• BİR RÜYA ÂLEMİNDE, ERBAKAN HOCAMIZIN FATİHA TEFSİRİ VE UYARILARI

    BİR RÜYA ÂLEMİNDE, ERBAKAN HOCAMIZIN FATİHA TEFSİRİ VE UYARILARI

    06 Ağustos 2020

     
    | Devamı

    BİR RÜYA ÂLEMİNDE,

    ERBAKAN HOCAMIZIN FATİHA TEFSİRİ VE UYARILARI

          

    FATMA BETÜL ERİŞKİN'İN RÜYASI / KONYA - 02.08.2020 (ÖĞLEDEN SONRA)

    Euzubillahimineşşeytanirracim - Bismillahirrahmanirrahim

    Önce, Euzu Besmele ile başlayalım. Şeytanın insanlardan en uzak durması gereken zaman olan Kur’an okuma halinde bile -okumaya başlarken- Euzu çekmek tavsiye edilir. Sadece Besmele ile olmaz… Okumaya başlarken bile Euzu çekmek tavsiye edildiğine göre, diğer işlere başlarken bunu yapmanın daha gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Kötülüğe karşı bile iyilik yaparak insanlardan gelecek belayı defetmek, Euzu çekerek şeytandan gelecek vesvese ve kışkırtmayı kendilerinden uzaklaştırmak, Kur’an’ın mü'minlere önemli ve özellikli tavsiyeleri arasında yer alır.

    Aslında Besmeledeki “be”yi anlayarak başlamak gerekir. Besmelenin başındaki “be” yemin harfidir. Rabbimizin, her surenin başında indirdiği bir yemindir. Allah kullarına: “Ey kullarım, bu surede sizin için vaat ettiğim şeylerin hak ve hayır olduğunu bilin, bu surede lütuf, iyilik ve vaatlerimden vaat ettiğim her şeyi size vereceğim…” şeklinde yemin etmektedir.

    Besmele, Allah’ın Zat ve Sıfatlarına delâlet ettiği için, şeriatın tamamını kapsayan bir suredir. Çünkü “Allah” ismi O'nun Zatına, “Rahman” ve “Rahim” ismi ise O'nun sıfatlarına delâlet etmektedir.

    Besmelenin fazileti ile ilgili pek çok rivayeti sıralayabiliriz. Mesela: “Sizden birisinin hayvanının ayağı tökezlediğinde (ayağına taş vesaire takıldığında) “lanet olsun” demesin. Zira lanet edilmiş olan şeytandır. Bu şekilde söyleyerek şeytanı anmış ve bir nevi onu yüceltmiş olur. “Lanet olsun” diyeceğine “Bismillahirrahmanirrahim” desin. Bu şekilde söylediğinde şeytan bir nokta kadar olur, sonra da o işten kaybolur gider!” hadisini şu şekilde yorumlayabiliriz: Bir kişi Siyonist Yahudiler hakkında, sürekli olarak onların yakıcı, yıkıcı ve yenilmez bir güce sahip olduklarını, milyonlarca Filistinli kardeşlerimizi katledip durduklarını veya işkence etmek ve gözdağı vermek için hapse attıklarını ve onların diğer hile ve desise ve zorbalıklarını zikredip durursa; onların gerçekten bu güce sahip oldukları fikri bütün Müslümanlar arasında yayılır ve hepsi buna kapılmaya ve onlara karşı asla galip olamayacaklarına inanmaya başlarlar. Siyonizm’in gücü, şeytanın saptırması, onların gücünden, yenilmez olmasından değil, Müslümanların asıl sığınmaları gereken Mercii unutmalarından, kulluk ve cihat görevini yapmamalarından, O'na sığınmamalarından ve zamanla O'na olan inançlarını yitirmeye başlamalarındandır. Çünkü sen Hakkın yanında olmamakla dolaylı biçimde Bâtıla hak etmediği gücü kazandırır ve onları yüceltmiş sayılırsın. Daha önce de söyledik; şeytanın bağımsız bir gücü yoktur; ona o gücü sen verirsin! Bir şeyin reklamını yapmak, her zaman onun güzelliklerini zikrederek olmaz. Bazen de sürekli ona eleştiriler yaparak, hak etmediği kuvveti ve özellikleri ona yakıştırarak reklamını yapar, onu gözlerde büyüttüğünün farkında olmazsın!..

    Euzu; bir yandan böyle maddi ve manevi şeyleri, kötülükleri defetmeye ilaç olurken, diğer yandan da kulun imtihan şuurunu tazelemektedir, insanın ulvi yönü ile süfli yönü arasında ömür boyu sürüp giden ve onu geliştirmeyi, olgunlaştırmayı sağlayan mücadelede uyanık ve tedbirli olmayı telkin etmektedir.

    Besmele dilimize geldiğinde “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla” diye çevrilir. Bu cümlede zikredilmeyen fakat her Besmele okuyanın başlayacağı işe göre niyetinde bulunan “okuyorum, başlıyorum, yapıyorum, yiyorum vesaire” diye bir yüklem vardır. Bir işe, bir göreve ve girişime başlarken önce sağlam bir Euzu Besmele çekilir, ardından samimiyetle niyet edilir. Besmelesiz başlanan her işin sonu güdük kalacaktır. İl Başkanları Toplantılarının birinde yaşadığımız bir hadiseyi size aktarayım. Bu toplantıda sen de vardın, konuşulanlara bizzat şahit olmuştun. Aylık çalışma programını ve raporunu önümüze koydular. Bakıyoruz; plan güzel, çalışma da yapılmış, yani çalışma planı uygulanmış. Fakat sonuç yok, rapora yansıyan bir gelişme yok. Dedik ki: “Allah razı olsun. Çok güzel bir plan hazırlamış, plana sadık kalarak çalışmanızı da yapmışsınız, Allah hanenize yazsın. Fakat neden bu çalışma sonucunda gidilen ilçede teşkilat kurulamamış? Neden bir tane bile üye kazanılmamış? Neden bir tane bile Milli Gazete abonesi yapılamamış? Bunların bir sebebi olmalı, değil mi?” Kürsüye çıkan İl Başkanı Hanım kardeşimiz dedi ki: “Hocam, bu ilçeye en az on kez gittik, fakat dört kişiyle bile muhatap olamadan, davamızın hakikatlerini anlatamadan döndük. O yüzden ne bir üye ne bir gazete abonesi yapamadan, dolayısıyla ilçe teşkilatını da kuramadan, sembolik olarak İlçe Başkanlarımızın eşini de Hanım Komisyonu İlçe Başkanı yaptık ve döndük. Biz elimizden geleni yaptık Hocam; gittik, uğraştık ama kader işte, başarı sağlayamadan döndük” dedi. Biz: “Siz iş bilmezliğinizi nasıl da kadere, dolayısıyla Allah’a yüklediğinizin farkında mısınız? Şimdi cevap verin bakalım! Siz bu ilçe çalışmalarına çıkarken, hatta bunun programını yaparken, sağlam bir Euzu Besmele çektiniz mi?” İl Başkanı Hanım kardeşimiz yüzümüze baktı: “Çekmişizdir Hocam inşallah. Genelde Besmelesiz bir işe başlamam” dedi. Biz: “O halde Euzu Besmele ne demektir, iyice bir gözden geçirin. Siz çektiğiniz Besmeleye inansaydınız, işinizin sonu güdük olmazdı. Çünkü Allah'ın adı ile başlanan işler, Allah'ın izniyle olumlu sonuçlanır, bu biir… “Gittiğimiz ilçede dört kişi ile muhatap olup dönüyoruz” diyorsunuz. Neden? İlçede yaşayanlar, siz ilçeye gideceğiniz gün orayı terk mi ediyorlar? Hayır… Eee siz, olduğunuz yere gelmelerini beklerseniz elbette gelmezler. Başarı ve bereket için sağlam bir Euzu Besmele ve sağlam bir niyet gereklidir! “Ya Rabbi, niyet ettim Senin rızan için bu çalışmayı yapmaya!” diyeceksiniz. Buraya kadar tamam mı?” O anda Hanım kardeşimiz mahcup bir şekilde yüzümüze baktı ve: “Hocam, ben niyeti yalnızca namaza başlarken veya oruca kalkınca alıyorum” dedi. O zaman hanım kardeşimize dedik ki: “Kardeş, o zaman sen hiiç suçlu arama. Allah'ın rızası ile niyet etmeden başlanan işin üzerine şeytan oturur. O zaman kendini parçalasan da hayırlı sonuç alamazsın. Euzu Besmele çektik, niyet ettik ama ilçe teşkilatına yine de kimse gelmedi, öyle mi? O bölgeye gitmeden, o ilçenin, beldenin, mahallenin, sitenin, her neyse çalışma alanı, o alanın sözü geçen kanaat önderi, en sevilen insanlarının bir listesini çıkaracaksın. Yetmez... O bölgenin hastalarını, taziyelerini, yani yeni doğum yapanlarını, yeni ölenlerini, bir de en çok dedikodu ile uğraşanları (yani güncel bilgileri ve gelişmeleri herkese ulaştıran fısıltı medyasını) tespit edeceksin” buyurup gülümsediler ve devam ettiler: “O bölgeye giderken bunların listesi dosyanda olacak. Yeter mi? Yetmez… O bölgede ne yetişir, o bölgenin insanları ne ile geçinir? Toprağı, suyu nasıldır? Bunların listesi de dosyanda olacak. İşte oraya gidince çalışmaları bu listeler üzerinden yürüteceksin. Bunları yap hele bakalım bu üçünü yapınca sonuç değişiyor mu, değişmiyor mu?” dedik. Tabi Hanım kardeşimizin yüzü kızardı, çünkü bu şekilde çalışmamışlardı. Yalnızca bu kardeşimiz değil, tüm teşkilat mensubu kardeşlerimiz eğer çalışmalarını bu şekilde yapsalardı… Sizler de çalışmalarınızı bu şekilde yapsaydınız; yeryüzüne Hak hâkim olmuş, Bâtıl da yok olup gitmişti! Aradan bir ay geçti, yeniden İl Başkanları Toplantısındayız. Toplantının ikinci günü, illerden gelen İl Başkanlarından raporlarını alacağız. Sıra geçen ay görüştüğümüz kardeşimize geldi, yüzü gülüyordu. Önümüzde, hem geçen ayın hem de bu ayın raporu ve çalışma programı vardı. Baktık, önceki ay bir olan kurulu üye ilçe sayısı yediye çıkmış, üye ve Milli Gazete abone sayısı yükselmişti. Dedik ki: “Tebrik ederiz. Siz sağlam bir teşkilatçı değil, sağlam bir inanan olmayı öğrenmişsiniz. Artık şeytan sizin sırtınızı yere getiremez! Çünkü siz bir işe başlarken, şeytandan kaçarak Allah'a sığınmayı öğrenmişsiniz! Çok mutlu oldum, çünkü her “iman ettim” diyende olması gereken bir özelliktir bu! Bir işe başlarken;

    Şeytandan kaçıp Allah'a sığınmak!

    Sağlam ve şuurlu bir şekilde niyet edip, tebliğ ve teşkilat cihadına hazırlanmak!

    Sıkı ve güçlü bir plan, program yapmak!

    Bunlara uyulunca ne oldu? Sonuç başarı, sonuç rıza, sonuç; Hak geldi, Bâtıl zail oldu!

    Ne dedik; insan önemli-önemsiz, küçük-büyük herhangi bir davranışta bulunurken şuurla ve huzurla Euzu Besmeleyi okuyacaktır. Kendi gayretinin tek başına yeterli olmadığını, başarı ve gücün yalnızca Allah'tan kaynaklandığını, Allah'ın yeryüzüne Halife kıldığı bir varlık olarak, O'nun mülkünde, O'nun Adına tasarrufta bulunduğunu, asıl Malik ve Hâkim olan Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa emanete hıyanet etmiş olacağını peşinen kabul ederek bundan güç almaktadır. Kur'an dilinde Rahman Sıfatı-İsmi Allah’a mahsustur. Başka hiçbir varlık için kullanılmamıştır.

    “Rahman”; en uzak geçmişe doğru bütün yaratılmışlara sonsuz ve sınırsız lütuf ihsan ve rahmet bahşeden anlamındadır. Rahman, her şeye ve herkese Rahmeti ile muamele yapar, buna mazhar olan varlığın bunu hak etmesine, buna layık olmasına bakmaz. Rahman sıfatının tecellisi yağmur gibi, her şeyin üzerine yağar. Güneş olur, her şeyi ısıtır, aydınlatır.

    “Rahim”; çok merhametli, merhameti bol demek olup, bu sıfatkullarda da nitelendirilebilir. Allah'ın Rahim sıfatı, O'nun daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere hak ettikleri, layık oldukları sınırsız Rahmetini ve Merhametini ifade etmektedir. Esirgemek ve Bağışlamak bu sonsuz, engin ve etkisi çeşitli olan Rahmetin ancak bir parçasıdır; bu etkilerin yalnızca bir çeşididir.

    Fatiha’da; Övgü ve yüceltilmeye layık olarak bir tek Allah'ın varlığı, O'nun hâkimiyeti, tek Ma'bud oluşu, kulluğun ancak O'na yapılıp, O'ndan yardım isteneceği, özlü bir şekilde ifade edilir.

    Fatiha; Kur’an’ın mukaddimesi, hem de tüm Kur'an'ın özetidir. Her Müslümanın, kıldığı bütün namazların tüm rekâtlarında Rabbi ile konuşurcasına okuması ve bu sayede Rabbi ile yakınlaşması murad edilir.

    Fatiha; İlahi Kitabın bütün amaçlarını, getirdiği mânâ, bilgi ve hükümleri özet olarak ihtiva etmektedir. Zaten, Kur'an'ın gönderiliş amacı, insanların dünya hayatını düzene sokmak, (farklı din ve düşünceden ayrı kültür ve kökenden tüm Allah’ın kullarına temel hak ve hürriyetlerini sunacak ADİL bir DÜZEN kurmak) ve (İlahi irade, rıza ve düzene uygun) iyi bir dünya hayatından sonra asıl ebedi saadeti sağlamaktır.

    Bu amaca ulaşabilmek için;

    1- Emir ve yasaklara ihtiyaç vardır.

    2- Bu emir ve yasakların hayata geçmesi, bunların kaynağının; Yaratıcı, Varlığı zaruri, Kemâl Ssfatlarına sahip, her türlü eksiklik ve kusurdan uzak olan Allah olduğunun bilinmesine bağlıdır.

    3- Bu imanı, bu bilgi ve şuuru desteklemek üzere de mükâfat ve ceza vaadi lazımdır.

    Şimdi biz ne yapıyoruz? Fatiha Suresi’ninöncesinde Euzu Besmelenin tefsirini yapıyoruz. Kur'an ve tefsir adeta özdeşleşmiş iki kelimedir. Kur'an denince akla ilk gelen şey tefsir kelimesidir. Kur'an, Hazreti Peygamberimize nazil olmuş, Ondan da hem tebliği, (etkili şekilde anlatması) hem de tebyini (ayetlerin açıklanması) istenmiştir. Efendimizin, nazil olan Kur'an ayetlerini açıklamak ile görevlendirilmiş olması, tefsir faaliyetlerini beraberinde getirmiştir. Kur'an'ın tamamının değil de, içerisindeki bazı sure ve ayetlerin tefsir edilmesi şeklinde olan tefsirlere, Parçacı Tefsir deriz. Şu anda Bizim yaptığımız da tam olarak budur. Fatiha Suresi, tefsir çeşitleri içerisinde en fazla tefsiri yapılan suredir.

    Biz bugüne kadar ne yaptık? Birçok namaz suresinin tefsirini yaptık. Yasin-i Şerif'in tamamını yaptık, fakat sen, ilk sayfasını ancak hatırlayıp yazabildin. Yasin Suresi, anlam ve önem bakımından çok yüklü bir sure idi. 

    Şimdi ise Fatiha Suresi'ni, hem rivayet, hem de dirayet özelliği ile tefsir edeceğiz. Kelimelerin hangi anlamlara geldiğini ayet ve hadislerle dillendireceğiz. Konuyla ilgili Hadisi Şerifleri, Ayeti Kerimeleri bazen cümle içlerinde söz olarak, bazen de hadis veya ayet olduğunu belirterek vereceğiz.

    Fatiha Suresinin başından "Yevmiddin"e kadar birinci, "Müstekım”e kadar ikinci ve buradan sonuna kadar da mükâfat ve ceza vaadi ile konuları desteklemek, canlı bir şekilde tasvir etmek ve geçmişten ibret alınmasını sağlamak üzere Kur’an’ı Kerim’de geçen kıssalardan bahsedip, özünü anlamaya çalışacağız.

    Kur’an’ı Kerim'in bilgi, irşat ve talimatlarla ilgili bütün muhtevası a) "bilinmesi ve inanılması gerekenler" ve b) “yapılması uygulanması gerekenler” diye ikiye ayrılır. Birincisinde; Allah, Peygamberlik, ğayb âlemi hakkında bilgiler, öğütler, misaller, hikmetler ve kıssalar vardır. İkincisinde; ibadetler, hayat düzeni gibi ameli ve ahlâki hükümler ve öğretiler vardır. Fatiha Suresi, bütün bunları sözü ve özüyle ihtiva eden yüksek mana ve mesajlardır. Veya yine bu konularda aklın önünü açarak insana ışık tutmaktadır.

    Böylece girişi yaptık mı? Fatiha Suresi'ni hissedebildin mi? Başlayalım mı artık?

    Hamd; Kamil övgü anlamındadır; Rabbimiz yüce sıfatlar ve en güzel isimlere sahip olduğu için her türlü övgü O'nun için yapılır. Hamd; şükürden daha umumi ve geniş bir kavramdır. Hamd; hem şükür hem de methi kapsar. Şükür, nimete karşılık yapılırken, hamd bir nimet olsun ya da olmasın her zaman yapılır.

    “Elhamdülillah” kelimesi; her insanın şükrederken kullandığı bir kelimedir. Ne demek istediğini dahi düşünmeden, “Elhamdülillah” der insan günde kaç kere. Oysa o kadar özel bir kelimedir ki!.. Hz. Nuh, tufandan kurtulduğunda, Hz. İbrahim kendisine Hz. İsmail ve Hz. İshak evlat olarak verildiği zaman, cennet ehli insanlar, üzerlerinden eziyet giderildiği zaman “Elhamdülillah” şeklinde Allah'a şükretmişlerdir.

    Elhamdülillah; hamd Allah'a mahsustur demektir. Bu cümle: Allah-u Teâla’nın Kendisini (övgü ve yüceltmeye) layık kılan bütün yetkinlik sıfatlarını… "Âlemlerin Rabbi" ifadesi, diğer yaratma ve fiil sıfatlarını belirtir. "Rahman ve Rahim" isimleri, Allah'ın insanlara rahmet ve merhametinden kaynaklanan din kurallarını öğretir.

    "Ceza ve hesap gününün sahibi" nitelemesi, kıyamet hallerini ve ahiret âlemini…

    "Yalnız Sana ibadet ve kulluk ederiz" kısmı, ibadet ve sosyal düzeni…

    "Yalnız Senden yardım dileriz" ifadesi, amellerde ihlâsı (ibadetlerin yalnızca Allah rızası için yapılmasını) ve tevhidi (O'ndan başkasına kul olarak boyun eğilmemesini, Yaratıcıya mahsus sıfat ve etkilerin, O'ndan başkasına tanınmamasını) ifade etmektedir.

    "Bizi doğru yola ilet" cümlesi ibadet, nizam, düşünce ve ahlâk çerçevesini…

    "Nimete erdirdiklerinin yoluna" kısmı, gelip geçmiş örnek nesilleri, mü'min ve müstakim millet ve kavimleri hatırlatmak içindir.

    "Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil" bölümü ise kötü örnek teşkil eden, bu kötü örneklerden ibret alınması gereken geçmiş toplulukları içine aldığı gibi, şu anda ve kıyamete kadar gelecek zamanda yaptıkları ve sebep oldukları ile Allah'ın gazabına uğramışların, uğrayacakların, doğru yoldan sapmışların, sapıtanların, doğru yolda gibi göründükleri halde yanlış yolda olup sapıtan ve gazaba uğrayacakları kesin olanlara; gönül bağı olanların, bunlara doğrudan veya dolaylı destek sağlayanların ve onların güçlenmesine yol açanların da gidecekleri yerin cehennem olacağı, karşılaşacakları sonun; hidayetten sapıp, doğru yolu şaşıranlar ve dolayısı ile gazaba uğrayanlarla birlikte olacakları, dünyada sevip el uzattıkları güruh ile ahirette birlikte uyanacakları haber verilmektedir.

    Bak, Besmelenin "be" edatından başlayarak Besmeleye, sonra Fatiha Suresi'ne ve devamında bütün Kur'an'a doğru İlahi sırlar perde perde açılmakta, yoğunlaştırılmış dar hacimden yoğunluğu gitgide hafifleyen geniş hacimlere doğru yansıyan İlahi irşadın ışığı âlemlere yayılmaktadır. Bu sebeple “Meal-i Kerim” diyoruz ısrarla. (Allah’ın özel inayeti, bizim himmet ve himayemizle Ahmet-Abdullah Akgül’ün hazırlamaya muvaffak kılındıkları) Meal-i Kerim olmasa layıkıyla nereden ve nasıl bileceksiniz âlemleri ve âlemlerin Rabbini? Rabbil Âlemin; hem bu dünyada, hem de ahirette Allah âlemlerin sahibi, maliki, terbiye edicisidir. Rab, Allah'ın isimlerinden olduğu için diğer varlıklar için kullanılmaz. Âlem; Allah'ın dışındaki bütün mevcudattır. "Âlem lafzı; alâmet", "Âlem; ayet ve işaret" kelimesinden geldiği için gökler ve göklerde olan, yer ve yerde olan her şeyi kapsar. Mevcut olan her varlık, Rabbine ve O'nun birliğine delâlet etmektedir. Rabbimiz Kendisini "Âlemlerin Rabbi" olarak vasıflandırdıktan sonra, Errahmanirrahim şeklinde, sonsuz Rahmetine dikkat çeker. Zira Allah'ın âlemleri yaratması O'nun Rahmetinin bir sonucudur. “Hocam, Siz neden yeniden bunları konuşuyorsunuz?” dersen, çift dikiş atıyorum. Çünkü Fatiha Suresi'ni anlamadan Kur’an’ı anlayamazsın. Yola Fatiha Suresi'nden çıkamazsan yolunu bulamazsın!

    Maliki yevmiddin; Malik kelimesi Allah'tan başkası için de kullanıldığından, "Melikül mülk" demek bizce daha uygundur. Meliki yevmiddin’den maksat; hesap günü tasarruf sahibinin sadece O'nun olması anlamındadır. O'ndan başka kimsenin bir tasarruf hakkı yoktur. Aslında Yevm; Güneş'in doğmasından batmasına kadar olan vakittir. Burada kıyametin başlangıcından, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme gidecekleri kadar olan süreç Allah katında tek bir gün gibi anlatılır. Bir lahza, an anlamındadır. "O her gün yaratmaktadır. Her an yaratmaktadır. “Eddin”: Allah onlara hak ve cezalarını tastamam verecektir. Ve yapılan amellerden hesaba çekip onların karşılığını vermesi, yani “hüküm” anlamındadır.

    “İyyakena'büdü”: Burada ğaib sigasından muhataba geçilerek, iltifat sanatı yapılmıştır. Allah’ın Rububiyyetini ikrar ve kulluğun O'ndan başkasına yapılmayacağına ve O'nun huzurunda tezellüle işaret buyrulmaktadır. “Ve iyyakenestein”: O'nun yardımı olmadan ibadete güç yetiremeyeceğimizden dolayı, bu konuda O'nun yardım ve tevfikini isteme acziyetimizi itiraf vardır. "Biz ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz." Bu ayet hem bir ihlas ve tevhid uyarısıdır, hem de bir iltifat sanatıdır. Bu sanat, edebiyat bakımından ifadeye bir incelik ve özellik kazandırmakla kalmaz. Aynı zamanda kulun dindeki samimiyetini de ortaya koyar. Çünkü kişinin mü'min bir kul sayılması, İlahi otoriteye, yani tüm Kur’ani hükümlere ve Onun ilk ve örnek tatbikatı olan Sünnete kendi istek ve iradesi ile teslim olduğunu ikrar etmesine bağlıdır. İnsanın kulluğu, bu otoriteyi baskı zoruyla değil, gönüllü olarak kabullenmiş olmasıyla bir anlam ve değer kazanır.

    “İhdinessıratel mustakım”: Hidayete ulaşmak ve hidayet üzerinde sabit kılmak ancak Allah'ın elindedir. “(Ey Resulüm!) Gerçek şu ki: Sen sevdiğini (ve istediğini) hidayete erdiremezsin.” (Kasas Suresi: 56) ayetinde olduğu gibi hidayet Allah'tan başka birisine izafe edilirse, sadece yol göstermek ve irşat etmek anlamına gelir. Bizler doğru yol ile eğri yolu Hakk ile Bâtıl olgusunu sadece kendi aklımızla birbirinden ayırt edecek güçte olmadığımızdan, bu ayrımı yaparken ancak Allah'tan yardım isteyebiliriz. "Biz kulluğu sadece O'na has kılarak, O'ndan yardım talebinde bulunuruz!” Burada bize Rabbimiz duayı da öğretir. En güzel ibadetlerden birisi olan duanın ne şekilde yapılacağını gösterir. Zaten Fatiha Suresi, Besmeleden itibaren sonuna kadar en güzel duadır. Kul önce Allah'ın Zat ve Sıfatlarının büyüklüğünü zikredip, daha sonra kendi acziyetini ve zelilliğini ortaya koyarak, O'ndan hakikati ister. Fatiha Suresi'nde Allah'tan nelerin istenebileceği, ayrıca nasıl isteneceğinin usul ve adabı öğretilir. Buna göre istemenin şartları; 1- Önce ne istediğini bilmek, 2- Sonra gerçekten ona ihtiyacının olduğunu belirtmek, 3- Daha sonra da onu elde etmek için yapılması gerekeni yerine getirmektir. Öyleyse diyebiliriz ki; gerçek dua, nimeti elde etmek için fiili ve kavli olarak elinden geleni yapmaktan geçmektedir. Yine gerçek dua; nimeti sadece hayal ve arzu etmek değil, o nimete ulaşmanın doğru yoluna girmek ve o yolda sebat edip ilerlemektir. Fatiha Suresi, inanan insana kesin bir düstur ve şaşmaz bir formül halinde, hidayetle ibadetin önemi ve ebedi nimetin elde ediliş yöntemini öğretir.

    “Sıratı müstakim”: "Ve işte Benim (sağlam ve şaşmaz olan) dosdoğru yolum budur. Bu yola tâbi olun…" (En’am Suresi: 156) ayetinde de ifade edildiği gibi, kendisine tâbi olanı Mevlâ’ya ve maksuda ulaştıran, Allah'ın yoludur. Allah'ın sıratı mustakımi, kıldan ince kılıçtan keskin olan istikamet yoludur. Bu yolda uyuklamak, sayıklamak, dalmak, durmak yoktur. Her an uyanık, her an enerjik olmak ve bu ince ve keskin yolu şaşmadan, düşmeden son nefesini vermek lazımdır. Bizler ancak Allah'ın rahmet ve inayet buyurmasıyla ve tarafımızı doğru belirleyip doğrularla sağlam bir kalp, sağlam bir ayakla istikamet üzerinde kalabiliriz.

    “Sıratallezine en amte aleyhim ...”; Tarih boyunca İlahi irşadı reddedenlerin tecrübeleri ve bunları acı ve alçaltıcı akıbetleri de, doğru yolun İslam olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak durumunda olanlar; dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluk ve huzuru bulanlarla, sapanlar ve Allah'ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek zorundadırlar. Bu sağlam yol; Nebilerin, Sıddıkların, Şehitlerin ve Salihlerin yoludur. Gazaba uğrayanların; Yahudiler, müşrikler ve bidat sahibi kimselerin yolu değildir. Zira Rabbimiz; Yahudiler hakkında başka bir ayette; "Onlar, Allah'tan (hak ettikleri) bir gazaba uğramışlardır da üzerlerine aşağılanma (damgası) basılmıştır." (Al-i İmran Suresi: 112) ve " Allah gazap etmiş, lanetlemiş ve onları hazırladığı cehenneme (terk etmiştir)." (Fetih Suresi: 6); dalâlette olanlar ise Hristiyanlar ve münafıklardır. Rabbimiz bir başka ayetinde bu durumu şöyle açıklar: "Daha önce kendileri sapmış, birçok kimseyi de saptırmış ve dümdüz yoldan ayrılmış bir topluluğun hevâ (istek ve tutku)larına uymayın. (Bu dalâlet ve azgınlık alâmetidir.)" (Maide Suresi: 77)

    Baştan sona dua olan Fatiha Suresi'ni okuyan insan; Allah'a kul olduğunu ifade ve ikrar ettikten sonra, kendisi ile Yaratıcı arasında hiçbir aracı bulunmadan, doğrudan doğruya O'na yönelir ve O'na seslenir. Dünya ve ahiret saadetine ve nihayetsiz nimetlere ulaştıran doğruluk ve dürüstlük yolunda İlahi lütfa nail olmuş iyilerin izini takip ederek ilerlerken, gazaba uğramışların, şaşırmış ve sapmışların durumuna düşmemek için, Allah'tan hidayet, feraset ve dirayet istenmelidir. Bu hidayet, feraset ve dirayetle yeni bir dünyayı, yaşanabilir bir dünyayı kurar; yaşar, yaşatır. Hakkı hâkim kılar,Bâtılın belini kırar.

    Fatiha Suresi, Allah ile kul arasındaki bir tür sözleşme gibidir. Allah ile insan ilişkisinin mahiyetini ortaya koyar ve bunun hangi kurallara bağlı olarak sürdürüleceğini öğretir. Ayrıca bu ilişkinin tek taraflı olarak, yalnızca kulun gayreti ile değil, mutlaka Allah'ın yardım ve hidayetiyle sağlanacağı gerçeği de vurgulanıp belirtilir.

    Fatiha Suresi'nin ilk yarısında kulun Allah'a hamd ve övgüsü dile getirilir. İkinci yarısında ise kulun Allah'tan istedikleri dile getirilir. Fatiha Suresi'ni okuyan kul; "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun!" dediği zaman, Allah: "Kulum Bana hamd etti" buyurur. Kul: "Allah Esirgeyen ve Bağışlayandır" dediği zaman, Allah: "Kulum Beni övdü" buyurur. Kul: "O, din gününün sahibidir, hükümdarıdır" dediği zaman Allah: "Kulum Beni yüceltti" buyurur. Kul: "Biz ancak Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım isteriz" deyince ise Allah: "Bu Benimle kulum arasındadır. Artık kulum ne isterse o olacaktır" buyurur. Kul: "Bize doğru yolu göster. Nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğramışların ve şaşırıp sapmışların yoluna değil" deyince, Cenab-ı Hak: "İşte, bu yalnızca kulum içindir. İstediği yerine gelecektir" buyurur. Kula ve dinleyen tüm melekûta "Âmin" dedirtir. Ve dua âminle mühürlenir.

    Huzurla ve bu şuurla Fatiha Suresi'ni okumak; Allah'ın gazabını önleyip, O'nun rahmet, inayet ve hidayetini artırır. Fatiha Suresi'ni okumak; cennete girecek mü'minlerin teşekkür konuşmasıdır. Fatiha Suresi; dünya ve ahiret saadetine götürecek yolun haritasıdır. Fatiha Suresi; kulun, "Allah'ım, masivadan kaçıp Sana sığındım, nefsimin ve şeytani dürtülerin kıskacından, kutlu ve kurtarıcı huzuruna vardım" yakarışıdır." buyurdular. Bir süre sessiz beklediler. Mübarek gözleri yaşlarla doldu. Daha sonra Erbakan Hocamız: "Vallahi, kendimi bildiğim, tanıdığım andan beri asla Hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan itibaren Haktan hiç şüpheye düşmedim. (Ne hayatta ne rü’yada kesinlikle) Yalan söylemedim. Kimse Benim yalan söylediğime de şahit olmadı. Ben ne yolumu sapıttım, ne de Benim yüzümden birileri yolunu sapıttı. Elhamdülillah! Bak, yine Elhamdülillah dedik. Allah her konuda ve her koşulda hamdımızı artırsın. O halde özetlersek: Dua mü'minin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur. En güzel ve en kapsamlı dua ise Fatiha Suresi'dir. Fatiha Suresi'nin sonunda söylediğimiz "ÂMİN", cennet tapusunun mührüdür!" buyurdular. Fatiha Suresi'ni ve (Ahmet Hocamızın hazırladığı Yüce) Mealini yeniden okudular. Surenin sonunda "Amiin" derlerken, Makam-ı Şerifin etrafının, tanıdığım tanımadığım, bu çağa ve başka çağlara ait olan onlarca nurani insanlarla ve ruhani varlıklarla dolduğunu gördüm. Belki dakikalarca "Âmin" sesleri yankılandı. Etrafıma bakınıp, âminlere eşlik etmeye çalışırken uyandım.

           

    Te’vili: Allah’ın C.C. kelâmı ve insanlığın kurtuluş programı olan Kur’an-ı Kerim’in özeti sayılan Fatiha-i Şerif'in kısa ama doyurucu tefsirini Aziz Erbakan Hocamız Hz.lerinin diliyle ve Fatma Betül Erişkin kardeşimizin salih ve halis rüyası vesilesiyle bizlere ulaştıran Cenab-ı Hak Zülcelal Hz.lerine sonsuz şükürler ediyoruz. Bu paha biçilmez mücevherler cinsinden kutlu bilgileri anlamayı ve gereğini yapmayı ve hayat boyu FATİHA şuuruyla yaşamayı bize lütfetmesini diliyoruz. Milli Çözüm Dergisi'nin ve tebliğinin ve hazırladığımız Meal-i Kerim’in takdir edilmesinden dolayı da Yüce Rabbimize minnet ve memnuniyetimizi belirtiyor ve dualarımızın kabulünü, sonsuz kudret ve rahmetinden bekliyoruz. Âmin!


























    Bu Haber 4046 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS