinin imkânsız olduğunun altını çizen May, bölgede tarihsel bir geçmişlerinin bulunduğunu ve sürece müdahalenin kendileri için kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştı. “İngiltere’nin refahı ve güvenliği bölge ile ilişkilerine bağlı” diyen May, “Bu ülkeler ile yapacağımız güvenlik, ticari ve savunma anlaşmaları bizim geleceğimizin teminatıdır. Burada olup bitenlere karşı asla kayıtsız kalamayız. Körfezin güvenliği İngiltere’nin güvenliği sayılır ve aynı şekilde refahı yine bizim refahımızdır” ifadesi, İngiltere’nin asırlardır sürdürdüğü sömürü politikalardan asla vazgeçmeyeceğinin kanıtıydı.

     

     


    [1] Haçlı savaşları kadar önemli: Suriye dünya savaşına dönüştü / İbrahim Karagül / 11 04 2017

    [2] http://www.haberyuzdeyuz.com/koca-turkiye-ne-hale-geldi-video,366.html

    [3] http://www.radikal.com.tr/yorum/kerkuke-karsi-diyarbakira-karisiriz-810817/   - 08.04.2007 02.00 - (dha, NTV)

    [4] 10 Nisan 2017 Pazartesi 01.20-http://www.haberyuzdeyuz.com











    Bu Haber 555 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS