• Adelina Sfishta Bu Bilgilere Nereden Ulaştı?!!

    Adelina Sfishta Bu Bilgilere Nereden Ulaştı?!!

    05 Mart 2018
    SP Yeni Hıyanetlere Alet Mi Olacaktır?

     
    | Devamı



    SP Yeni Hıyanetlere Alet Mi Olacaktır?

    Adelina Sfishta; 1987 Kosova-Podujeva doğumlu genç bir bayandı. Kosova savaşını militan bir kız olarak yaşamıştı. Radyo, televizyon eğitimi almış, 2009’da Balkan TV’de çalışmaya başlamıştı. Haber programları yapmakta, ayrıca OCAKmedya'da yorumlar yazmaktaydı. Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenli araştırmalara yoğunlaşmıştı.

    İşte bu Adeline Sfishta’nın “OCAKmedya”da “Saadet Partisi: Kök hücre harekete geçebilecek mi?” başlıklı bir yazısı yayınlanmıştı!

    “Kök hücreler yüksek çoğalım potansiyeline sahip çok kritik hücrelerdir. Değişmeden yüksek çoğalımı gerçekleştirebilirler ya da değişime uğrayarak yüksek çoğalımı gerçekleştirebilirler. Değişmeden çoğalan “kök hücreler” mevcut yapının korunmasını ve güçlenmesini sağlarlar. Değişerek çoğalan “kök hücreler” ise farklı yapıların oluşmasına neden olabilirler. “Kök Hücreler” iki önemli rol oynayabilirler: 1- Self-Renewal rolü: kendini yenileyebilme yeteneği. 2- Differrentiation rolü: değişime uğrayabilme yeteneği. Kök hücreler; sürekli çoğalabilir ve belirli bir kullanılabilir hücre havuzu oluştururlar. Doğru sinyali aldıklarında çeşitli hücre tipine dönüşebilirler veya çoğalabilirler. Kök hücrenin fonksiyon görebilmesi için bu “iletişimin” açık olması gerekir. Doğru sinyal “kök hücre” havuzuna ulaşabilmelidir. Sanırım “kök hücre”lerin önemini ve fonksiyonlarını anlatabildim. Elbette mesele ihtisas sahiplerine ait. Ben Saadet Partisi’nin Türk siyasetindeki “Kök Hücre” rolünü anlatabilmek için böyle bir giriş yaptım.

    Erbakan döneminde “Milli Görüş” olarak adlandırıldı bu anlayış ve daha net bir vaziyete sokuldu. Milletin cevherine inanan “Milli Görüşçüler”; “taklit”i reddediyor, “orijinal bir medeniyet sevdası”nın ardına düşüyorlardı. Tıpkı “ecdadın yapabildiği gibi”, kendilerine güveniyorlardı. Milli Görüş, öncelikle kendi bilimsel potansiyelini oluşturma ve buna dayanarak Milli Sanayisini kurma iddiasındaydı. Ayrıca, diğer medeniyetlerin kendi içlerinde oluşturdukları “beraberliklerin” Milli Görüş değerlerine sahip ülkeler arasında da kurulabileceğini, hatta kurulması gerektiğini düşünüyorlardı. (Batıl ve Batılı) bir medeniyeti taklit eden, kopya olan sistem, elbette Milli Görüş’ten rahatsız oldu ve ona tuzaklarını kurmaya başladı. Uzatmayalım. Asker kullanıldı veya asker görevini icra etti ve “Milli Görüş” liderliği ve kadroları ülkeyi yönetmeye “layık görülmedi”, kısa süreli “kaptanlık” (Erbakan iktidarı) askerin müdahalesi ile sona erdirildi.

    İşte bu noktada “kök hücre” başkalaşarak yeni bir “hücre” oluşturdu. Yeni hücre “Milli Görüş gömleğini çıkarttık, kökümüzle alakamız yok” diyordu. Milli değerler, orijinal medeniyet, Milli Sanayi, filan da pek umursanmıyordu. Diğer medeniyete mensup olanlar bu yeni hücreden pek memnundu. Acemilikleri, derinliği ve tuzakları görmelerini engelliyor, ışıltılı imkânlar ayaklarının altındaki uçurumları fark edememelerine neden oluyordu. Aslında bu doğumda pek de gayretleri bulunmuyordu. Azıcık asker filan kullanılıyor, biraz algı yönetimi yapılıyordu. Yani gömleği çıkaranlar fazla zahmet çekmiyordu… Milli Görüş kök hücresini, çatır çatır parçalayan bu yeni yetme hücrenin, (AKP’nin) havasından geçilmiyordu. Bu yeni yetmeler, yaşlı Erbakan Hoca’yı pek “küçük” gördüklerini de saklamıyordu. Hoca’nın, hataları ile, “gemiyi karaya oturttuğu” söyleniyordu.

    (SP’de kalan) “Kök Hücre” kendini çok mahzun hissetmeye başlamış ve 20 yıllık bir “hicran dönemi” yaşamıştı. Yeni hücrenin saçtığı ışık nedeniyle “kök hücre” pek bir silik görülüyordu.

    Yeni hücrenin (AKP’nin) vücut üzerindeki deformasyonu; milleti diğer medeniyetlerin bağımlılığından kurtarmayı bırakın, milleti daha da bağımlı kılmış, milletin gözünün ferini söndürmüş, medeniyetlerin temelini oluşturan “ahlakı” yerlerde sürünür vaziyete taşımış, medeniyet meydana getirebilmede en büyük değer olan onur-şahsiyet yıpratılmış, motoru olmayan tank-yabancı patent demo araba-kâğıt üzerinde yerli, bilimsel tabana sahip olunmadığı için komple yabancı, sözüm ona yerli üretimler-ithal tarım ve ziraat-ithal hayvancılık gibi tepeden tırnağa dışa bağımlı bir “al-sat” sektörü oluşturmuşlardı.

    Bu yeni hücre (AKP), çoğalmış, çoğalmış ve bütün toplumu sarmıştı. Bunlar zahmetsiz “rahmet” bekliyordu. “Ağır sanayi” filan boş sözlerdi onlara göre. Havadan para kazanmak, jeep-villa-birkaç hanım almak, servetler yığmak, yarışın en önemli gerekçeleri sayılıyordu. Rüşvet, yolsuzluk, beytülmalı talan gırla gidiyordu. Yurt dışında numune olması gereken bu yeni hücrelerden bazıları artık harama uçkur çözüyordu. Evet bu yeni hücreler çok kazanıyorlardı, ama sardıkları toplum çürümekte ve Allah’ın en son dini gözlerden ırak bir hurda deposuna atılmaktaydı. Yeni hücrenin bozulmuş değer yargıları, artık toplum için İslam’ın ne denli çiğnenebilir, aşındırılabilir, Allah’tan korkulmayabilinir v.b. davranış biçimlerini oluşturmaktaydı. Bu acemi (ve hain) hücre; hem kendini hem de sahip olduğunu iddia ettiği değerlerini ve de milletin değerlerini yerle yeksan etmeyi başarmıştı.

    Gelelim esasa; sözümün özü şudur: Milli hareketin (SP’nin) “kök hücresi” halâ sağ ve salim yerinde durmaktadır. Milyonlarca eziyet çekilerek bu “kök hücre”nin muhafaza edilmesi başarılmıştır. “Bu ‘Kök Hücre’ (SP’nin kurmay ekibi) yeni dava adamları yetiştirmek zorundadır. Aksi halde “topyekün” kaybedilmiş olacaktır. Kök hücre başarır, bu yeteneği vardır. Ve esasen kök hücreler “zor zamanların” aktörleri sayılır. İhtiyaç hayati derecede artmıştır ve işin şakası kalmamıştır. Milletimiz bütün coğrafyalarda “fakru zaruret” içinde kıvranmaktadır. Tefrika her tarafı sarmıştır. Evet size söylüyorum “Kök Hücre” Saadet Partisi (Kurmayları!). Olanlara rağmen kırgın olmadığınızı biliyorum. Millet için açın bağrınızı, herkesi kucaklayın, davaya, gerçek dava adamı gibi sahip çıkın. Kendinizi feda etmesini bilin ve başarın. Çünkü kök hücreler “uygun iletişimle” süratle çoğalabilirler ve değişime uğramış hücrelerin yerini kısa sürede alabilirler. Söz konusu milletin onuru ve istikbali ise, gerisi teferruattır.”[1] diyen Kosovalı Adelina Sfishta bu bilgilere nasıl ulaşmıştı?

    Türk siyasetiyle ve AKP serüveniyle ilgili böylesine derinlikli bir yazıyı Kosovalı 30 yaşında bir kızcağızın yazamayacağını ve hele Milli Görüş hareketine çöreklenen özel ekibi “kök hücre” diye vasıflandırmasının mümkün olamayacağını anlamak kolaydı. Bu yazıyı; Saadet Partisini ve yönetimindeki marazlı ve maksatlı ekibi (kök hücreyi) yakından tanıyan, Erbakan’ı devre dışı bırakmak için her tertibe başvuran şeytani odaklarla irtibatlı bulunan ve dahi kendileri de Balkanlardan (Kosova ve Bosna) kökenli olan birilerinin hazırlayıp, Adelina Sfishta adına yayınladıkları sırıtmaktaydı. Bu kanaatimizi arkadaşlarımızla da paylaşmış ve tahmin ettiğimiz şahsın ismini de hatırlatmıştık. Aradan bir aydan biraz fazla bir zaman sonra Fehmi Koru’nun “Saadet Partisi Küllerinden doğuyor (mu)?” yazısı çıkınca, mesele netlik kazanmış, asıl amaçları da anlaşılmaya başlanmıştı. Bu plana göre: Sn. Abdullah Gül, SP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak, yeni bir umut kahramanıdiye öne çıkarılacak, Milli Görüş’ün hazır teşkilatları ve elemanları da alt yapı olarak kullanılacaktı. AKP’den küskünlerin ve diğer partilerden muhaliflerin de bu yeni oluşuma katılımları sağlanacak, böylece Abdullah Gül etrafında, görünüşte Milli Görüş tabanlı, gerçekte Siyonist planlı yeni bir hareket canlandırılacaktı. Yani daha önce Recep T. Erdoğan’ı ayartıp parlatan odaklar; Ondan yeterince yararlanıp iyice yıpratınca ve devlet onu güdümüne alınca, şimdi Abdullah Gül’ü piyasaya çıkarmaya, Oğuzhan Asiltürk ekibinin güdümündeki SP’yi de bu sinsi ve Siyonist amaçları için kullanmaya hazırlanmaktaydı. Oysa bu Abdullah Gül, ötekinden en az üç gömlek daha düşük sırada ve kıratta bir insandı.

    Bundan 1 ay 1 hafta sonra, Fehmi Koru’nun “Saadet Partisi Küllerinden Doğuyor (mu), Hem de Fazla Gürültü Çıkarmadan…” yazısı yayınlanınca her şey açığa çıkmıştı!..

    “Siyaseti kuramsal ve uygulamalı olarak yakından izleyen bilim insanı bir dostumla, yine dün, uzun boylu görüşme imkânım oldu. Daha ağzını açar açmaz Saadet Partisi’nin görüntüsüyle ilgili şu tespitini benimle paylaştı: “Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet, 2000’li yıllara gidilirken Fazilet Partisi içerisindeki ‘Yenilikçi Hareket’ görüntüsünü veriyor. Böyle devam ederse, bunun, siyasetin denklemini değiştirecek etkileri olabilir…”

    Görüşlerini almak için kendisiyle görüşen bir yabancı bilim adamı da“Seçimlerde Saadet Partisi’nin performansı etkili olabilir” buyurmuşlardı. ‘OCAKmedya’ sitemize Kosova’dan katkıda bulunan Adelina Sfishta da, Saadet Partisi için ‘kök hücre’ deyimi eşliğinde benzer bir tespitte bulunmuşlardı. Temel Karamollaoğlu’nun İstanbul’da düzenlediği ve benim de katıldığım basınla buluşma toplantısında, hemen her medya kurumundan gazeteciler vardı. AKP’nin başını çektiği ‘Cumhur İttifakı’ içerisinde en fazla Saadet Partisi’ni görmek istedikleri anlaşılmaktaydı. Eminim, Saadet Partisi içerisinde de, Meclis’te temsil edilebilmek için, daha geniş bir çatı altında yer almak isteyenler ve onların baskıları vardır.

    “Parti liderliği ise, (yani Oğuzhan Asiltürk!?… Bakın hele Fehmi Koru da Oğuzhan Beyi lider sanıyor!?) seçimlere tek başına katılmayı tercih edeceğe benziyor. Dün yazdım, ittifaklara yarayacak bir yasal düzenleme yapılıyor, ancak yarar getirmesi beklendiği halde zarara da yol açabilir ittifaklar… Özellikle de ateşle barutu bir araya getiren yanlış kurulmuş ittifaklar… ‘Cumhur İttifakı’nı bir tarafa bırakarak geride kalan partilerin –CHP, HDP ve Saadet’in– ittifaka gitmesinin doğurabileceği sorunlar üzerinde bir saniyeliğine duralım: Getireceğinden fazla götürme ihtimali var öyle bir ittifakın… Çatı oluşturdukları için sonuçta kazançlı görülseler bile, çatıyla amaçlanan geometrik sıçrama gerçekleşmeyebilir. Böyle bir ortamın en fazla yarayacağı parti olabilir Saadet…  Kendisine yakın medyada da düzelmeler var. Herhalde dikkat çekiyordur, Milli Gazete ile TV5 kanalı Temel Karamollaoğlu’nun temsil ettiği çizgiye uygun kaliteli bir yayın çabasına girmiştir. Kendim bile bazen unutuyorum, ama benim yayın yönetmeni olarak tanındığım ilk yayın organı Milli Gazete’dir. Rahmetli Necmettin Erbakan’ın (Bu aslı ve astarı karışıkların ortak bir özelliği de Erbakan’a “Hocam” diyememeleridir.) “Haydi başına geç” demesiyle üstlenmiştim görevi, biraz tereddüt etsem de… O güne kadar da kendi adım yanında mahlasla da Milli Gazete’de (Fehmi Muzafferoğlu) ve aynı gruptaki Yeni Devir’de (A. Akıncı) yazmaktaydım zaten. (Ve tabii, hem tiraj hem de kalite olarak Milli Gazete’yi devraldığın günden, çok daha geriye götürüp teslim etmiştin. A.A.)

    Gördüğüm kadarıyla, Saadet, gelecek Cumhurbaşkanını belirleyen parti olma amacını önemsiyor. O amaç için gösterilen çabalar, yalnız veya ittifak halinde gireceği ilk genel seçimde Meclis’te temsil edilmenin de yolunu açabilir mi? Temel Bey mühendistir, o hesabı da yapıyordur”[2] diyen Fehmi Koru, ağzındaki baklayı çıkarmıştı.

    Abdullah Gül'ün medya ekibi televizyon kanalı mı kurmaktaydı?

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün medya ekibinin yeni bir televizyon kanalı kurmak için çalışmalar yaptığı ileri sürülmekteydi. KHK'larla ilgili çıkışından sonra AKP'nin ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan'ın tepkisini çeken 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AKP içindeki muhaliflere yakınlığıyla bilinen bir gazeteyi yaklaşık bir ay önce ziyaret etmişti. Gazeteyi yakından takip ettiğini ifade eden Abdullah Gül, başarılar dilemişti.Medyaradar’ın haberine göre; Abdullah Gül'ün bu ziyaretinde Gül'e yakınlığıyla bilinen medya ekibi yeni bir televizyon kurmaya karar vermişti. Hatta, Gül'ün ekibinin yeni bir televizyon kurmak için çalışmalarını başlattığı da söylenmekteydi. Yayın ve stüdyolar için görüşmeler yapan Gül'ün ekibinin yeni televizyonunun yakın zamanda açıklanacağını belirtmişti.

    Ahmet Hakan’ın yazdıkları da, bu kanaatimize kuvvet katmaktaydı:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan istiyor ki:

    - Bütün milliyetçiler, muhafazakârlar, mukaddesatçılar aynı cepheye katılsın… Büyük küçük falan demeden... Hepsi aynı çatı altında toplansın… Ve başkanlık seçimi “milliciler” ile “millici olmayanlar” arasında yaşansın… Bu nedenle de; MHP’nin yanı sıra BBP ve Saadet Partisi ile de ittifak yapmak istiyor. Bu amaçla, Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu ile bir görüşme de yaptı… Fakat gelin görün ki Saadet Partisi, bu ittifaka bir türlü yanaşmıyor, yanaşmaya da niyetli görünmüyor. O kadar ki Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu, Erdoğan’la görüşmesinin ardından bırakın azıcık da olsa yumuşamayı, iktidara yönelik eleştirilerini daha da sertleştirmiş durumda. “Abdullah Gül Saadet Partisi’nin adayı olabilir, bunu yazın bir kenara” falan diyorum ya... Bunu biraz da işte bu tabloya bakarak söylüyorum.”[3] Bu ifadeler de, Fehmi Koru’yla Ahmet Hakan’ın aynı mutfaktan beslenip doldurulduklarının bir kanıtıydı.

    Daha sonra Ahmet Hakan’ın:

    “Bir zamanlar Erbakan Hoca’nın Milli Selamet Partisi, ‘anahtar parti’ işlevi görürdü, MSP’siz koalisyon kurulamazdı. Aradan yıllar geçti. Ve Erbakan Hoca’nın mirasçısı olan Saadet Partisi, bir anlamda yine anahtar parti konumuna taşındı. AKP ve MHP bloku Saadet’i istiyor... Çünkü dışarıda muhafazakâr parti bırakmak istemiyorlar. Muhalefet bloku Saadet’i istiyor... Çünkü yanlarında Saadet gibi bir muhafazakâr partinin olmasının çok önemli olduğuna inanıyorlar. Ve bu durum Saadet Partisi’ni oy oranının ve kapsama alanının çok ama çok ötesinde önemli hâle getiriyor.” (2 Mart 2018 Hürriyet)itirafları ve yine Fehmi Koru’nun:

    “Abdullah Gül AKP’nin kurucu kadrosundan; partisi seçimi kazanınca önce Başbakan olarak hükümeti o kurdu, sonra Dışişleri Bakanlığını üstlendi; siyasi hayattaki son yedi yılı boyunca da Cumhurbaşkanlığı makamı TBMM’deki AKP çoğunluğu tarafından ona tevdi edilmişti. Yeniden adının Cumhurbaşkanı adayı olarak geçmesi bu bakımdan aslında şaşırtıcı sayılmamalı… Şaşırtıcı olan, Gül’ün adını bir CHP milletvekilinin, hem de gerekirse parti grubundan 20 milletvekilinin onu aday gösterecek imzayı vereceğini de söyleyerek telaffuz edilmesiydi. Değiştirilen anayasaya göre, Cumhurbaşkanlığına en az 20 milletvekili veya 100 binden fazla halk imzası gerekiyor… CHP Milletvekili herhalde partisinin yetkili kişilerinin de bilgisi dahilinde o açıklamayı yapmıştır. Oysa, CHP, 2007 yılında Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına şiddetle karşı çıkmış, e-muhtıra günlerinde bu gelişmeyi durdurmak için kendisine başvurulmasını bekleyen Anayasa Mahkemesi’nden o meşhur 367 kararını çıkartmış, AKP’ye sonradan ‘cumhur-başkanlık sistemi’ yolunda kapıyı aralayan Cumhurbaşkanını halka seçtirme amaçlı referanduma gitme zorunluluğunu dayatmıştı.” (Fehmi Koru 2 Mart 2018) Hatırlatmaları, Saadet Partisi ve Oğuzhan Asiltürk ekibi üzerinden yeni ve kirli bir tertibin tezgâhlandığını ortaya koymaktaydı.

    Ve sonunda Abdüllatif Şener de:

    “Abdullah Gül, Saadet Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayıdır. Bülent Arınç, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Atilla Koç, Cemil Çiçek ve Hüseyin Çelik de bu oluşumun içerisinde yer alacaktır.” açıklamasını yaparak yeni bir Siyonist tezgâhı deşifre etmiş olmaktaydı.

    Kaynak Makalenin Tamamı için:
    http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/saadet-partisini-tarikatlestirme-ve-erbakanin-uzerine-beton-dokme-cabalari



























    Bu Haber 1234 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS