• AVRUPA’NIN HAYASIZLIĞI İKTİDARIN “HAYIR” HAZIMSIZLIĞI

    AVRUPA’NIN HAYASIZLIĞI İKTİDARIN “HAYIR” HAZIMSIZLIĞI

    03 Nisan 2017

     
    | Devamı


    AVRUPA’NIN HAYASIZLIĞI İKTİDARIN “HAYIR” HAZIMSIZLIĞI


    Hollanda'nın ırkçı lideri Geert Wilders, hızını ve hıncını alamayıp Türkiye ve İslam karşıtı bir videoyla ortaya çıkmıştı. Wilders bu kez şizofren iddialarını bir adım daha öteye taşıyarak Türkiye'ye ve Yüce Dinimize nefret kusmaya başlamıştı.

    Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlükler Partisi (PVV) Lideri Geert Wilders Türkiye'ye ve İslamiyet’e karşı küstah yorumlara kalkışmıştı. Güya “Erdoğan karşıtı kampanyanın” odağında yer alan Wilders bu kez de twitter hesabından İslam karşıtı sözleriyle büyük tepki toplamıştı. Aslında bunlar fasit küresel senaryonun basit figüranlarıydı. Geert Wilders’ın twitter hesabından Türkiye ve İslam karşıtı bir video yayınlaması da, bu şeytani senaryonun bir parçasıydı. O süreçte Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılacağı halk oylamasıyla ilgili etkinliği protesto için eylem yapan Wilders, şunları açıklamıştı: “Siz Türkler Müslümansınız. Avrupa değerleriyle İslam’ın uyuşması imkânsız… Hiçbir zaman AB’ye alınmayacaksınız. AB sizi, oyalıyor ama, sizi asıl aldatan iktidarınız. Unutmayın siz Avrupalı değilsiniz ve hiçbir zaman da olamayacaksınız..!”

    Ne acıdır ki, aslında bu gavur doğruları konuşmakta ve tabi Haçlı kinini de kusmaktaydı. 15 yıldır her türlü hakarete rağmen halâ AB kapısında kıvranan AKP iktidarının bu sözlerden alacağı çok dersler vardı ama, maalesef o milli hamiyet ve haysiyet damarları dumura uğramıştı.

    Batıcıların hayranlıkla arzuladığı, dindar kahraman AKP iktidarının da girmek için can attığı bu Avrupa, her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın resmiyet kazandığı bir bataklıktı!

    İşte Türkiye karşıtı ve İslam düşmanı söylemleriyle tanınan Geert Wilders’in partisinin adını Özgürlük Partisi (PVV) koymuşlardı. Başbakan Mark Rutte’nin partisinin adı da Özgürlük ve Demokrasi için Halkın Partisi (VVD) olmaktaydı. Rutte ise merkez sağda bir politikacıydı. Bu Mark Rutte denilen adam 50 yaşında bir Siyonist sermaye kuklasıydı. Partisinin adı Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi. Bu adam 14 Ekim 2010’dan beri Başbakandı. 1991’e kadar Liberal Gençlik Örgütünde çalışmış, 2004’de Bakan yapılmıştı. Kalvinist Reform Protestan Kilisesi üyesi bir müzmin bekardı. 

    Biz bu Hollandalıların demokrasiye ve insan haklarına bağlılığını Bosna’da Srebrenitsa katliamından hatırlamaktayız. Bugün Rutte, seçmen toplam sayısının %12’sinin bile desteğini alamayan bir Başbakandı... Seçmenin yarısı sandığa gitmemiş, gidenin de %25’inin oyunu ancak almıştı. Batının sinsi demokrasisi işte böyle çalışmaktaydı. Siyonist Yahudi sermayesinin bu Hollanda şirketinde uyuşturucu kullanımı serbest bırakılmıştı. Balkonlarda ve bahçelerde esrar yetiştirenlere sık rastlanırdı. Lezbiyen ve homoseksüel evlilikler de yaygındı... Bu rezaletin arkasında bu kafada insanlar vardı. Özgürlük deyince fuhuş, alkol ve uyuşturucu anlıyorlardı... İslam’a olan kinleri ve özel Türkiye nefretleri yanında, uyuşturucunun Avrupa’ya ve Hollanda’ya ulaştırılması ve dağıtılması işini yürüttükleri için de PKK’ya sahip çıkıyorlar ve TSK’nın Suriye ve EL-BAB’daki başarılarını bir türlü hazmedemiyorlar. AKP iktidarının gaflet belki de hıyanet damarıyla alıp yıllarca yürüttüğü ÇÖZÜM SÜRECİ PKK’nın uyuşturucu mafyalığını en kolay yaptığı yıllardı.

    "Avrupa Birliği Bakanı" Ömer Çelik’in, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Hollanda'ya uçuş izninin iptal edilmesi ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın sınır dışı edilmesiyle ilgili bu açıklaması enteresandı. Çelik “Hollanda'da yaşanan krizin kararsızları "Evet"te netleştirdiğini” ağzından kaçırmıştı. Bu itiraflar, söz konusu yurt dışı faaliyetlerden nasıl bir fayda beklendiğini açığa vurmaktaydı! Çünkü bazı anketler “Hayır”ların öne geçtiğini ortaya koymaktaydı. Sn. Tayyip Erdoğan bile bir süre anket yapılmamasını talimat buyurmuşlardı. Moskova'dan dönerken de "Anketlerle alakalı olarak, şu anda sonuçlar henüz çok sağlıklı olmamakla birlikte, evet oylarının tırmanışta olduğunu söyleyebilirim. Meydanlar artış olduğunu gösteriyor. Konu anlaşıldıkça, daha da artış olacak. Ben meydanların dilini çok önemserim. Meydanları görünce, tırmanışın devam ettiğini görüyorum. Meydanlarda daha çok kalacağız" sözleri Sn. Cumhurbaşkanının telaşını yansıtmaktaydı. Hatta yandaş yazar Mahmut Övür de Binali Yıldırım'ın Balıkesir mitingini kastederek, "Sokak, anketlerden farklı" başlıklı bir yazı yazmıştı. İşte tam bu sebepleseçmeni iktidarla bütünleştirecek bir mağduriyet yaratmakhesabıyla “Avrupa’nın arsızlığını kullanmaya kalkışmışlardı” yorumları haklıydı.

    Evet Bakanlarımızın Avrupa kapılarından dışlanması ve hakarete uğraması herhalde damarımıza dokunmaktaydı. Ama bu aşağılanmada öncelikle iktidarın payı vardı. Referandumda “HAYIR” çıkma olasılığının giderek artmasından panikleyen iktidarın, “EVET” çıkarmak için dolaylı yollardan kendine prim yapmaya çalıştığı da sırıtmaktaydı. Avrupa ile sahte bir sorun çıkarıp buradan “Milli birlik beraberlik” çağrıları yaparak “EVET”oylarını artırmaya çalışması mide bulandırıcıydı. Çünkü Avrupa Bakanı “Bu olaylar kararsız vatandaşları “Evet”te birleştirmiştir” diyerek gerçek niyetlerini açığa vurmuşlardı. “Şu anda ülkemizde milletin ezici çoğunluğu başta Hollanda olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye karşı takındığı tavrı nefretle kınamaktaydı. Ancak yine bu milletin önemli kısmı bu sorunu yaratanın bizzat iktidar olduğunun da farkındaydı” tespitleri gerçekleri yansıtmaktaydı.

    16 Nisan referandumu için 18 Şubat 2017 tarihinde Elazığ’a gelen Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile sonra vefat eden bir Kadiri Şeyhi arasındaki telefon görüşmesi de, bu tedirginliği yansıtmaktaydı.

    Şeyh Efendi: “Sen Müslümanlara yardımcı oluyorsun, İslam dinine yardımcı oluyorsun, bundan büyük bir şey yoktur. Sana Allah kısmet etti buna ha! Yalnız devam et çekinme. Seninle arkandan gelenler (seni manen destekleyenler) var ha! Allah yardımcın olsun. Biz hep duacıyız ta sen partiyi kurmadan (önce bile destek çıktık) size duadan başka bir şey yok, devamlı dua ederim, gece yarılarına kadar” deyinceSn. Erdoğan’ın: “Gene (dua ve desteğinizi) bekleriz inşaallah. Özellikle 16 Nisan çok önemli bizim için”ifadeleri bu tedirginliği açığa vurmaktaydı.

    O Şeyh Efendi’nin: “Sana dualarımız taa (AKP) partiyi kurmadan başlamıştı…” sözleri ise; “Siyonist odakların Erbakan’ı devre dışı bırakmak üzere, Sn. Erdoğan’ı kışkırtıp öne çıkarma ve hıyanet edip Milli Görüş’ten ayrılma sürecine de biz destek çıkmıştık!” itirafıydı ve Cenabı Allah ölmeden önce bu gerçekleri kendisine konuşturmuşlardı.

    Avrupa ile dalaşmak, niye danışıklı dövüş olarak algılanmıştı?

    Çünkü bizde referandum telaşı yaşanırken, Hollanda’da da seçim hazırlığı vardı. Üstelik “Evet” ile “Hayır” baş başaydı. İşte bu yüzden çok acil mağduriyet edebiyatına ve safları sıklaştırmaya ihtiyaç duymuşlardı. Tam bu sırada Hollanda’nın yaptığı faşistlik, düzeysizlik ve terbiyesizlikle bu ihtiyacı gayet güzel bir şekilde karşıladığı açıktı. Dediğimiz gibi Hollanda’da da seçim vardı. Aşırı sağcı ve faşist kafalı bir herif tırmanıştaydı. Duygusuz, meymenetsiz, hayırsız, şefkatsiz bir tip... İslam düşmanlığı yapmakta, “Minareye hayır” kampanyası başlatmakta... Kur’an’a saldırmakta… Camiye sataşmaktaydı. Eğer Hollanda, bizim Bakanlara saygılı davranır ve fırsat tanırsa bu faşist, Hollanda’yı ayağa kaldıracak ve seçimden birinci çıkacaktı!? İşte bu yüzden Hollanda’nın liberal hükümeti, bu azılı faşist kazanmasın diye başka bir faşistliğe kalkışmıştı.

    “Tam bir “win win” durumu... “Kazan kazan” oynanmaktaydı!” sözleri saptırmaca değil, doğru bir saptamaydı.

    Yani evet karşımızda Hollanda durmaktaydı, ama onu böyle davranmaya teşvik edenler unutulmaktaydı. Elbette Hollanda’da yapılacak seçime dönük küçük hesaplar da vardı. Ama çok daha büyük hesapların üzerinde durulmalıydı. Size bir anahtar soru: Bu kayıkçı kapışmaları, hem Hollandalı politikacılara, hem Sn. Erdoğan’a yarıyorsa bunu bir tesadüf saymak, ne kadar akıllıcaydı?

    Hollanda kamu yayın kuruluşu Nos TV, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın bazı korumalarının gözaltına alındığını belirtirken, özel RTL kanalı Bakan Kaya'nın, "Persona non grata" (istenmeyen kişi) ilan edilip, sınır dışına çıkarıldığını duyurması ne amaçlıydı? Tam bu sırada Almanya da, anayasa değişikliği referandumu için devlet televizyonu ile açıkça 'hayır' kampanyası başlaması nasıl okunmalıydı? ARD televizyonunda yayınlanan üç dakikalık dosyada, açıkça Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sataşılması, sadece ahmaklık ve alçaklık mıydı, yoksa küresel bir senaryonun parçaları mıydı?

    Üstelik Alman mahkemesi, 16 Nisan anayasa referandumu öncesinde Almanya'da Türk toplumu ile yapılacak toplantıların Alman makamlarınca iptal edilmesini haklı bulan bir karar almıştı. Bu kararın, bir Alman vatandaşının Başbakan Binali Yıldırım'ın Oberhausen kentinde yapacağı toplantı konusunda 18 Şubat'ta yaptığı şikayet nedeniyle alındığı vurgulanmıştı. Mahkeme, Türkiye Cumhurbaşkanı veya başka politikacıların konuşma yapmak için Alman anayasasının verdiği hakları kullanamayacaklarını açıklamıştı. AKP Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın “Hollanda’daki olaylar EVET oylarımızı 3-4 puan arttırmıştır” ifadeleri, bu senaryoların bir itirafıydı ve Başbakan Binali Yıldırım hemen bu tür yorumları yasaklamıştı.

    Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'ndeki Tıp Bayramı programında yaptığı konuşmada, "Biz Hollanda'yı ve Hollandalıları Srebrenitsa katliamından tanırız. Onların cibilliyetinin, karakterinin ne kadar bozuk olduğunu 8 bin Boşnak'ı orada nasıl katlettiklerinden tanırız. Bunları iyi biliriz. Kimse bize medeniyet, medenilik dersi vermesin. Bu milletin alnı aktır ama onların alnı kapkaradır" buyurmuşlardı. Erdoğan'ın bu sert çıkışına Hollanda Başbakanı Rutte ise, "Erdoğan durumu kızıştırmaya devam ediyor" karşılığında bulunmuşlardı. Bosna'daki savaş sırasında, BM'nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995'te Ratko Miladiç'e bağlı Sırp birlikleri tarafından kuşatılmıştı. İşgal üzerine BM bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, Sırpların insafına bırakılmıştı. Boşnaklardan 8 bin 372'si götürüldükleri ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda katledilip hunharca bir soykırıma tabi tutulmuşlardı. Üstelik Hollanda, katliamdan seneler sonra olaydaki sorumluluğunu resmen kabul etmiş ve Başbakan Wim Kok liderliğindeki hükümet 2002 yılında bu nedenle istifaya mecbur kalmıştı. Şimdi Sn. Erdoğan’a şu sorulmalıydı: Bu vahşi katliamları yapan AB üyesi Hollanda ile her türlü ilişkileriniz yağlı ballı sürerken, Başkanlık yolunda pürüz çıkarınca mı bu cinayetleri hafızanızda canlanmıştı?

    Türkiye Hollanda’yı ve Almanya’yı protesto için sokaklara çıkmıştı.

    Hollanda ile yaşanan diplomasi krizi meyvelerini vermeye başlamış, tepki gösteren vatandaşlar bu ülkenin Ankara ve İstanbul'daki temsilcilikleri önünde protesto gösterisinde bulunmuşlardı. Bayraklarla temsilcilikler önünde toplanan kalabalıklar Hollanda'yı protesto eden sloganlar atmıştı. Hollanda'nın İstanbul Başkonsolosluğu önünde toplanan vatandaşlar, Hollanda'nın Türk bakanlara yönelik tutumunu protesto edip ayrılmışlardı. Bu tür milli girişim ve gayretler gerekli ve önemliydi, ama halkımızın duyarlılıkları kof sloganlarla boşa çıkarılmaktaydı…

    Yüzde yüz yüce divanlıktı!

    “Bu iktidar dış senaryolara göre kendini konumlamakta ve zamanın ruhunun üzerinde sörf yapmakta maharet kazanmıştı. AKP aslında 28 Şubat’ın çocuğu olmaktaydı. Siyonist sömürü çarkını tıkamaya başlayan Milli Görüş’ün artık devre dışı bırakılması lazımdı ve Batı’nın Ortadoğu müdahalesinde bir işbirlikçi model olarak ılımlı İslam’ı iktidar yapmanın zamanıydı. İşte AKP tam da bu süreçte yapılandırıldı ve kendisine biçilen role uyum sağladı. Batı’yla pek uyumlu ılımlı İslamcı AKP kendini memleketin Batı’ya en açık partisi olarak tanıttı. Bugün idam cezasının geri getirilmesini isteyen Erdoğan’ın AB’ye girmek amacıyla idam cezasını kaldırmak için koalisyon hükümetine destek olacaklarını açıklayan adamdı. Deliğe süpürmeyip kullanılmayı talep eden danışmanların her sözünü tutmaktaydı. Öyle ki, cemaatle koalisyonun kurulup yeni ılımlı İslam projesine direnecek olanların tasfiye edilip kumpas davalarla içeri atıldığı, bugün şikâyet edilen Batı medyasında sayfalarca Erdoğan ve AKP övgülerinin yer aldığı bir süreç yaşanmıştı. Türkiye Batı’yla uyumlu ve demokrasi içinde siyasal İslamcı bir model olacaktı. Ama bazı pürüzler ortaya çıkmıştı. Ardından gelen Arap Baharı, siyasal İslamcı iktidara yeniden bir model olma imkânı sağlamıştı. Artık zaten eğreti duran “liberal”, “Batıcı” kıyafete gerek de kalmamıştı. Yeni model, Müslüman Kardeşler’e ve İslam’ın Sünni cephesine ağabeylik etmeye dayanmaktaydı. Bu iktidar, toplumu ve devleti İslamcılaştırmanın önündeki engelleri cemaat koalisyonuyla yaptığı operasyonlarla iyiden iyiye kaldırmıştı. Zamanının AKP il başkanının artık liberallerle işbirliği yapmayacaklarını çünkü yeni hedeflerinde onlara yer olmadığını söylemesi bundandı. Arap Baharı, özellikle Mısır’da Mursi’nin yıkılması ve Suriye’de Esad’ın sarsılması iktidarın işini zorlaştırmıştı. Emevi Camii’nde namaz kılmaya odaklanmış bu stratejik derinlik fiyaskosu hem Türkiye’nin sınır güvenliğini ortadan kaldırmış, hem de açılımın terk edilmesiyle sonuçlanmıştı.

    Dünyada Siyonizm’in, aşırı sağcı, popülist ve içe kapanmacı kanadı açığa çıkarılmıştı. Öyle ki hem Alexander Dugin hem de Trump’ın baş stratejisti Steve Bannon, faşizmin fikir önderlerinden Julius Evola’dan övgüyle bahsetmeye başlamıştı. Yani özgürlük karşıtı (ve küresel odaklar bağımlısı) tek adam rejimlerinin hızla yayıldığı bir süreç yaşanmaktaydı. Şimdi Dışişleri Bakanının Avrupa’daki aşırı sağdan yakınmasına aldanmamalıydı. O aşırı sağ ile AKP aynı dalganın üzerinde sörf yapan kiralık figüranlardı. Yani bu anayasa referandumu biraz da dünyada yükselen sağa AKP’nin de eklemlenmesinin oylanmasıydı. Dün AB’ciyken bugün Trump’a, Putin’e yakındı. Dün Ortadoğu’ya model olacakken bugün Macaristan’da Orban rejiminin övgüsünü alan bir anlayış vardı. Kendini dış şartların kalıplarına kıvrakça döken bu anlayışa “başkancı” rejim hediye etmek, bu güç dönemde memleketi dışarının belirleyeceği kalıplara uymaya zorlamak anlamındaydı. Unutulmasın ki bütün gücü elinde toplamış bir kişiyi “kandırmak” bütün bir devleti“kandırmak”tan daha kolaydı”[1]  yorumları üzerinde kafa yorulmalıydı.

    Türkiye rüzgârın önünde savrulmaktaydı!

    Asıl problemin Türkiye’nin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın 11 Mart akşamı Türkiye’nin Hollanda’nın Rotterdam şehrindeki –resmen Türk toprağı sayılan- Türkiye Başkonsolosluğuna alınmaması, 11 Mart sabaha karşı polis zoruyla Almanya sınırına bırakıldı sanılması yanıltıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanının ilk defa “istenmeyen kişi” ilan edilip sadece Hollanda değil, Schengen vize sistemindeki Avrupa Birliği (AB) ülkelerine girişten yasaklanmasının da ötesinde bir sorun yaşanmaktadır. Evet maalesef Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na Hollanda’ya 15 Mart’taki seçimlerden önce iç siyaset amacıyla gelme uyarısının yapılmasının, gitmek istemesi üzerine de uçuş izninin kaldırılıp Hollanda’ya girişine engel olunmasının da ötesinde bir durumla karşı karşıyayız ve asıl hakarete uğrayan doğrudan Türkiye Cumhuriyeti olmaktadır ve giderek bu hakaret tavrı yayılmaktadır. Başbakan Binali Yıldırım’ın “Hollanda’ya misliyle karşılık verilecek” açıklamasını takiben Danimarka Başbakanı Lars Lokke Rassmussen, Yıldırım’dan Kopenhag’a yapacağı ziyareti ertelemesini hatırlatmış, bunu da kamuoyuna duyurmaktan sakınmamıştır. Gerekçesini ise Hollanda’yla dayanışmak olarak açıklayacak kadar küstahlaşmıştır. Hollanda hükümeti, Rotterdam’da yaşananlar ortadayken, -kendi toprakları sayılan- İstanbul’daki konsolosluk binasındaki bayrakları indirilip Türk bayrağı çekilmesinden sonra “Diplomatlarımızın can güvenliği Türkiye’nin sorumluluğundadır” uyarısı ise ayrı bir küstahlıktır. Yetmez, Avusturya elini çabuk tutarak, sadece Türkiye’nin değil, diğer bütün ülkelerin de Avusturya’da kendi iç siyasetlerine dair toplantı yapmalarını yasaklayan bir karar çıkartmıştır” tespitleri yapanlar niye halâ AB kapısında kuyruk olmamızı savunmaktaydı?

    Türk vatandaşlarının yaşadığı Avrupa ülkelerinden Ankara’ya verilen mesaj açıktı ve bunlar referandum kampanyası için gelmeyin, uyarısıydı. Ve böylece dolaylı biçimde Erdoğan’a destek sağlanmaktaydı!..

    “Aslında AKP hükümeti, 2008’de Türkiye’nin diplomatik temsilciliklerinde iç siyasete dair konuşmalar yapmaya sınırlandırma getirirken bu kapıyı aralamıştı. Bu tavır Türkiye’nin büyükelçilikleri, konsoloslukları siyasi görüşüne bakılmadan bütün vatandaşlarındır deme amaçlıydı” hatırlatmalarına niye kızılmaktaydı? Abdülkadir Selvi’ye göre başta Hollanda olmak üzere Avrupa’da yaşananların seçmen davranışları üzerinde iki etkisinin olacağı konuşulmaktaydı.

    1- Avrupa’da sandığa gitme oranını arttıracaktı. Ama bu etki sadece Avrupa’da değil, Türkiye’de de seçimlere katılma oranı üzerinde olumlu etki yapacaktı.

    2- 15 Temmuz’dan sonra milliyetçi duygularda bir yükseliş yaşanmıştı. Hollanda’da sergilenen Türkiye düşmanlığı, bu duyguların güçlü bir dalgaya dönüşmesine yol açmıştı.Evet oylarında Avrupa ile sınırlı kalmayacak ölçüde motivasyon sağlaması amaçlanmıştı.‘Avrupa Avrupa duy sesimizi’ sloganları bunların sonuçlarıydı.

    Hollanda'nın skandal kararına karşı Sn. Bahçeli'nin Twitter üzerinden verdiği mesajlar ne işe yarayacaktı?

    "Atını nallayıp itini yalayarak vatandaşlarımızın üzerine salan ve saldıran Hollanda niye rahatsızdır? Bu vahşilik, bu vandallık niyedir?16 Nisan’dan sadece Hollanda mı çekinmektedir? Elbette hayır! Kral ve kraliçelerin elinde bulunan Avrupa ülkelerini korku sarmıştır" çıkışları tabanı rahatlatmak ve tavana yaranmak dışında hangi yaralarımızı saracaktı? Hatta bu referandumun ertelenebileceği konuşulmaktaydı!.. Çünkü Rakka konusunda, Menbiç üzerinden bir erteleme söz konusu olabileceği konusunda duyumlar vardı. Ve tabi referandumun umulanın dışında, sürpriz şekilde sonuçlanacağı kuşkuları da hesaba katılmalıydı.

     

     


    [1] Özgür Mumcu: “Kandırmak” Cumhuriyet’ten düzeltme ve özetle
















    Bu Haber 498 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS